"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şahs-ı manevî kavramı - 1

Şemseddin ÇAKIR
31 Mayıs 2024, Cuma
Bu konuyu aslında, 2 Haziran 2017 tarihli yazımda değişik boyutu ile işlemiştim. Fakat bir kardeşimizin ısrarı ile bir daha güncelleyerek işliyorum.

Şahs-ı manevi nedir?

“Hem ehl-i dalalet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı manevinin dehasıyla hücumu zamanında, o şahs-ı maneviye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlup düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı manevi çıkarıp, o müthiş şahs-ı manevi-i dalalete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek...” (Lem’alar, s.151) 

Münferit dehalar onun yanında bir hiç hükmündedir. Hatta bir insan, dâhî hatta yüz dâhî derecesinde de olsa, o cemaatin şahs-ı manevisinin yanında bir sinek gibi kalır.

Yalnız burada, cemaat nedir diye de bir paragraf açmak mecburiyetindeyiz. Çünkü “cemaat” tabiri de, bir çok terimler gibi, kavram kargaşası ile yanlış kullanılarak, tarikatlara da cemaat denmektedir. Halbuki körü körüne bir ferde tabi olup, aklını onun cebine koyana, nitelikli cemaat denmez, ancak ona tarikat veya hizip denir. Asıl vasıflı ve nitelikli cemaat, Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle; “fenafi’l-ihvandır”. Buna tefâni denilir. Yani, meşveretle hareket edip, fertte değil, meşverette fani olmak demektir. Demek bir tarikat, ne kadar sayıca çok olsa da, nitelikli bir cemaat sayılmaz. Çünkü tek şahsa bağlıdır, iradesini ferde tahsis etmiştir ve her şahsın illaki bir yumuşak karnı vardır. O da onun mahkumudur ve iradesi hükümsüzdür. Ona grup veya falancanın hizbi denir. Yani, orda tevatür yoktur, cemaatte tevatür vardır, tevatürde butlan yoktur. Hele bu devirde, öyle kompleks hadiselere rağmen, bir şahsa tabi olunamaz, artık saltanat dönemi de bitmiştir.

Bediüzzaman, şahs-ı manevinin formülünü aritmetik olarak şöyle ifade eder:

“Evet, üç elif ittihat etmezse üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihat etse yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi; hakiki sırr-ı ihlas ile on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i maneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor. (Lemalar, İhlas Risalesi)

Bu, cemaatin gücü demektir. İşte bu sırrı keşfeden Avrupalı zındıklar, onu istismar ederek kurdukları cemaat suretindeki şahs-ı manevinin dehasıyla, âlem-i İslamı esaret altına almışlar. Yani bu gerçek, Üstadın aritmetik olarak da yukarıda izah ettiği gibi, ferdî olarak alt alta değil, omuz omuza vermekle meydana gelen bir sırdır. İşte ABD gibi organize birlikler ve onların gücü ile dünyayı kasıp kavuran ve Kur’ân-ı Kerim’in işaret ettiği lanetlik millet olduklarını ispat edercesine âleme ilan eden Yahudilerin bu alametlerine rağmen, o örgüt mensupları o gücü Yahudiler için kullanarak aynı lanete uğramış olduklarının farkında bile değillerdir.

Evet, işte bu günkü zulüm de, aynı o şahs-ı manevinin tesanüt dehası ile yapılıyor. —Devam edecek—

Okunma Sayısı: 966
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı