Malın şükrü, malı verene teşekkür etmektir. Teşekkür etmek, dil ve kalb ile olmakla birlikte, davranış haline de getirilmelidir. Asıl mal sahibi olan Allah’a teşekkür, O’nun emirlerine uymakla olur.
Zekâtın nerelere harcanacağı hakkında da, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Sadakalar (Zekât), Allah’tan, bir farz olarak, ancak: Fakirlere, miskinlere, Zekât, sadaka tahsil memurlarına, kalbleri İslâmiyet’e ısındırılmak istenilenlere, kölelere, esirlere, borçlulara (borç içinde boğulup kalmış olanlara), Allah yolunda harcamalara ve yolda kalmış yolculara mahsustur. Allah, her şeyi bilen ve her yaptığını, yerli yerince yapandır.”1
Zekât ve sadakanın şartları:
1. Sadakayı vermekte israf olmaması.
2. Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp kendi malından olması.
3. Minnetle in’amın bozulmaması.
4. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi.
5. Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi.
6. Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı zaruriyesinde sarf etmesi lazımdır.2
Bunları kendinde toplayan tek farz ibadet zekâttır. Zekâtın sadaka manası, merhamet, şefkat, tevazu vardır; minnet, başa kakmak, övünmek, böbürlenmek yoktur.
Peygamberimiz (asm), “Zengine ve güçlü kuvvetli ve sağlam vücutlu olana, zekât almak helal olmaz!” buyurmuştur.3
Ensardan bir adam Peygamberimizden (asm) bir şeyler istemeye gelince, ona, “Evinde hiçbir şeyin yok mu?” diye sordu. Adam:
“Hayır! Ancak bir çul var ki, onun bir kısmını örtünüyor, bir kısmını da altımıza seriyoruz. Bir de, su içtiğimiz bir bardak var!” dedi. Peygamberimiz (asm):
“Onları bana getir!” buyurdu. Adam onları getirince, Peygamberimiz (asm), “Bunları kim satın alır?” diye açık artırmaya çıkardı. Mallar iki dirheme satıldı. Peygamberimiz (asm) iki dirhemi aldı, Ensarîye verdi, “Dirhemin biri ile yiyecek satın al da ailene götür, ver; diğer dirhemle de bir keser satın alıp bana getir!” buyurdu. Ensarî keseri getirince, Peygamberimiz (asm) kesere bir sap taktı ve Ensarîye:
“Git, odun topla ve sat! Seni, onbeş güne kadar, görmeyeyim!” buyurdu. Adam gitti. Odun toplayıp satmaya başladı. On dirhem biriktirmiş olarak geldi. Onun bir kısmıyla elbise, bir kısmı ile de yiyecek satın aldı. Bunun üzerine, Peygamberimiz (asm):
“Bu, senin için, kıyamet gününde yüzünde dilencilik lekesiyle gelmenden hayırlıdır. Dilencilik ancak şu üç kişi için: Şiddetli fakirlik çeken, çok ağır bir borç altında bulunan ve can yakıcı kan diyeti ödemeyi yüklenen kişi için caiz olabilir!” buyurdu.4
Miskin; geçimlikten hiçbir şeyi bulunmayan kimseye denir. Allah, bunlar hakkında şöyle buyurur:
“Sadakalar (Zekâtlar), Allah yoluna kendilerini vakfetmiş yoksullar içindir. Onlar yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. Bilmeyen; iffet ve istiğnalarından dolayı, onları zengin sanır. Sen onları simalarından tanırsın. Onlar yüzsüzlük edip de insanlardan birşey istemezler. Siz ne mal harcarsanız, şüphesiz ki, Allah onu hakkıyla bilicidir.”5
Peygamberimiz de (asm), “Miskin, bir-iki hurma veya bir-iki lokma ile geri çevrilen dilenci değildir. Miskin, insanlardan bir şey istemeyen, onlar tarafından hali bilinmediği için kendisine birşey verilmeyen kimsedir” buyurmuştur. 6
Dipnotlar:
1- Tevbe Suresi: 60.
2- İşârâtü’l-İ’caz, s. 77.
3- Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2: 164.
4- Age., 3: 114.
5- Bakara Suresi: 273.
6- Buharî, Sahih, 2: 132, Müslim, Sahih, 2: 719.