"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın Münâzârat eseri

Abdülbakî ÇİMİÇ
20 Aralık 2021, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (157)

(Şu kitap mütebâyyin insanlara, mütenâfi üslûplarda, mütegâyyir hakîkatlara dâir mütehâlif vakitlerde söylendiğinden, ona temaşa eden zat yamalamak için, bir elinde iplik, öbür elinde müsamaha, bir gözüne rıza, öbür gözüne dikkat gözlüğü takarsa alsın ve illa... Bediüzzaman)

Bediüzzaman’ın Münâzarât’ı

Bediüzzaman’ın “Âşâir-i Ekrâd’ın (Kürd aşiretlerinin) içinde cevelan ile bahardan güze bir rıhlet-i sayfiye (yaz göçü ve yolculuğu) 1 olarak ifade ettiği 1910 yılı bahar ve yaz yolculuğu esnasında telif edilen “Azametli Bahtsız Bir Kıt’anın, Şanlı Tâli’siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi veyahut Bediüzzaman’ın Münâzarât’ını” yine Bediüzzaman’ın kendi dilinden incelemek istiyoruz. Bediüzzaman bu eserin girişinde ifade-i meram olarak şu açıklamalara yer veriyor: Yâ Eyyühe’n-nazır! Hasenatı seyyiatına, savabı hatasına tereccüh edenler, mağfiret ve affa müstahaktırlar. İşte, iki inkılâp beni iki telif-i müşevveşe mecbur etti; iki rıhlet dahi, iki kitabı ilham ettirdi. Şu eserlerden her birisi Kürd olduğu gibi, aynı hâlde Türk, aynı vakitte Arab’dır. Güya her bir eser Arab abasını iktisa ve Türk pantolonu giymiş külâhlı bir Kürd’dür. (Bediüzzaman’da ittihad-ı İslâm’ı kurmak için, bir beton için gerekli olan çakıl, çimento ve su gibi, Türk, Kürt ve Arapları kaynaştırmak için onların sosyal yapılarını onlarla yolculuklar yaparak öğrenmiştir. Kendisi bizzat Kürtlerle birlikte yaşamasına rağmen yine onları yakînen, ilmî olarak tanımak adına aralarında gezerek, ilmen sorular sorarak, sosyal yapılarını incelemiştir. Sonra Araplar arasında seyahat ederek, Şam’a giderek onların sosyal yapılarını incelemiş. Osmanlı döneminde ise ilmî ve idârî makamlarla bizzat bulunduğundan Türklerin de sosyal yapılarını anlamış, İslâm birliğinin temellerini atmıştır. Bediüzzaman’ın bu seyahatleri tesadüfî veya sıradan yolculuklar değildir.2) Böyle acibü’ş-şekil bir te’lif, te’lif kànununa muhalefetle muaheze olunmamak gerektir.” 3

Bediüzzaman bu eserinin te’lif cihetini de şöyle ifade eder: “Gayet mütenevvia ve muhtelife tabâyi ve hissiyatı tazammun eden ve şu iki reçeteyi vücuda getiren üssülesas-ı mesleğim elmas misal olan İslâmiyet hissinin sadefi ve Kürdlükle memzuç olan milliyet fikrinin verdiği ders ile şöyle eserleri intaç etti. Demek, her bir eserim birkaç asrın fezlekesi ve Kürd taifelerinin tabiatlarının enmuzeci ve gayet muhtelife etvarımın numunesi olduğundan, hakikî intizamı onda aramak abestir. Evet, edebin değil, belki edebiyatın kànununa karşı âsârımı muhalefete sevk eden yedi esbaptır.” 4 der ve bu eserinin edebiyat kànunlarıyla muvazene edilmemesini yedi sebeple izah eder. Bediüzzaman’ın Şark’a gitme isteğinin en önemli sebeplerinden birisi Hürriyeti ve Meşrûtiyet’i Şark aşiretlerine ve hemşehrilerine anlatma gayesi ve gayretidir.

Münâzarât’ın mâhiyeti

Bediüzzaman, 1910 yazında bölge aşiretleri arasında dolaşır. Bu seyahatte yaptığı konuşmaları, tartışmaları 1911 yılında bir kitap olarak yayınlanmıştır. Tam adı “Azametli Bahtsız Bir Kı’anın, Şanlı Tali’siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi Veyahut Bediüzzaman’ın Münâzarât’ı” olan ve kısaca “Münâzarât” olarak bilinen bu kitap, gerek anlattıkları açısından, gerekse üslûp olarak hem topluma, hem de siyâset tabiblerine reçete hüviyeti taşıyan bir metin niteliğindedir. Üslûbu sosyal ve siyâsî kılan eserin karşılıklı konuşma ve soru-cevap üzerine bina edilmesi bir anlamda meşveret ürünü olmasından kaynaklanmaktadır.

Bediüzzaman, Münâzarât eserinin hemen girişinde, bu eseri niçin yazdığını ve nasıl bir yol takip ettiğini kendisi açıklıyor. Şöyle ki; “Vakta Meşrûtiyetin ikinci yaşında, İstanbul, temsil ettiği asırdan tarihvâri bir nazarla göçüp, Kurun-i Vusta’ya karşı aşağıya inmekle, aşair-i Ekrad’ın içinde cevelân ile bahardan güze bir rıhlet-i sayfiye (yaz göçü), güzden bahara bilâd-ı Arabiye’den bir rıhlet-i şitaiye (kış göçü) ettim. Dağ ve sahrayı bir medrese ederek meşrûtiyeti ders verdim. Birden bana göründü ki, meşrûtiyeti gayet garip bir surette telâkki etmişler. Her tarafın şüphe ve sualleri ağlep bir dereden gelmiş gibi gördüm. İşte teşhis-i maraz için miftah-ı kelâmı onlara verdim. Dedim: “Siz sual ediniz, ben de ona göre cevap vereyim.” Onlar istihsan ettiler. Zira Kürdlerin tabiat-ı meşrûtiyetperverânelerine binaen, dersi münâzara ve münâkaşa suretinde okuyorlar. Onun içindir ki, medreseleri küçük bir meclis-i mebusan-ı ilmiyeyi andırıyor. İşte, tamimen lilfâide, suallerini cevaplarımla musafaha ettirerek şu kitabı yazdım; tâ birbirine muavenette bulunsun. Hem de, görmediğim Ekrad ve emsaline, şu kitap, bana bilvekâle onlarla konuşarak cevap versin; hem de, lisânları kalblerine tercümanlık edemeyenlere bedelen sual etsin. Elhâsıl, şu kitap tarafımdan cevap, onların canibinden sual etmek vazifesiyle mükelleftir. Hem de siyaset tabiplerine teşhis-i illete dair hizmetle muvazzaftır. Ey ehl-i hamiyet, anlayınız! Kürd ve emsali, fikren meşrûtiyetperver olmuş ve oluyorlar. Lâkin, bazı memurun fiilen meşrûtiyetperver olması müşküldür. Hâlbuki, akılları gözlerinde olan avama ders veren fiildir. İmdi, suale ve cevaba başlıyorum.” 5

Münâzarât’ta ele alınan meseleler

Karşılıklı soru-cevap şeklinde te’lif edilmiş olan Münâzarât, Meşrûtiyet’in tarifi ile birlikte getirdiği yeniliklere, Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki ilişkilere, devlet yönetimin yeniden yapılanmasından unsuriyete (menfi milliyete) bağlı gelişmelere kadar toplumun hemen bütün temel konularına temas eden bir mahiyet taşımaktadır. Bediüzzaman’ın o dönemdeki düşünce ve fikir yapısını bütün unsurlarıyla görebileceğimiz bir kaynak niteliğinde olan Münâzarât, aynı zamanda geleneksel mektep-medrese ve tekke anlayışı ve ilişkileriyle de bir hesaplaşma içindedir. Münâzarât’ta ele alınan meseleler hürriyet, meşrûtiyet, ağalık, şeyhlik, azınlıklar ve diğer güncel problemlerdir. Münâzarât, toplam yüz elli beş soruya verilen yüz elli beş cevaptan meydana gelmiş olan politik bir eserdir. 6 Bediüzzaman, gittiği her yerde İslâm ve Kur’ân-ı Kerîm hakikatlerini anlatır. Hiçbir ayırım yapmadan, her kesimden insanla görüşür ve sorulan sorulara net olarak cevaplar verir.

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 206.

2- https://www.sorularlasaidnursi.com/bediuzzamanin-munazarat-eserinden-ifade-i-meram-uzerine-bir-tahlil/ 

3- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 201.

4- Age, s. 202. 

5- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 206, 7. 

6- Münâzarât, Yeni Asya Neşriyat, İst. 1996. 8, 19-20.

Okunma Sayısı: 1451
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nahit Topaloğlu

    20.12.2021 16:14:07

    S.A "...İşte, iki inkılâp (Meşrûtiyetin ilânı ve 31 Mart Vak’ası) beni iki telif-i müşevveşe(anlaşılması zor iki kitap Muhâkemât ve Münâzarât) mecbur etti; (Biri ile Kur’ân’ın derin sırlarını anlamak, diğeri toplumun yapısını yani sosyolojik olayları çözmek için yazılmış iki eser.)" Abdülbâki kardeşim, yukarıda zikredilen iki kitaptan biri Muhâkemat değil de "İki Mekteb-i Musibetin Şehâdetnâmesi- Divân-ı Harbi Örfî" olmasın! Takdirlerinize... Fî emânillah! Bâki selamlar

  • H.ibrahim Karahan

    20.12.2021 15:34:27

    Allah razı olsun

  • Ali

    20.12.2021 13:17:23

    Şu eserlerden her birisi Kürd olduğu gibi, aynı hâlde Türk, aynı vakitte Arab’dır. Güya her bir eser Arab abasını iktisa ve Türk pantolonu giymiş külâhlı bir Kürd’dür. Bu cümleden; üstadın eserleri kadar kimlik ve kişiliğinin de; üçlü bir sentez olduğunu çıkartabiliriz.Her insan azçok öyle değil mi? " Abbasi' lerden beri İslamın bayraktarı olan bir milleti meslek icabı çok seven.." ve " Hatta 4.ayette R.Nur' un Türkçe olmasını tahsin eder.." (1.Şua sonu). " Bizde ırklar hava gibi ihtilat etmiş, batıdaki gibi imtizaç etmemiş maateessüf"( mealen) demesini de düşünürsek üstad üç kültürün mürekkebi.Kökünün Kürt olması da "külahlı kürt" diye tebarüz ettirilmiş. Kimsenin gocunacağı bir şey yok!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı