Osmanlı Devleti 72 milleti içinde barındırmıştı. Müslümanlar arasında ırk, mezhep, meşrep olarak ayırım yoktu. Coğrafya olarak da ayırım yoktu. Herkes kendi halinde, kendi işindeydi.
Müslümanlar gibi, diğer dinlerden olanlar da hürdü. Dinî, millî ve dil olarak sıkıntısı yoktu. Avrupa’dan gelen ırkçılık hastalığı bizi parça parça etti. Ayrılık fitneleri ve Osmanlının da ilim, teknoloji olarak değişen şartlara ayak uydurmaması, uyduramaması sonunu hazırladı. Ve Osmanlı parça parça oldu. Onlarca devlet doğdu, doğduruldu. Ve bu günkü şekli aldı. Birlik olamamanın sıkıntılarını günümüzde de çekiyoruz.
Şimdiki imtihanımız Suriye. Suriye, Suriye vatandaşı olan herkesindir. Buna aykırı bir durum var mı? Görünen o ki Şa’ra ve ekibi bu anlayışta hareket ediyor. Bütün kesimleri temsil eden bir yönetimin oluşmasına gayret gösteriyor. Amarika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.
İşte ABD 52 devletten meydana gelmiş. Birlikten güç-kuvvet doğduğunu dünyaya gösteriyorlar. Dünyaya çekidüzen veriyorlar. Bütün bunları güçlü oldukları için, birlik oldukları içi yapabiliyorlar. AB ülkeleri, daha dün kanlı bıçaklı idiler. İkinci Dünya Savaşında birbirlerinden milyonlarca insan öldürdüler. Ama şimdi Avrupa Birliği'ni kurdular. Pekçok alanda bir ve beraber oldular. Bu birliğinin avantajlarını yaşıyorlar.
Müslüman ülkeleri de neden bir ve beraber olamasın? Neden ABD gibi olamasın. Neden AB gibi bir araya gelemesin. Neden NATO gibi savunma birliği oluşturamasın. Bunun için zihnimizi yenilememiz gerekir. Duruşumuzu değiştirmemiz lâzım. Eski anlayışımızda ısrar etmememiz gerekir. Bunun içinde ABD, AB, NATO gibi topluluklardan ders almamız gerekir. Bunun için de İslâm ülkelerindeki topraklarda yaşayan herkesi kucaklamamız gerekir. Her türlü anlayışın hür ve güvende olmasını savunmalıyız. Her türlü anlayış, her türlü inanç sahibi insan, birinci sınıf vatandaşı olmalıdır. Bunun için de Mehdînin tavsiyelerine kulak vermemiz gerekir.
Yüzyıl öncesinde reçeteyi ortaya koymuş. Yüzyıl önce, Şam’da Emeviye Camiinde verdiği hutbede, Araplara kendi aralarında Cemâhir-i Müttefika-i Amerika yani Amerika Birleşik Devletleri'nin bir araya gelmelerini, esarete düşen İslâm hâkimiyetini tekrar canlandırmalarını istemiştir. (Hutbe-i Şamiye)
Yine aynı meselede 1950-60 yılları arasında hacca giden hacıları tebrik ederken, Arapların cemahir-i müttefika yani birleşmiş cumhuriyetler olacaklarını ve diğer İslâm ülkeleriyle İslâm birliğini oluşturacaklarını ümit ediyor. (Emirdağ Lahikası, e-Risale; 647.) Ve hayatı boyu Müslümanların birlik olmaları için çırpınmış, reçetelerini sunmuştur. Müslümanlar, doğrudan Kur’ân’dan ders alarak sunduğu ihlâs ve uhuvvet reçetelerini alıp, okuyup, hayatına uygulasa ihtilaflar, ittifaklara dönüşür, dönüşecektir. Mehdînin imanda yaptığı hizmetin, içtimaî hayatta da görünmesini sağlayacaktır.
Mehdî bekleyen Müslümanları da uyarıyorum: Yol tek. Müslümanların ABD ve AB gibi bir araya gelmeleriyle Kur’ân nurunu dünyaya gösterecektır. Sulh-u umumî sağlanacaktır. Beklediğiniz Mehdî de gelse bunu yapmaktan başka çaresi yok. Bunun gerçekleşmesi için Mehdîyi beklemeye de gerek yok. Üstadın söylediği İslâm birliğini de göreceğiz inşallah. Görülecek de bizim bunda hissemiz ne kadar?
Yaşayışımızla, sözlerimizle, yazılarımızla, duruşumuzla ittifaka mı yoksa ihtilâfa mı hizmet ediyoruz?
Müslümanları kucaklıyor muyuz? Yoksa siyasî, mezhebî, cemaatî ihtilafları gündeme getirerek Müslümanları birbirine düşman mı yapıyoruz? Biz kendimize bakalım.