"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’dan lazerli basiret ameliyatı

Sadettin Önal
21 Kasım 2019, Perşembe
Nur Sûresi’nde 1 işaret edilen elektriğin aydınlatmada kullanımı ampulün icadı ile gerçekleşti. Sadece aydınlatma amaçlı kullanımı yıllar aldı. Başlangıçta ortalığı aydınlatması yeterliydi. Bunca görülen gelişimine rağmen ışığın günümüzde tedavide kullanımı emekleme aşamasında.

Röntgen ile hastalığın teşhisinde önemli adımlar atılmışken lazer ile de ameliyat ve tedavide başarılı sonuçlar elde edilmeye çalışılıyor. Lazer teknolojisi göz ameliyatlarında belli oranda kullanılıyor. İnsan gözünün sağlıklı bir şekilde bakması ve gözün gördüğünü net olarak seçmesi görme açısından en önemli kısmı oluşturuyor. İyi bir görüş için gözdeki engellerin kalkması, şaşılığın giderilmesi ve odaklamanın tam yapılması gerekir. Tıpkı gece yolculuğunda otomobillerdeki far ayarının önemi gibi. İşte bu noktada “basar” denilen gözün hastalıklarının tedavisinde kullanılan lazer teknolojisi Allah’ın Şafi isminin tecellisiyle Nur isminin tecellisinin birleşmesidir. Diğer bir söyleyişle basarda yani gözde elektrik ışığı ile şifanın mezc edilmesi denilebilir. Kısaca gözde şifa ile ışığın birleşimi. Bu işin şifa ile ilgili kısımlarıyla birlikte ticarî yönü de ayrıca önemli.

Burada düşünülmesi gereken basar dediğimiz maddi görüşte böyle bir tedavi, böyle bir ayar gerekiyorsa ve yapılabiliyorsa aynı ayarın, aynı tedavinin “basiret” alanında da yapılıp yapılamayacağıdır.

Elektriğin aydınlatmada yeni yeni kullanılmaya başlandığı 1900’lü yılların başında Bediüzzaman Said Nursî, Doğu’daki aşiretleri aydınlatmak üzere İstanbul’dan Van’a döner. Aşiretleri dolaşarak sosyal, medenî ve ilmî derslerle onları aydınlatmaya çalışır.

Bediüzzaman Said Nursî’nin bu seyahatinde kendisini tanımayanlar kıyafetine bakarak onu tüccar zannedip “Tacir misin?” diye sorduklarını söyler. O, bu soruya “Evet, hem tacirim hem de kimyagerim” cevabını verir.

Bediüzzaman’ın cevabındaki ikinci kısım hem ilginç hem de daha dikkat çekicidir. “Hem de kimyagerim.”  “Kimyager.” Bu cevabı duyanın içinden “Ne alâka?”, “Nasıl?” diyesi geliyor.

O bu merakı gidermek için soruya “İki madde var mezc ettiriyorum” cevabıyla başlar. Önemli bir cevap. “mezc ettirmek.” Cevap aynı zamanda meraklandırıcı. Hangi iki şeyi birbiriyle kaynaştırmak, mezc ettirmek?

“İki madde var mezc ettiriyorum. Birinden tiryak-ı şâfî, birinden elektrik-i muzî tevellüd eder.” 2

Kelimelere baktığımızda “tiryak-ı şâfî” şifa veren ilâç, “elektrik-i muzî” ise aydınlatan elektrik anlamında iki kelime. Onun kimyagerliği bu ikisinin mezcinde, bu ikisinin birleştirilmesinde. O elektriğin sadece aydınlatma için yeni yeni kullanıldığı devrede bu ışığın şifa ile birleştirilmesinden bahsediyor. Yani yüz yıla yakın bir zaman sonra keşfedilip kullanılacak “lazer tedavisi”nden haber verir gibi.

Ahirzamanın en önemli âlimlerinden olan Bediüzzaman Said Nursî bu son teknolojiyi “basiret ameliyatı”nda kullanıyor.

İnsanların basiretlerinin iyice köreldiği bu zamanda ne kadar da önemli bir ihtiyaç!

Bediüzzaman’ın verdiği cevabı okumaya devam ettiğimizde bu basiret ameliyatının gerçekleştiği yerin “kalp” olduğunu görüyoruz.

Hakikati net olarak görebilmek için kalp gözünün açık olması önemlidir. Bunun için de kalbe “lazerli basiret ameliyatı” gerekir. 

Bediüzzaman’ın bu ameliyata dikkati çeken bir cümlesi de şöyledir: “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder.” 3

Bu mezc mühim. Bu kaynaştırma önemli. Bu birliktelik üzerinde durmaya değer. Bu lazerli basiret ameliyatının başarısı sonucunda kalpte “iman” olur, “muhabbet” ortaya çıkar, “sadakat”i netice verir, “hamiyet”i gerçekleştirir. İşte hakikat ve basiret.

Ticarî olarak hiçbir dünya menfaatinin karşılayamayacağı kadar kârı hedefleyen Bediüzzaman bu “lazerli basiret ameliyatı”ndan bahsettiği bölümün altına da “Ceride-i seyyare, ebu lâşey, ibnüzzaman, ehul acaip, ibni ammil garaip” şeklinde imzasını atar. Bu ifadeler ayaklı gazete, hiçbir şeye sahip olmayan, zamanı yaşayan, şaşılacak şeylerin kardeşi ve garipliklerin amcasının oğlu anlamlarını taşıyor.

Bana çok garip, çok ilginç ve çok enterasan geldi. Asrımızın basiretinin açılması ümidiyle…

Dipnotlar:

1- Nur Sûresi: âyet 35.

2- Nursî, Bediüzzaman Said. Bediüzzaman Said Nursî Tarihçe-i Hayatı, Yeni Asya Neşriyat Şubat 2017, s. 99.

3- Nursî, Bediüzzaman Said, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat Aralık 2017, s. 214.

Okunma Sayısı: 1047
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı