"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rey-i vahidin yanlışlığı

Taha Şahiner
28 Şubat 2024, Çarşamba
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra getirilmek istenen ve pekiştirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi fiilen uygulanmaya başlanmış 16 Nisan 2017 referandumunda ise resmen hayata geçirilmişti.

Bir daha bu tarz gailelerin ve beka sorununun yaşanmaması, (kendi tabirleri ile) çift başlılığın önlenmesi, hızlı karar alma ve bürokratik engelleri aşma, ekonomide şahlanış(!), faiz, enflasyon, şu, bu ile etkin mücadele(!) gerekçeleri ile millete sunulan bu sistem 2024 itibariyle kırmızı alarmın en şiddetlisini veriyor.

Anayasa hukuku doktrininde yeri olmayan, hukukçuların da tasvip etmediği bu sistem başkanlık sistemine benzese de; çok mühim farklılıklar ile denge ve denetim mekanizmasını tarumar etmiş, bir hükümet sistemi olarak adlandırılmakla kalmayıp rejimi değiştirmiş ve demokratik değerleri rafa kaldırmış durumda. Rey- i vahidin hakim olduğu ve Osmanlının kuruluş dönemindeki “ülke hanedanın ortak malıdır” anlayışının hüküm sürdüğü açıkça görülmekte.

İNCE BİR TEL...

Bundandır ki Bediüzzaman, “rey-i vâhid-i istibdâdı (tek kişilik otoriter rejimi), “hevâ ve hevesin tehyîci (tahriki) ile her tarafa çevrilmeye müstaid (teşne), rüzgârın her tarafa çevirebileceği bir ince tel”e benzetir. “Meşrûtiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdâdın esâsı, kuvvet şahısta olur, kanunu kendi keyfine tâbî edebilir” diye ikaz eder.

“Velî sultan” dediği Sultan Abdülhamid örneğinden hareketle “eski padişahların irâdesini, Ermeni rüzgârı ve ecnebi havası veya vehmin vesvesesi esmekle çevirebilirdi” tesbitiyle “tek kişilik yönetimler”in, baskı, şaşırtma ve şantajlara direnemeyeceğini ve yanlışlıklara sürüklenip ülkeyi felâkete sürükleyebileceğini söyler.

Devleti temsil eden ve tarafsız olması gereken cumhurbaşkanı, başkanlık sisteminden farklı olarak parlamentoyu feshetme yetkisine sahip. Bunun da uygulamasını geçtiğimiz genel seçimlerde gördük.

Halbuki Anayasa’ nın 101’inci maddesindeki “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.“ hükmü çok açık ve net. Buna rağmen yoğun bir baskıyla Anayasa hiçe sayılarak bu hüküm çiğnendi. Anayasanın bile uygulanmadığı bir ülkede “kuvvet kanunda olmalı” diyen Bediüzzaman Said Nursi’ nin deklare ettiği bu demokratik prensiplerin uygulanmaması da muamele-i keyfiyenin açık delilidir.

SORUYORUZ...

Cumhurbaşkanınca atanan üst düzey yöneticilerin partilileştirildiği, atılacak her adımın Cumhurbaşkanına sorulduğu, kimsenin inisiyatif alamadığı, ekonomi yönetimi gibi oldukça teknik bir alanda dahi; Cumhurbaşkanının kişisel istekleri sebebiyle ekonomik tablonun sıkışıp çıkmaza sürüklendiği, dış politikanın şahsi hesaplara ve duygulara kurban edilip ülkenin oradan oraya savrulduğu, Kanun hükmünde kararnamelerle meclisin en temel yetkisi olan yasa yapma yetkisinin anlamsızlaştırıldığı bir 5 seneyi yaşadık.

Soruyoruz..

Acaba yukarıda saydığımız gerekçelerle getirilen bu sistem, hangi gerekçeyi yerine getirdi? Hangi soruna çözüm oldu? Yoksa problemleri daha da içinden çıkılamaz bir hale mi getirdi? Zaman Bediüzzaman’ı haklı çıkarmadı mı?

Okunma Sayısı: 725
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Salih baş

    28.2.2024 18:04:14

    Kurumların kapısına kilit vurulmuş biz hala varmış gibi davranıyoruz

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı