"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fenalıkta pay sahipleri kimlerdir?

Süleyman KÖSMENE
31 Ağustos 2021, Salı
İzmir’den okuyucumuz: “Mü’minlerin hata ve kusurları, hatta kötülükleri karşısında uhuvvetimizi bozmadan nasıl bir davranış sergilemeliyiz?”

Şeytanın Sevdiği Noktalar

Nefsin kendisini itham edip, başkasını serbest bırakması kolay bir reçete değildir. Nefsimize bunu kabul ettirmek her zaman pek kolay olmayabilir. Çünkü onun tabiatında takdir edilmek, ilgi çekmek, hatasız bilinmek, kusursuz görünmek, övülmek, üste çıkmak, büyüklenmek... vb. gibi zayıf noktalar vardır. Şeytanın sevdiği noktalardır bunlar. 

Hatta şeytan kendisi de bu noktalarda zayıftır; bu zafiyetine yenik düşmüştür de, insana karşı ondan üstünlük dâvâsına kalkmıştır. Şimdi de bizimle uğraşıyor. Zayıf noktalarımızın birinden veya bir kaçından her gün giriyor ve bizi her zaman yenik düşürmeye çalışıyor. Bu açıdan aslında hepimizin birbirimize her zaman hayır duâya ihtiyacımız var.  

Bir mü’minde bir eksiklik görmeyelim; hemen –kendi içimizde de olsa-, onu nakıs ve kusurlu ilân ederiz. Ama nefsin bu duygusu karşısında kalbimizde azıcık duyarlılık varsa, kalbimiz nefsimizi dinlemez, bu halden Allah’a sığınır, tövbe eder, istiğfar eder. Esas olan da bunu sağlamak ve kalbe bu sâlih ameli işlettirmektir. 

Çünkü kalbin her Allah’a ilticası a’lây-ı illiyyîn’e doğru bir basamaktır, her istiğfarı bir yükseliştir. Neticede aslında kalp duyarlı bulunduğunda, nefsin her hâli Allah’ın izniyle kendi lehine dönebilmektedir. Ama kalbin bir zayıf anında, şeytanın fırsat bulup nefis menfezinden girerek adavet tohumu ekebileceğini de hiçbir zaman akıldan uzak tutmamalıyız.

Ölünceye Kadar Savaşımız

İçimizdeki adavet tohumlarını daha çimlenmeden kurutmalıyız. Ölünceye kadar savaşımız bu olmalı. Çünkü adavet en başta kendimize cinayettir.

“Mü’minler ancak kardeştirler.” 1 âyetini uhuvvet ana başlığı altında tefsir eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, mü’minin mü’mine üç günden fazla küsmesini haram kılan hadîs-i şerife de atıfta bulunarak, mü’mine hatalarından, kusurlarından ve zaaflarından dolayı kesinlikle adavet duyulmaması gerektiğini, bilâkis acınması ve affedilmesi gerektiğini kaydeder. 

Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre, fenalığı karşısında hemen mü’mine küsmek ve yüklenmek için acele etmemeliyiz. Zira başka pay sahipleri de vardır. 

Bir defa mü’mine gelen fenalığın dörtte biri kadere aittir. Bu hisseyi bir ayırmalıyız. Kaderin hissesinden dolayı mü’mine adavet etmemeliyiz; en azından kaderin hissesini çıkarıp kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmeliyiz. 

Sonra bu fenalıkta nefis ve şeytanın da bir payı vardır. Fenalık sahibi mü’min, nihayet nefis ve şeytanına yenik düşmüştür. Bu durumda ise, mü’mine adavet değil, bilâkis acınmalı ve nedamet edeceğini beklemelidir. Çünkü o mü’min nefis ve şeytanına mağlûbiyet gibi zaten acınacak bir hâlin içindedir. Bu pay da çıkarılırsa, mü’mine duyacağımız adavet yarıya inmiş olur. 

Görmek İstemediğimiz Kusurumuz

Sonra kendi nefsimizde görmediğimiz ve görmek istemediğimiz kusurumuzu da görmeliyiz. O fenalıkta bir pay da kendi nefsimize vermeliyiz. Nihayet o fenalıkta şöyle veya böyle biz de sorumluluk sahibiyizdir. Bu payı da çıkardığımızda, mü’mine duyacağımız adavetin dörtte üçünü havaya savurmuş oluruz. Geriye dörtte bir kalmıştır. 

Fenâlığın sadece son dörtte birlik payının hasma, yani kötü davranış sahibi mü’mine verilmesi gerektiğini beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri (ra), böyle dörtte birlik bir pay için de mü’mine adavet duyulmasını haksız ve yersiz bulur. Muhakkak afv ve safh ile ve uluvvücenaplıkla mukabele edilmesini tavsiye eder. 

Çünkü afvı, safhı, bağışlamayı ve öfkeleri yutmayı emreden nihayet Cenab-ı Hak’tır. Nitekim Allah buyurur ki: “Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, muhakkak ki, Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” 2   

Demek fenalık gördüğümüz ve hasım bildiğimiz mü’mini mağlûp edecek en selâmetli yol; kin, nefret ve adavet değil; affetmek, bağışlamak ve âlicenaplıkla mukabele etmektir. 3

Dipnotlar:

1- Hucûrât Sûresi, 10. 2- Tegâbün Sûresi: 14. 3- Mektûbât, s. 253-256.

Okunma Sayısı: 1766
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı