"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Neoliberallerin Boğaziçi mağlûbiyeti ve millî muhalefetimiz…

Şükrü BULUT
19 Şubat 2021, Cuma
Okuyucularımızın çok yerinde tenkit ve serzenişlerine biz de hak veriyoruz.

“Bilinmeyeni bilinmeyen ile tarif ediyorsunuz…”, diye haklı olarak ikaz ediyorlar. Sizler bu açıdan doğru konuşuyorsunuz. Daha çok Batı Dünyası’na ait isimlerin, tarihi olayların, aktüel cereyanların mahiyetlerini anlatmadan, oradan kendimize örnekler, deliller veya açıklama için mukayeseler çıkarıyoruz. Ümit ederiz ki, bu zihnî zorluklar çok kısa bir zamanda kaybolacak. Globalleşme, internet dünyasındaki komünikasyon mu’cizeleri ve Müslümanların yavaş yavaş sahneye çıkmaları; inşallah işlerimizi daha da kolaylaştıracaktır.

Neoliberal kelimesinin tanımını bilinçli olarak kamuoyundan kaçıran Marksistler, bilhassa liberal sol, bu hareketin sivile bürünmüş, kapitale yanaşmış ve hürriyet kostümünü giyerek insaniyeti çekirdeğinden ta ağacına kadar bozmaya azmetmiş bir hareket olduğunu Türkiye’mizde gizlemeye çalışıyor. Esas köklerinin dinsiz Avrupa felsefesine, Marksist zeminin üzerinde Freud usûlü ile yükselen bu dehşetli cereyanın mahiyetinin gizli kalması, Neoliberallerin üstatlarını, hareketlerini, finansörlerini ve hatta “ insanî yardım hüviyetine bürünmüş” sivil-toplum kuruluşlarını, toplumlarda sosyal problemlerle karşı karşıya kalmış insanlara “kurtuluş kapısı” gibi sunma fırsatı vermiştir. Bunların tarihçelerinden, düşünce feylesoflarından, enstitülerinden zaman zaman geçmiş yazılarımızda bahsetmiştik. Yukardaki iddiamıza kuvvet verecek tarzda Karl Popper’e, August von Hayek’e, George Soros’a ve nihayet Bill Gates ile eşine methiyeler düzen yüzlerce yazı ve makale bulabiliyorsunuz, Türkiye Medyasında. Bu duruş ve tesbit yalnız bizim milletimiz ve ülkemiz için değil, başka halklar için de geçerlidir. Batılı tasvir etmemek için bu felsefi mektebin 1923’ten günümüze içinde bulunduğu icraatlarından bahsetmeyeceğiz. Fakat bu Beylerin Mont Pelerin’de bir araya gelip “ Hürriyetçilerimizi” kandırmak üzere strateji geliştirdiği günlerde Bediüzzaman’ın talebelerine yazdığı mektup çok önemlidir. ( bknz. Emirdağ Lâhikası, s. 20-21,Yeni Asya Yayınları) Hatta bu mektuptan önce; Neoliberal feylesoflardan Herbert Markuse‘nin Amerika merkezli başlattığı “ahlâkî tahribat operasyonundan” önce Avrupa’da ve kısmen de Türkiye’ de yol açacağı ihtilâllerden bahsetmeleri, belki çoğumuzun nazarından kaçmıştır... Yine Bediüzzaman dinsizliği ve ahlâksızlığı ihtilâllerine zemin olarak hazırlayan bu hareketin, zakkumca meyveleri bizim ülkemizde de elde edebileceğini, yine bu tarihlerde eserine eklediği bir haşiyede belirtiyor. Kur’ân’ın gelecekten haber vermesi münasebetiyle Felak Sûresi’ndeki bir âyet ile ilgili olarak “Eğer beraber olsa, Milâdî bin dokuz yüz yetmiş bir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.”( Şuâlar, s. 241) derken, bu cereyanın çalışmalarını ihsas ettiriyor. Neoliberallerin Amerika’da başlattıkları “ahlâkî temel değerlerle savaş” münasebetiyle, Alman halkı ahlâksızlığın daha çok Amerika’dan Avrupa’ya geldiğine inanır. Bu kısa bilgilendirmeden sonra esas mevzuya geçelim.

Türkiye’mizin 12 Eylül İhtilâliyle içine sokulduğu dehşetli istibdadın en karanlıklı zamanlarını yaşadığımıza, yalnızca AKP taraftarları itiraz edebilir. Millet iradesinin Ankara’da bir binaya hapsedildiğine de inanmak zorundayız. Her ne kadar Komünizmden henüz kurtulmuş Rusya’yı icraatlarında örnek veriyorlarsa da, millet yararı noktasında Rusya’dan geri olduğumuzu itiraf edelim. Putin’in Neoliberal tekelci sermayedarları bankaları ve paralarıyla kapı dışarı etmesi, Avrupa ve Amerika üzerinden halklara musallat olan ahlâksız sivil- toplumcuları yasaklaması ve daha sonra dışardaki Neoliberal hareketlerle irtibat içindeki derneklere belli bir süre vererek zabt u rabt altına alması, elbette Rus milletinin menfaatineydi. Putin’in Rus Ailesi’ne verdiği destekten dolayı LGBT’ ye kısıtlama getirdiğini beyan etmesi, Rus kamuoyu tarafından ayakta alkışlanmıştı. Bizim hükümetin ve Reisicumhurun bu icraatlardan ne kadar uzakta olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte demokrasiden uzaklaşan hükümet, 12 Eylül İhtilâlinin kanunlarıyla üniversitelerimizi tanınmayacak hale getirince, haklı olarak tepki ile karşılaşıyor. Sebep oldukları bu ortamdan yararlanan Neoliberaller, Türkiye’mizin ve bilhassa demokrasi ve adalet peşinde koşan kitlelerin haklı isteklerini, ellerindeki ahlâksız argümanlarla tesirsiz hale getirmeye çalıştılar. Hem üniversitenin, hem öğrencilerin, hem onları temsilen muhalefetin ve demokratların Boğaziçi’ndeki girişimlerini, arkasını dayadığı Amerika ve Avrupa basını ile kendince boşa çıkarmaya çalıştı. Diğer taraftan, global düzeyde normalleştirmek istediği LGBT hareketiyle demokratik hak ve istekleri aynı karede dünyaya servis etmeye devam ediyor.

Neoliberallerin Asya’yı, Türkiye’yi ve Müslümanları “dönüştürme” hayalleri bir daha Boğazın dondurucu sularına gömülüp kayboldu. Dehşetli cehaletleri ve çirkin ahmaklıkları, onlara böyle bir mağlûbiyeti yaşattı. Türkiye’yi; milletinde haram- helâl ölçüsü olmayan ve temel insanî değerleri Marksistlerce yağmalanmış herhangi bir Hıristiyan Batı ülkesine benzetmişlerdi. AKP karşıtlığının hiçbir siyasî partimizi, halkın kurduğu STK’ yı veya bir başka kurumumuzu bu insanî değerlerden uzaklaşmış “ahlâksızlık hareketiyle” yan yana getirmeyeceğini bilemediler. Bir şeyi daha bilmiyorlardı. Türkiye’ye demokrasi ihtilâlle gelmemişti. Bu kutlu meşalenin fabrikalarda veya heveslerinin hayatlarına hâkim olduğu üniversite gençliğiyle tutuşmayacağını bilmiyorlardı. Üniversite ve fabrikalardaki nümayişlerin ihtilâle dönüştüğünü Anadolu insanı çok iyi biliyordu. Kırk sene önce, Neoconların ODTÜ’de tutuşturdukları ateş ile ne kadar masum çocuklarımızın yandığını bu millet biliyordu, ama Amerika ve Londra merkezli Neoliberallerimiz cehaletlerinden ve gafletlerinden bilmiyorlardı veya hesap edememişlerdi.

Bu arada, kırk senedir tamamen kaybettiğimiz demokrasinin ülkemize dönmesi yolunda büyük gayretler sarf eden “millî muhalefetimizi” de tebrik ediyoruz. Biliyoruz ki, Neoliberaller dünya çapında organizeli bir şekilde dünya sermayesinin önemli bir kısmını kontrollerinde tutarak, bedavadan paralarına para katıyorlar. Sihirbazlarca uydurdukları fonlar üzerinden kazandıkları gayrimeşrû kapital ile “milletlerin iradelerine müdahale edip” demokrasilerini yerle bir ediyorlar. Sonra da, kaos içindeki halklarına, demokrasi ve hürriyetlerin kendi yardımlarıyla ve ancak “millî devlet ve gelenekleri terk ile “ coğrafyalarına geleceğinin propagandasını yapıyorlar. Geçen otuz-kırk sene içinde yaşadığımız gibi mesele liberal ekonomiyle de kalmadı; yargı, eğitim, sağlık, sosyal devlet ve törelere kadar müdahale devam etti. İşte demokrasi peşindeki muhalefetimizin, bu “demokrasi münafıklarının” rüşvet ve vaatlerinden uzak durmaları için, özellikle “millî muhalefet kelimelerini” kullanıyoruz. Ayrıca bize ait olan millilik, töre, şeriat, ümmet, hürmet, şefkat, hilâfet, nikâh, iffet gibi neoliberallerce kirletilmiş kelimelerimizi temizleyerek eski güzel anlamlarıyla kullanmamız gerekiyor, kanaatindeyiz.

Okunma Sayısı: 1400
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Muhammed Said

    22.2.2021 18:14:50

    Boğaziçi bir tiyatro sahası oldu. Çalanlarla oynayanların bir olduğu bir cümbüş de denebilir.

  • Sertaç Lüser

    20.2.2021 22:28:04

    Bu senaryodaki son perdeyi değiştirip hamle yapmadığı sürece, neoliberaller dediğiniz gibi suya gömülmüş görünüyor hemde kışta.

  • Rıdvan Ercan

    20.2.2021 15:50:10

    Hocam yazılarınızı takip ediyoruz, tebrikler. Şevki Demirtaş abinin selâmları var. Rıdvan Ercan.

  • Hüseyin Yılmaz

    20.2.2021 00:35:32

    Temel kavramları olaylarla irtibatlandırarak daha net, anlaşılır hale getirmişsiniz. Birde genc nesillere bu " Kırk sene önce, Neoconların ODTÜ’de tutuşturdukları ateş ile ne kadar masum çocuklarımızın yandığını bu millet biliyordu" cümleyi netleştirebilirmisiniz? Saygılar.

  • SALİH

    19.2.2021 22:40:14

    Boğaziçi'ndeki meselenin demokrasi olmadığı nihayet anlaşıldı. 1970 teki anarşi tekrar Türkiye'ye girmek istiyor. Zaten Marksist PKK kırk seneden fazladır yetmiş bin insanımıza mal oldu. Şimdi de diğer sivil alanları karıştırarak ülkeyi müdahaleye müsait bir konuma getirmek istiyorlar. Muhalefetin müsbet hareket ve kanun dairesinde kalması elzemdir.

  • Serap

    19.2.2021 13:52:24

    Hakikaten de demokrasi bu milletin çok uzun zamandan beri kalbinde, aklında, yaşayışında ve dininde mevcut olduğundan, inşaAllah üstümüzde oynanmaya çalışılan oyunlar sık sık boşa çıkacaktır. Dinimizde men edilen menfi tarafgirlikten kurtulursa halkımızın her şeyi çok daha net göreceğine inanıyorum. Hadiste geçtiği gibi : "Allah a ibadet et ve Ona hiçbir şeyi ortak koşma. Kuranın gittiği tarafa sende git. Küçük veya büyük olsun, kimden gelirse gelsin hakka yönel. İsterse bu kişi kızdığın ve sana uzak olan biri olsun. Küçük veya büyük kimden gelirse gelsin, batılı reddet. İsterse bu kişi sevdiğin ve akraban biri olsun." hadîs-i şerif, camiüssağir

  • Selim

    19.2.2021 11:32:46

    Demokrasi doğruluktur,adalettir ve dobralıktır. Diktatörlük yalancılıktır, zalimliktir ve münafıklıktır. Elinize ve dilinize sağlık.

  • Hüseyin

    19.2.2021 09:28:59

    Küreselleşmiş, dijitalleşmiş, iç içe geçmiş bir dünyanın ürettiği ürünleri,verileri, bilgileri, problemleri, hastalıkları anlamak, kavramak ve  tanımlamak için, ne kadar içtinap etsek te  yine de onların icat ettiği kavramları, jargonu kullanmak zorunda kalıyoruz.. Çağa yön veren fikirler, teknolojiler, trendler, virüsler farkında olalım olmayalım hayatımızı etkiliyor şekillendiriyor.. Küresel çağda, network-ağında, ortak hastalıkların, problemlerin, küreselleşmeden ya da yerelden kaynaklı değişik kesimlerin farklı dertleri talepleri olabilir olur.. Hayat zorluklarla ve problemlerle doludur .. Problemleri çözenler ayakta kalır çözemeyenler hayatın dışında kalır..

  • Said Köse

    19.2.2021 09:19:48

    ortada bir demokrasi, hak hukuk mücadelesi yok ki. İki taraf da kendi haksızlığıni, tahakkümvari korumaya çalışıyor. Bu tür halk ayaklanması denemeleri 31 Mart tan beri ne zaman İslam bayraktari olan bu millete iyiye gelmiş? Her devlet de rektörleri hükümet belirliyor. Sanki rektör makamına birilerinin "Kanuni Hakkı" hakkı varmış da ellerinden alınmış vaveylasi ne derece gerçekçi?

  • Ahmet Rıza

    19.2.2021 06:28:57

    Çok yerinde bir doğruyu yazmışsınız. Bu kadar şov ve propagandaya rağmen bir Putin kadar cesur ve milletin menfaatine hareket edemeyen bir hükümetimiz var. Kerameti kendisinden menkul şeyhleri fersah fersah geçmiş, şu kendi kendilerini methedenler...

  • İhsan

    19.2.2021 05:33:33

    “Bu kutlu meşalenin fabrikalarda veya heveslerinin hayatlarına hâkim olduğu üniversite gençliğiyle tutuşmayacağını bilmiyorlardı. Üniversite ve fabrikalardaki nümayişlerin ihtilâle dönüştüğünü Anadolu insanı çok iyi biliyordu“ Evet çok önemli bir gerçeğin tesbiti bu satırlar. Said Nursi’nin tanımladığı demokrasi ile marksist ihtilalcilerin ayrıştıkları noktayı güzel yakalamışsınız.

  • İhsan

    19.2.2021 03:31:04

    Muhalefetimiz, iktidarı mağlup edeceği noktalardan tutmalı. Bilhassa kamuoyu desteğini alabileceği noktaları. Bu hususta en az Tayyip Beyin istismarları ve şovları kadar cesur olmalı.

  • Demokrat Avrupa

    19.2.2021 03:23:43

    Neoliberallere karşı hareket edebilmek için, önce onların mahiyetini tam manası ile anlamış olmak gerek, aynı Rusya devlet başkanı Putin gibi. Bunu yapmadığınız veya yapamadığınız takdirde neoliberallere karşı mücadele etmekten ziyade onlara alet olursunuz. Bir de neoliberallerin desteği veya yardımı ile iktidar olduysanız, dolayısıyla onların dolmuşuna bindeyseniz, eliniz kolunuz bir şekilde bağlıdır, verilen kavga zahiridir ve sadece göz boyama türündendir, hükümet kendi ömrünü uzatmak babından halkın önüne yem olarak neoliberallere karşı dövüş havasını oluşturmaktır, zira olay danışıklı dövüştür...

  • Sezai MUMCU

    19.2.2021 00:28:40

    1) Yeni Liberaller, Yeni Muhafazakarlar, Hürriyetciler, Demokratlar basliklari son asirlarda ici bosaltilmis ortak paydada DINSIZLESTIRILMIS, ETIK, AHLAK yoksunundan öte KARSITI bir EYLEM OLMUSTUR. 20. yüzyilin basinda Lozan sonrasi Kemalizm ve daha sonra PKK'nin Ingiliz tarafindan Jeopolitik planlarla Gladstone Planini örtüstüren ISLAM DINI DÜSMANLIGI bir Projedir, hala uzatma dakikalari oynaniyor. DEAS ayni fitne ve fesat adreslerinin KAFIRLER GÜRUHU ile Islam Cografyasina saldirmasiydi. KABE o KAFIRLERE göre SIRKMIS.

  • Sezai MUMCU

    19.2.2021 00:28:32

    2) Yani MANTIKCA ICTIMAI ZIDDEYN MUHALDIR. Din ile KÜFÜR bir arada olamaz. Dinsizligi ortak payda yapanlar kesinlikle ESASTA Hz. Muhammede ASM ve Kur'ana, Hz. Isa AS ve Incile ve Hz Musa AS ve Tevrata KESINLIKLE KARSIDIRLAR, zira iki ZIT birarada olamaz. Istanbul Antlasmasi'nda cürük, bozuk bir ittifak var. icinde AHLAK Ve DIN yok Müslüman Mahallesinde Salyongoz satiliyor. OLMAZ. Burda Türk tarafi nasil olsa bu GÖL maya calmayla YOGURT tutmaz diye kesin bir inanc vardi veya ben bunlari gecistiririm zaten HALK KABUL ETMEZ diye düsünüldü.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı