"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dinî cemaatlerde istiğfar dönemi

Şükrü BULUT
31 Ocak 2020, Cuma
İslâmiyet’in, insaniyetin, barışın, demokrasinin ve medeniyetin azılı düşmanları Türkiye’mize 12 Eylül cinayetini reva gördüklerinde, üniversiteyi henüz yeni bitirmiştik.

Olan biteni, belki de duygularımızla takip ediyorduk, ama içinde bulunduğumuz camia; her hadiseyi itidal içinde ve Risale-i Nur’un prensipleri ile değerlendiriyordu. Nur Talebelerinin naşir-i efkârı olan Yeni Asya Gazetesi’nin arşivlerdeki o günün nüshaları bu düşüncelerimize şahittir.

İhtilâl ile milletin iradesini devletin bütün birim ve hücrelerinden kovan bu müstebit ve habis ruhun, kırk seneden beri ülkemize ve vatanımıza verdiği zararı kamuoyuna gösterebilmek için, uzunca ansiklopedik bir tarihe olan ihtiyacımız aşikârdır. Türkiye’mizde bu musîbetten hissesini almamış hiçbir unsura rastlamayacağımızı tekrar hatırlatmak isteriz. Bu bütünün içinde “dinî cemaatlerimizin” payına düşen “mezalimden” geçmiş yazılarımızda kısa remizlerle işaret etmiştik. Bir kısım dindar ve milliyetçilerimizin ve bilhassa Siyasal İslâm kökenli siyasetçilerimizin şuursuzca yardımıyla, cehaletten dokuma, ülkemizin ve halkımızın üzerindeki bu kara örtü tamamen kaldırılamadığından; efkâr-ı ammede hâkim olan birçok fikrin, ihtilâlci Kemalistlerin üretimi olduğunu milletimize maalesef anlatamıyoruz.

Bu adaletsiz şartlarda, geçmişten gelen demokrasi ve millet düşmanı düşünceler, gördüğünüz üzere ellerimizi kollarımızı bağlamaya devam ediyorlar. Yanlışların tarihe ve doğrulara karşı hâlâ ayakta kalışlarında, domino etkisinin zıddını düşünebiliriz. Halkın kıymet verdiği insanları ve değerleri 12 Eylül 1980 ihtilâline payanda yapan “dehşetli gücün” mahiyetini bilemeyenler, belki de çareyi düşünmemekte, biatta veya sorgulamamakta arıyorlar. Günümüzdeki iktidar yapısından geriye doğru, tâ 12 Eylül sabahına kadar… Ne siyasetçilerden, ne ilim adamlarından ve ne de dinî cemaatlerden; 12 Eylül cinayetinin mahiyetini deşifre edecek bir beyanın gelmemesi, maalesef bizi iddiamızda haklı çıkarıyor. Olaylara ve kahramanlarına girilmeyeceğine dair söz vermiştik, fakat ister korku, ister aldatma, ister haset, ister kıskançlık, ister kavmiyetçilik veya isterse menfaat saikıyla ihtilâlcilere alet olmuş, onlardan hizmetleri için maddî destek almış ve onların emir ve iradeleri doğrultusunda diğer kardeş cemaatlerin aleyhinde bulunmuş “dinî cemaat temsilcilerinin” tövbe ve nedamet mevsimleri gelmiş olduğunu haber vermek istiyoruz.

12 Eylül fitnesini iliklerine kadar hissederek yaşayan neslimiz elli-altmışın üzerine çıktı. O günün cemaat temsilcilerinin de bizden birkaç yaş büyük olduklarını varsayalım. Yani yetmişe dayanmış, kabre pek yakın tepelerin eteklerinde güneşin gurubunu bekliyorlar. Bu ise; nedamet, tövbe, ve istiğfar için güzel bir mevsim olmalı.

Onların tövbe ve nedametleri, belki de onların ahiretlerini kurtaracak. Fakat arkalarından gelen nesillerin hem dünya ve hem de ahiretlerini etkiliyor, bu hakikat. İhtilâlci yönetimlerden, demokrasi düşmanı oluşumlardan veya siyasî menfaat niyetiyle dinî cemaatlerimizin kursağına girmiş haram lokmalardan tutunuz, oturdukları mekânlara, hatta kullandıkları imkânlara kadar...

Bilhassa Kemalist devlet sıfatıyla dinî cemaatlerin emvaline karışmış her şeyin haram olduğunu ve manevî zehir gibi onların hizmetlerini menfice etkilediğini bilerek; geceli gündüzlü istiğfara durması lâzım gelenlerin; hiçbir şey olmamış gibi etraflarına bakınmaları yalnızca onların helâketini hızlandırıyor. O zehrin, o necasetin, o haramın ve rüşvetlerin Türkiye’mizin bugün ve yarınını da kararttığının farkında değillerse, mutlaka hürmet ve şefkat ile onlara bu gerçeği hatırlatmamız gerekiyor.

İhtilâl ile devleti ele geçirmiş “gayrimeşrû güçlerin ve hükümetlerin” dinî cemaatlerimize istibdat ile yaptıklarının, bu gün kolaylık ve güzellik ile tamiri mümkündür. Yani tövbe ve istiğfardan maksat; arkamızda bıraktığımız yanlış dolu icatlarımızın farkına vararak, elimizi, dilimizi ve lokmamızı geçmişteki haramlardan temizlemeye çalışmak değil mi? Kırk senenin hesabını kitabını konuşmuyoruz. Zaten hesaba muhatap insanların ekseriyeti mahkeme-i Kübra’ya intikal ettiler. Bu fani dünyada, muhatabı olmayan meseleleri açmanın hiç kimseye yararı olmaz. Belki de gıybete girilir (icrayı temsil eden siyasetçiler müstesna.)

Belki de nedamet ve istiğfarın ilk adımı; dinî cemaat olarak devletin sofrasından, lokmasından ve imkânından uzak durmak. Evvelâ, biliyoruz ki orada tüyü bitmemiş yetimin de hakkı var. Sonra, Kemalist devletin elleri kirlidir, kanlıdır ve maalesef necasete bulanmıştır. Bu elin dinî cemaatlerin ihlâs dolu amellerine değmesiyle, bütün, niyetlerin nasıl heba olduğuna şahit yüzlerce insan buluruz çevremizde. Hem devletin sofrasına oturmamak ve hem de onların dergâhlarımızda, medreselerimizde ve mahfillerimizde farklı maksatlar arkasında köşe tutmalarına müsaade etmemek… Elbette ülkeyi idare edenler, vatan topraklarında olup bitenlerden haberdar olacaklardır. Dinî cemaatlerimizi işin içine sokmadan, onları rahatsız etmeden ve hürriyetlerine karışmadan; devlet kendi işlerini her yerde yapabilir.

Cemaatlerin söz konusu nedametleri, yalnızca maddî yardımları ve imkânlarını kapsamıyor; aynı ölçüde siyaset, bürokrasi ve “onların siyasetlerini temsilleri” ile de ilgilidir. Madem ki Türkiye’yi idare edenler Avrupa ve Amerika’nın tasallutu altındalar. Yani onlar üflüyor, bizim idarecilerimiz oynuyorlar. Kur’ân’a ve ahirete müteallik projeleri gaye edinmiş cemaatlerin, bu global güçlerin oyunlarına gelmeleri; ümmet ve insanlık için büyük bir felâket manasına gelir. En büyük zararı önce dinî cemaatlerin temsilcileri, sonra cemaat mensupları ve daha sonra bütün Müslümanlar maddeten ve manen çekmeye başlarlar. Günümüzde olduğu gibi...

1980’den günümüze kadar, dinî cemaatlere yönelik derin devletin yaptığı operasyonları, onları parçalamak üzere kurdukları tuzakları ve hayatlarına son verdikleri büyüklerini-temsilcilerini-düşünerek nedamet ve istiğfar ile yeni bir sayfa açarak, dünya ve ahiretimizi kurtarabiliriz.

Okunma Sayısı: 2586
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Recep Tuna

    2.2.2020 10:39:39

    Selamlar hürmetler

  • Ahmet Fuat

    31.1.2020 22:30:57

    Kırk yıllık bir geçmişin kısacık tarihçesi ve dindarların günah galerisi. Müthiş bir rövanş kendimizle...Tebrik ediyorum yazarımızı...

  • Hüseyin

    31.1.2020 21:27:45

    Yakın geçmiş ibret verici hadiselerle doludur.On yıllar boyunca süren hadiseler, toplumun fay hatlarında derin çatlaklar meydana getirmiş, güvensizlik doğurmuş ve sosyal ahengi bozmuştur. Dini değerlerin aşınmasıyla, içlerinin boşaltilmasıyla, etken ruhlar uçmuş, yaraları ve hastalıkları tedavi edici özellikleri ortadan kaybolmuştur. Toplum, demokratik niteliklere sahip olmadığı için, şaşkın kuzu gibi başına ne geldiğinin, ne olacağını bilememektedir.Müslümanın yurdunda olması gereken huzur, refah ve hukuk elin oğluna uçmuş, uygun iklim bulmuş orada neşvünema bulmuştur. Çıkış yolu, geçmiş hatalardan bütünlüklü dersler çıkarmaları, hataları tekrarlamamaları belleklerini her daim taze tutmaları, demokrasi ve hukuktur.

  • Abdulkadir Turan

    31.1.2020 17:10:41

    12 Eylül gibi;kirli darbe girişimlerinin,tekerrür etmemesi için,acilen istiğfar kampanyası başlatılmalı.Tuhaf gelebilir belki ama bu durumda başka çare görünmüyor.

  • Resul

    31.1.2020 16:26:40

    11 Eylülü güzel tanımlamışsınız.Kemalizm adına yapılmış en derin bir ihtilal ve ifsat projesi. Dindarlarımız bunu anlayabilselerdi, Türkiyemiz demokrasi eşiğini çoktan aşmış olacaktı. Allah gayretinizi arttırsın.

  • Hüseyin kıymık

    31.1.2020 15:07:24

    Ah be hocam! Yine bam telimize bastın... Tevbe binlerce defa tevbe edilmesi gerekir de... Ancak, tevbe etmek için tövbeye ihtiyaç hissetmek gerekir... Bunun içinde cemaatlar o zamanki duruşlarının yanlış olduğunu kabül etmeleri gerekir ki tevbe etsinler... Ve birde bu kadar haram lokmalar midelerde iken acaba tevbeler kabul olur mu? Cemaatların bu günkü duruşları dünkünden sanki çok mu farklı... Yine zulmü alkışlayor ve zalime meylediyor,karşılığında da devletin haram imkanlarıyla midesini şişiriyor... Ha dün, ha bu gün ne farkader? İşimiz kolay değil... Rabbımız yardımcımız olsun...

  • Emin

    31.1.2020 11:03:18

    Zalimlere meyletmeyin ki, sonra size de ateş dokunur. (Hûd Suresi: 113) ayet-i kerimesi fermanıyla, zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki edna bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü, rıza-yı küfür küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür. (Mektubat, s. 481)

  • Sultan selim

    31.1.2020 09:40:57

    Kırk yıllık gecikmeyle de olsa demokrasi geçmişten nedamet etmeyi sever

  • Zübeyir

    31.1.2020 09:26:02

    Akıl ve kalbi uyandıran manidar, müdakkik bir yazı. Anlatılan deruni hakikatlerin biraz daha detaylı olarak ve örneklerle yeni nesile sunulması, istifadeyi artıracaktır kanaatindeyim. Hastalığın farkında olmadan, hastalığı görmezden gelerek bir yere varılmayacağını ehl-i hakikat ve nur talebeleri artık anlamalı. Allah razı olsun. Tebrikler. Bu yazıda kalbin ve vicdanın hissesi daha fazla. Vicdanla ve kalple okunmalı...

  • Selim

    31.1.2020 03:49:56

    Dünyamızın musibetlerin pençesinde hafakanlarla akşamlayıp sabahladığı şu zamanlarda pişmanlık içinde Allah a yalvarmaya her kes muhtaç. Fakat dini cemaatler mecbur.

  • Hayati

    31.1.2020 03:40:15

    Ah gönül böyle bir nedameti ne kadar istiyor. Dini cemaatlerin ihlas ile istiğfara durmaları ümmetin başarısını iki katına çıkarır... Bu ümit kapısında bu cuma gecesinde istiğfar içinde Rabbimizden istiyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı