"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kab-ı Kavseyn makamı

Rüstem GARZANLI
29 Şubat 2024, Perşembe
Kadir-i mutlak olan Allah, (cc) “Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.”1, buyurmuş.

Cennetten getirilen bir binekle Hazreti Muhammed’i, (asm) Mescid-i Haramdan, Mescid-i Aksa’ya, oradan da yedinci kat tabir edilen Sidretü’l Müntehaya çıkarılmış.

Sidre’den sonraki safhayı Efendimiz (asm) şöyle buyurmuş: ‘’Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arşın altına geldiğimde, Arşın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhuti sesini işittim; ‘Yaklaş ey Muhammet!” Ben de Kab-ı Kavseyn miktarı yaklaştım.”

“Kab-ı kavseyn”, miraç mucizesinin en son ve en ileri safhasında, Peygamber Efendimiz (asm.)’in rüyete mazhar olduğu, manevi makamın ismidir. Kavs, yay demektir. Kâb, yayın iki uç kısmıdır. Yayı ikiye ayıran kabzaya da Kavseyn denir. Yani iki yay ile ifade edilmektedir. Bu ifade mecazîdir. Bediüzzaman hazretleri, Kâb- kavseyn için, “imkân ve vücub ortasında Kab-ı kavseyn ile işaret olunan makam,”2, demiştir.

Buna göre, teşbihteki yaylardan birisi imkân, diğeri ise vücub olmaktadır. İmkân bütün mahlûkat âlemini; vücub ise, zat, şuunat, sıfat, ef’al ve esmanın tümünü ifade eder.

Mahlûkatın varlığı “mümkin, yani olup olmaması eşittir. Bütün mahlûkat bu gruba girer. Allah’ın varlığı ise vaciptir, yani varlığı zatındandır ve olmaması muhaldir. İşte miraç hadisesinde, Vacibü’l-Vücut olan Allah, mümkinat âleminin Sultanı’nı (asm.) rüyetine ve sohbetine müşerref kılmıştır.

“Arş’a ve Kab-ı Kavseyne kadar gitmek, aynı hak, nefs-i hakikat ve mahz-ı hikmettir.” 3, Bazı şeyler vardır ki akıl idrakte zorlanabilir. Bediüzzaman hazretlerinin şu cümlesi ile konuyu bağlayalım: ” İdrak-i meali bu akla gerekmez, zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”4, Vesselâm.

Dipnotlar:

1-İsrâ, 17/1

2- Sözler, 31.Söz. İkinci esas.566

3- Sözler, 31.Söz 3.Esas. s.578

4- Sözler, 28.Söz. s.502

Okunma Sayısı: 1354
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nahit Topaloğlu

    29.2.2024 12:17:58

    Güzel bir özet. Allah razı olsun kardeşim.” " İdrak-i meali bu akla gerekmez / zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.” beyti, Üstad'ın sözü imiş sanılacak bir ifade kullanılmış. Üstad bu sözü sadece naklediyor ; malümunuz. beyit Ziya Paşa'nın. Bâki Selamlar Kardeşim. Fî emânillah!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı