"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çadırlar sökülüyor, göç düzülüyor; haberimiz var mı?

Şükrü BULUT
20 Kasım 2020, Cuma
Rıhlet denilince yalnızca Kureyş mi hatıra gelecekti…

Kışın kuzeye, yazın güneye göç edenler onlardan mı ibaret dersiniz. Ah şu göçerler… Darülkarar zannettikleri diyardan bir mevsimlik, bazen bir nebzecik göç eden göçerler. Mevsimin kışa dönmesi, havaların soğuması, zirvelerin beyaza bürünüşü, gün ile birlikte yaprakların da sarararak rüzgâra teslim olmaları; yaylalardan çadırların söküleceğinin hep işaretleridir. Kimi Bozok’tan, kimi Ferraşin’den, kimi Sübhan’dan, kimi Tekir’den, Zorkun’dan, Çelebibey’den toparlanır ve geldikleri kışlaklara dönmek üzere yola revan olurlar.

Yayla dönüşünü derin acılarla dünyalarında yaşamamış bir yayla çocuğu gösterebilir miyiz... Büyükler acılarını gizlerlerse de kadınların ve çocukların gözyaşları, onların safiyetlerini ele verirler.

Ayder’e, Sultan Murad’a veya Kazıkbeli’ne bir sayfiye boyu çıkıp dönmek ile, şu dünya misafirhanesine konup göçmek arasındaki fark ne ola ki… Fakat çoğu kez aldanıyoruz. Üstadımızın tercümanlığıyla; Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider, diye terennüm ettikleri gibi… Bu hakikati ders veren güzeller güzelinin; mutlaka biz O’ndan geldik ve yine O’na dönücüyüz, cümlesi de rıhleti üzerine değil miydi? Kışlaklarda barındıran da, yazlığa gönderen de ve imtihanımızdan sonra, tekrar Darülkarar’a götüren de O değil mi?

Elbette sebepler perdedirler. Korona da bir başka renkli perde. Kendisiyle çokça meşgul ettiğinden, bakışları kendisinde kilitlemiş. Bizim neslimiz; her evden bir-iki şehidin çıktığı savaşlara katılmadığından, o zamanların halet-i ruhiyesini bilemiyoruz. Sabahında tenceresinde hasret ve akşamında ayrılık pişiren anneleri ve genç gelinlerin hikâyelerini bize derli topluca yazan da olmadı. Taunun, vebanın veya bir başka salgının; kasabanın yarısını bir hafta içinde toplayıp götürdüğü zamanları da yaşamadığımızdan şu koronalı günleri bir yere koymakta epeyce zorlanıyoruz. Çevremizdekilerin; bize el sallama fırsatı bulamadan -bize göre- ayrılıp gitmeleri, gözümüzü-kulağımızı haberleşme makinalarına kilitledi, bu mevsimde.

Bazen sormaktan çekinir olduk. Hazan gazelleri gibi, hissedilmeyen saba rüzgârına bile dayanamadan dallarından kopanların isimlerini. Bu yazı size ulaşıncaya kadar, inşallah bir başka yanımızı yakan ayrılık ateşiyle tutuşmaz ciğerlerimiz. Çoğu kez, hayâlleri misal dünyamızda yansıyan kahramanların ayrılıklarına gönül inanmaya inat ediyor. Antakya ve Adana’nın medar-ı iftiharı Ali Kanıbir Ağabey’in iyileştiğini duyduktan sonra, göç haberini aldık. Sebepler susuyor ve rıhlet devam ediyor. Ali Ağabeyimiz, hüzünle peşi sıra baktığı Antakya’nın fedakâr kahramanlarından kaim pederi Ahmet Denktaş’a bu kadar kısa sürede kavuşacağını biliyor muydu? Kim bilir.

Üstadımızı görebilme ve talebe olma şerefine nail olmuş ağabeylerin şu güz mevsiminde, sararmış güneşler gibi batışları… Selahattin Akyıl, Fırıncı Ağabey ve Kemalettin Ağabeyler… Zübeyir Ağabey’in yoldaşları ve hem dertlileri Aydın’dan Necati Can ve İzmir’den Cafer-i Sadık Ağabeyler… Van’ının medar-ı iftiharı Kâmil Koyuncu’dan, müstakim ve kahraman Gedizli Ahmet Uzsoy Ağabeylere kadar… Ege’nin dindar demokrat kimlikli evlâdı Nur Talebesi Mehmet Özkan ve Gazetemizin eski yönetim kurulu başkanı Ömer Yavuzyiğitoğlu’ndan, Adıyaman’ın değerli ağabeyi, muallimi Hüseyin Özbey’e ve Mersin’in sevgili Mustafa İlhan’ına… Çocuklarını ve torunlarını Hak yolunda yetiştiren eniştem Derviş Uruç’tan, mütebessim ve şefkatli Said Durum’a kadar… Dedim ya, yaprak dökümü.

Hicret, göç, rıhlet, firkat ve ayrılık kelimelerinin acıklı yanı dostlardan müfarakat değil mi? Geçen mevsimleri çoktan unuttuk, hakikaten önceki sonbaharlar bu kadar hüzünlü müydü? Gel gör ki nefis kabule yanaşmıyor. Yukarda isimlerini saydığımız kahramanların tenlerini teneşirde görmeyenler, onları hafıza ve hayâllerinde uzun zaman yaşıyor, kabul edecekler. Ne zaman ki onlarla buluştukları önceki mekânları ziyaretlerinde sevdikleriyle karşılaşamadıklarında ve nihayet birileri ellerinden tutup kabirlerine götürdüklerinde, ruhları kalplerinden kopan hıçkırıkları duyacaktır.

Şu hastalığın şehadete vesile olduğunu söyleyenler, elbette söz konusu hadis-i şeriften haberleri var. Bu hastalığın göçerlerimizin çadır direklerini, çoğu kez, boğulma haletiyle söktüğünün farkında olmalıyız. Ki bu da şehadete bir başka işaret olmalı.

Bu ölüm mevsiminde eksikliğini ve zaafını en fazla duyduğumuz şeyin; Allah’a, ahirete ve kadere kuvvetli iman ile O’na teslimiyet olduğunu, her irkilişimizde biraz daha iyi anlıyoruz. Ölümün mahiyetini, ahiretin hakikatini ve dünyanın bir bekleme salonu olduğunu izah ve isbat eden NUR DERSLERİNE olan şiddetli ihtiyacı biraz daha derinden duyuyoruz.

Bu vesileyle ebediyete intikal etmiş ağabeylere ve ablalarımıza şahs-ı manevî adına rahmeti sonsuz Rabbimizden af ve mağfiret diliyor, onların bıraktığı boşlukları doldurmaya sevenleri âcilen dâvet ediyoruz.

Okunma Sayısı: 2398
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Haydar

    24.11.2020 06:48:08

    Allah hizmet edenlere rahmet eylesin mekanları cennet olsun. Üstadımız ölümü çok güzel izah etmişti. “Ölüm bir idam değil... bir terhistir....” Mevlana ‘da “asıl sevgiliye kavuşma...” diye izah etmiş. Bizlerin ölümden etkilenme nedenimiz, belirttiğiniz gibi olsa olsa imanımızın zayıflığındandır. Yılmadan, usanmadan hizmete devam

  • Said Köse

    23.11.2020 09:01:33

    Rabbim hepsini gani gani rahmet eylesin mekanlari Cennet olsun İnşaAllah

  • Salim

    21.11.2020 11:56:45

    Gurbetten sılaya dönüşü çok acıklı tasvir etmişsiniz...Barekellah.

  • Nura

    21.11.2020 11:39:14

    Ölümün ayrılık acısını hafifletecek kadar iman hakikatlerini okuyalım. Geç kalmadınız, inşaallah.

  • Ertuğrul

    21.11.2020 09:34:35

    Ruhları en çok inciten ve yıpratanın ayrılık olduğunu bir daha isbat ettiniz. Allah razı olsun.

  • Sezai MUMCU

    21.11.2020 01:13:06

    Ikiye böldüm medhiyemi lakin ucup gitti mechule takildi bir maniye, bilmem ki niye

  • Zübeyir

    20.11.2020 17:20:00

    Edibane ve şairane yazınız, afaki daire yazılarının arasında nazarımıza daha bir letafetli geldi. Tasvirleriniz, yayla serinliği getirdi. Güzel bir anma olmuş, ağabeylerimizin hepsinin ruhları şad olsun! Allah razı olsun. Kaleminize sağlık.

  • Hıdır Yıldırım

    20.11.2020 15:47:59

    Bu hazan mevsiminde hüzün ve Ümit dolu yazınız beni çok duygulandırdı. Allah razı olsun. Bediüzzaman Hazretleri ölüm hususunda : "Sekizinci Söz ve Yirminci Mektup gibi çok risâlelerde izah ettiğimiz gibi, ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır. Ve hâkezâ, bunlar gibi hakikatlerle ölümün hakikî güzel simasını gördüm. Korkarak değil, belki bir cihetle müştakane mevtin yüzüne baktım. Ehl-i tarikatçe rabıta-i mevtin bir sırrını anladım." Diyor. Cenab-Hak ölümü severek karşilayanlardan etsin. Dar-I bekaya irtihal eden abelerimize rahmet eylesin.Mekanlarını cennet eylesin.

  • Selim

    20.11.2020 12:22:48

    Mevsim-i ahzan hazanımızın hakikatli bi tasviri olmuş.

  • Hayati

    20.11.2020 11:39:38

    Enedi kalmak ve bir daha göçmemek üzere sultanın makarr-ı saltanatına dönüş hazz ve sevinci için şu icabe-i saat-i duada Rabbimize yalvaralım. Güzel, tefekkürlük ve edebi bir yazı. Allah razı olsun.

  • Zeliha

    20.11.2020 09:14:07

    Allah hepsine gani gani rahmet eylesin bizleri de onların şefaatine nail eylesin.Evliya kınından çıkmış kılıç gibidir diye bir söz okumuştum. Hadis mıdır hatırlayamadım. Şu karanlık günlerde hakkıyla hizmeti yapamayanlar belki de ruhen bize kuvvet verecekler. İman Kur'an hizmetinde dirilerin yapamadığını şehitler mi yapacak acaba? Rabbim biran önce Nurefşan derslerimize kavuştursun hepimizi. İnşaallah.

  • Hüseyin

    20.11.2020 09:09:44

    Şu keşmekeş dünyanın,dağdağalı hayatın yalnızlığını ve sessizliğini, anlarını ve anılarını, içsel ve bedensel acılarını,  hüznünü ve feryadını, firakını ve hasretini duymadan/yaşamadan;  hayatın ve ölümün, yaşamanın ve ölmenin, nurun ve zulumatın, duyguların yeniden doğmasının,sevginin ve nefretin, içtenliğin ve yalanın, mühletin ve ahiretin farkına idrakine varamıyor insan.. Sadece kendisinin değil başkalarının da  sevincini, acısını, hüznünü, huzursuzluğunu kendi içimizde yaşama becerisine sahip oluşuyla ilintilidir hayatımız.. Yalnızlığın uçsuz bucaksız ovalarını alt-üst etmeden hüzün ve kaygı, sessizlik ve dua, bekleyiş ve umudu dalga dalga ruha bedene ve nedenlere yansıtmadan beklentilerin ve umudun, tefekkür ve duanın etkisini bedenimizde duygularımızda ruhumuzda hissetmeden varoluşsal meselelerimizi  yaşama serüvenimizi gönderilme gayemizi oluş ve kayboluşları tam manasıyla anlayamıyor insan..

  • Fatma

    20.11.2020 06:47:35

    Cook manidar bir okadarda da dokunakli bir yazi olmus sevdiklerimize veda edemeden hattamezari basina olupta gidemememek yine bir gun bir araya gelipte bulusabilirmiyiz bilinmez cok aci yureginize saglik tez zamanda dunyada iken bulusmak umidiylee

  • Nihat

    20.11.2020 06:33:38

    Kaleminize sağlık.

  • Eddai

    20.11.2020 01:26:05

    Amin Amin Amin Velhamdulillahi Rabbilalemin..... "Allah’a, ahirete ve kadere kuvvetli iman ile O’na teslimiyet olduğunu,...", beserin sehadet aleminde aradigi yegane hakikat bu olsa gerek. Allah razi olsun, saygi ve sevgiyle ellerinizden öperim.

  • Oğuz Yiğiter

    20.11.2020 00:57:13

    Bilhassa camiamız açısından, üst üste gelen firkat sarsıntılarını çok içten duygularla dile getiren bir makale. Gönüllerimiz her ne kadar ebedi buluşma menzilleri için titreşim halinde olsa da, firakın acısı, "ölüm olmasaydı, ayrılık yol bulup içimize giremezdi" sözünü söyletiyor. Kader ; bu zaman dilimi sakinleri olarak bizleri, rıhlet-firak-vuslat ekseninde bilemediğimiz çok yönlü sırlar yumağı tecelli cilveleriyle,tecrübeye tabi tutuyor. Muhabbetle rızadâde olmaktan başka çaremiz yok. Değil mi ki, vuslat ebedî, firak geçici, kavuşmak ve sevinçlerle görüşmek ebedî. O halde bize düşen ; Yâ Bâki, Hüvel Baki. Yâ Bâki, Hüvel Bâki ile teselli bulmak...

  • Bedreddin

    20.11.2020 00:38:38

    Allahü Ekber çok kalbi ve ilmi bir makale olmuş.Allah ebedi razı olsun kıymetli Ağabeyim.Hadiseler ancak bu kadar güzel resmedilir.Tam imani ve kur'ani bir bakış barekallah.

  • İhsan

    20.11.2020 00:21:28

    Rahmete vesile inşaallah güzel bir anma, bir dua ve bir yâd hükmüne geçti.

  • Ruveyda

    20.11.2020 00:20:55

    Ciddi bir 'yaprak dökümü' Adı hoş bir sada olarak kalsın şu gök kubbede dedemin... Kaleminize sağlık olsun...

  • Tahsin

    20.11.2020 00:17:21

    Kaleminize yüreğinize sağlık 🙏🏻

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı