Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Allah’ın işitme sıfatı



İzmit/Körfez’den Muhammed Işık:

*“Allah’ın işitme sıfatı hakkında bilgi verir misiniz? Acaba Allah’ü Teâlâ duâlarımızı birden nasıl işitiyor? Kaç milyar insanın duâsını hepsini birden nasıl duyuyor?”

Allah’ın (cc) Güzel İsimlerinden birisi Semi’dir. Yani Allah mahlûkatının seslerini, duâlarını, niyazlarını, yalvarışlarını, yakarışlarını kâmil olarak, eksiksiz, bir anda işitir; herkesin her âhını, her sözünü, her çağrısını, her çığlığını eksiksiz ve derhal duyar. Bir ses bir sese, bir duâ bir duâya, bir ah bir aha mani olmaz.

Kur’ân, birçok âyette Cenâb-ı Hakk’ın, “Semi’ ve Basîr”1 olduğunu bildiriyor.

Semi’ ve Kerîm olan Cenâb-ı Hakk’ın, en gizli bir zîhayatın en gizli bir arzusunu, en hafif bir niyazını gördüğünü, işittiğini, kabul edip merhamet ettiğini ve hal diliyle de olsa cevap verdiğini beyan eden Bedîüzzaman, gayet Hakîmâne, Basîrâne ve Rahîmâne yaratılan her şeyin terbiye ve tedbirinin, Semi’ ve Basîr olan Cenâb-ı Allah’a mahsus olduğunu kaydeder.2

Bedîüzzaman’a göre, Cenâb-ı Hakk’ın küllî iradesine ve mutlak kudretine hadsiz fiiller, hadsiz sesler, hadsiz duâlar, hadsiz işler, hiçbir cihette ağır gelmez, birbirine mani olmaz, Hâlık-ı Zülcelâl’i meşgul etmez, şaşırtmaz. Cenâb-ı Hak bütün varlıkları birden görür, bütün sesleri birden işitir; O’na göre yakın, uzak birdir. İsterse bütününü birinin imdadına gönderir. Her şeyin her şeyini görür. Seslerini işitir. Her şeyin her şeyini bilir.3

Saîd Nursî’ye göre, zîhayatların yaratılışına bakıldığında Cenâb-ı Hakk’ın muktedir, muhtar, işitici, bilici ve görücü olduğu asla dikkatli gözlerden kaçmamaktadır. Cenâb-ı Hak en küçük zîhayatları görmekte, bilmekte, dinlemekte, en gizli de olsa seslerini işitmekte ve her şeyi dilediği gibi yapmaktadır. Keza, kulağı veren Cenâb-ı Allah, o kulağın işittiklerini elbette işitmekte, sonra kulağı yapmakta, yaratmakta ve vermektedir.4 Bütün zîhayat mahlûkların elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün ihtiyaçlarının ve bütün fıtrî isteklerinin, bir nev'î duâ hükmünde olan fıtrî istidat ve zarurî ihtiyaç dilleriyle istedikleri vakitte, gayet Rahîm, işitici ve şefkatli bir gaybî el tarafından verilmesiyle ve ihtiyarî olan duâların, hususan salih kimselerin ve Peygamberlerin duâlarının ekserisinin makbul olmasıyla kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin âhını dinleyen, her muhtacın duâsını işiten bir Semi’ ve Mucîb, perde arkasında vardır ve en küçük bir zîhayatın, en küçük bir ihtiyacını görmektedir. En gizli bir âhını işitmekte, şefkat etmekte, fiilen cevap vermekte ve memnun etmektedir. Keza, işitici olan Cenâb-ı Hakk’a nazaran, insan nev’înin en büyük duâsı olan âhiretin icadı ve en büyük mutluluğu olan ebedî saadetin verilmesi için Hazret-i Muhammed’in (asm) tek duâsı kâfîdir! Cennetin vücudu ve âhiretin icadı, Mucîb, Semi’ ve Rahîm olan Cenâb-ı Hakk’ın kudretine baharın icadı kadar kolay ve rahattır.5

Yaratılış itibariyle temel azalarda birbirlerine birebir benzerlik taşıyan insanların, inceliklerde ve kişiliklerde birbirine nazaran bir hayli farklılıklar arz ettiğini beyan eden Saîd Nursî, benzerlik cihetinin Allah’ın Vahid-i Ehad olduğuna, farklılık cihetinin ise Cenâb-ı Hakk’ın irade Sahibi olduğuna şehâdet ettiğini kaydeder.6 Bedîüzzaman’a göre, insan nev’înin şu farklılığı ile beraber; buğday, üzüm, arı ve karınca gibi nev'îlerdeki benzerlik, Semî ve Basîr bir İrade Sahibinin varlığına işarettir. Gören ve işiten Yaratıcı, birçok türü birbirine yakın bir uygunluk içinde yaratmıştır. Hikmet ile yapılmış bir masnu olan insan, her şeyin Malik’i olan Cenâb-ı Allah’ı bilmekten gafil olmamalı; her şeyin gizli açık feryadını işiten Semî’in varlığı hakkında tereddüt etmemelidir.7

Bedîüzzaman sorar: Bütün kâinatla alâkadar olup, her şeyin minnetine girmektense ve ihtiyaç için bütün sebeplere ve vasıtalara el açmaktansa, bir Rabb-i Vâhid, Semi ve Basîr’e iltica etmek daha rahat ve daha kârlı değil midir? Bir sineğin kafasındaki o küçücük hücrelerin nidalarına “Lebbeyk” diyen Sâni-i Semî’in ve Basîr’in, insanın duâlarını işitmemesi ve o duâlara müsbet cevaplar vermemesi imkânı var mıdır?8

Dipnotlar:

1- Mücâdele Sûresi, 58/1; İsrâ Sûresi, 17/1.

2- Sözler, s. 71.

3- Sözler, s. 629.

4- Şuâlar, s. 15.

5- Şuâlar, s. 193.

6- Mesnevî-i Nûriye, s. 152.

7- Mesnevî-i Nûriye, s. 153.

8- Mesnevî-i Nûriye, s. 59.

06.02.2008

E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (05.02.2008) - Riya canavarı

  (03.02.2008) - Kısmetimizi ararken

  (02.02.2008) - Allah'ın isimlerini zıtlıklar aynasında bilmek

  (01.02.2008) - Dili dönmeyen nasıl namaz kılar

  (31.01.2008) - Kişi sevdiğiyle beraberdir

  (30.01.2008) - Uyku sünnetleri

  (29.01.2008) - Din ve milliyet

  (28.01.2008) - Tesettür emri ebedî mutluluğa çağrıdır

  (27.01.2008) - Tesettür hürriyetin ifadesidir

  (26.01.2008) - Kadere iman nedir, ne değildir?

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri