"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Lezzet-i maneviye

Sebahattin Aslan
13 Temmuz 2022, Çarşamba
Güneydoğu Anadolu’nun bir ilçesindeki dostlarım anlatmıştı.

Önceki dönemlerde görev yapan ilçe belediye başkanlarından biri, aynı zamanda oranın ağalarından sayılırmış. Bu başkan ilçedeki fakir, garip, kimsesiz, bazılarının serseri ve hatta deli dediği kişileri korur kollarmış. Bazılarına ilçedeki değişik parkların sorumluluğunu verir; ağaçların sulanması, korunması gibi görevler vererek bir nevi onların topluma kazandırılmasına katkıda bulunurmuş. Onlar da başkanı çok sever ve bir dediğini iki etmezlermiş.

Bir gün başkan, köyündeki yakınlarına, kalabalık misafirleri olduğunu ve falanca güne hazırlık yapmalarını söyler. Köydeki yakınları kalabalık misafir ağırlamaya alışıktır. Çünkü değişik zamanlarda siyasileri, bürokratları ve bağlı olunan şehrin ileri gelenlerini misafir etmişlerdir. Yine bu düşünceyle hazırlıklar yapılır. O gün geldiğinde belediye başkanı; ilçedeki fakir, garip, kimsesiz, bazılarının ‘serseri’ ve hatta ‘deli’ dediği o kişileri bir otobüse doldurup köyüne götürür. Başkanın köyde hazırlık yapan yakınları, gelenleri görünce oldukça şaşırırlar ama başkanın hatırına seslerini çıkarmazlar. Gelen misafirler daha önce hiç görmedikleri ziyafetle harika bir gün geçirirler. Teşekkürlerle minnettarlıklarını başkana gösterirler. Fazla bir dinî hassasiyeti olmamasına rağmen başkan, bu misafirlerin minnettarlıklarından haz duyar ve çok mutlu olur.

Bu olay bana Otuz İkinci Söz’de geçen misali hatırlatır. Üstad orada şöyle diyordu: “Nasıl ki sehâvetli [cömert], âlicenap, müşfik bir zat, güzel bir ziyafeti, gayet fakir ve aç ve muhtaç olanlara vermek için, seyahat eden güzel bir gemisine serer. Kendi de üstünde seyreder. O fukaranın minnettarâne tena’umları [nimetlenme] ve o aç olanların müteşekkirâne telezzüzleri ve o muhtaç olanların senâkârâne [överek] memnuniyetleri, ne derece o kerîm zatı mesrur ve müferrah eder, ne kadar onun hoşuna gider, anlarsın.

İşte, küçücük bir sofranın hakikî mâliki olmayan ve bir tevziat [dağıtım] memuru hükmünde olan bir insanın mesruriyeti [sevinci] böyle ise, cin ve insi ve hayvânâtı feza-yı âlem denizinde seyir ve seyahat ettiren ve bir sefine-i Rabbâniye [Rabbanî gemi] olan koca zeminin üstüne bindirip, yüzünde hadsiz envâ-ı mat’umâtı [yiyecek çeşitleri] câmi’ bir sofrayı serip, bütün zîhayatı küçük bir kahvaltı nev’inde o ziyafete davet etmekle beraber, gayet mükemmel ve bütün envâ-ı lezâizi [lezzet çeşitleri] câmi’, sermedi [sürekli], ebedî bir dâr-ı bekâda Cennetleri, herbirisini birer sofra-i nimet ederek hadsiz lezâizi ve letâifi câmi’ bir tarzda, nihayetsiz bir zamanda, nihayetsiz muhtaç, nihayetsiz müştak, nihayetsiz ibâdına, hakikî yemek için ziyafet açan bir Rahmân-ı Rahîme ait ve tabirinde âciz olduğumuz maânî-i mukaddese-i muhabbeti [sevgi ile ilgili mukaddes manalar] ve netâic-i rahmeti [rahmetin neticeleri] kıyas edebilirsin.”1

Üstadın bu sözü üzerine söylenecek her söz zaid olur.

Dipnot: 

1. Sözler, s. 586-587

Okunma Sayısı: 1421
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı