"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman seyyid midir?

Abdülbakî ÇİMİÇ
11 Şubat 2019, Pazartesi 05:00
Bediüzzaman Hazretleri Muhakemat’ta seyyid olmayanın seyyidim demesi ve seyyid olanın da değilim demesinin hükmünün haram olduğunu belirtir.1

Mahkeme safhasında ise “ehl-i vukuf “Eğer Saîd mehdîliğini ortaya atsa bütün şakirtleri kabul edecek” dediklerine mukàbil, Saîd, itiraznamesinde demiş ki: “Ben Seyyid değilim. Mehdi Seyyid olacak” diye onları reddetmiş.”2 ifadesi yer alır. Geçen hafta bu meselenin detaylarına temas ettik. Bediüzzaman Hazretleri’nin yer, zaman, mekân, muhatap ve konum cihetiyle “seyyidliği” farklı mânâya gelecek şekilde ifade ederek bir nevi tevriye yaptığını kendi ifadesiyle aktardık. Bu yazımızda Risale-i Nur’a girmiş parçalardan ve talebelerinin bizzat yaşadığı hadiselerden istifade ederek Bediüzzaman’ın şerafet ve siyadet cihetiyle maddî ve mânevî Âl-i Beyt’ten olduğuna kaynaklara dayanarak yer vereceğiz.

“BEN KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM”

Madem seyyid olmayanın seyyidim demesi ve seyyid olanın da değilim demesinin hükmü haram olduğuna göre, Bediüzzaman’ın mahkemede “Ben Seyyid değilim” 3 ifadesinin ‘tevriye’ (Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesçe bilinen (yakın) anlamında değil de, uzak anlamını kastederek kullanmak), ‘kinâye’ (maksadı, kapalı bir şekilde ve dolaylı olarak anlatmak) veya ’tariz’ (kinâyeli söz söylemek) suretiyle, yani gayr-ı sarîh (açık olmayan) bir kelimeyle ifade ettiğini görüyoruz. Ayrıca Bediüzzaman’ın, mahkeme müdafaasında “Ben Seyyid değilim” 4 ifadesinin, Emirdağ Lâhikası mektuplarında “Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor.” 5 mânâsında okunması ve anlaşılması gerektiğini ifade ettiğini okuyoruz. İlgili mektubun devamında ise mânevî Âl-i Beyt’ten olduğunu şu ifadelerle beyan ediyor: ”Gerçi manen ben Hazret-i Ali’nin (ra) bir veled-i mânevîsi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Âl-i Muhammed Aleyhisselâm bir manada hakikî Nur Şakirtlerine şamil olmasından, ben de Âl-i Beyt’ten sayılabilirim.” 6

Öncelikle şunu açıkça ifade edelim ki Bediüzzaman Hazretleri kat’iyyen seyyiddir. Yani Peygamber Efendimiz’in (asm) mübarek neslindendir. Çünkü Yirmi İkinci Lem’a’nın sonundaki haşiyede bunu açıkça ifade eden şu cümleler yer alır: “Bizce Üstadımız Said Nursî’nin birinci Âl’den (Nesebi Al-i Beyt’ten ve seyyid) olduğu kat’idir. Çünkü, sinek gibi bir mahlûkun Üstadımızı taciz etmemesi neslinden olan Abdülkadir-i Geylânî’den irsiyet almıştır. Gerçi Üstadımız mahkemelerde ehl-i vukufa karşı ikinci Âl-i Beyt’ten olduğunu onlara ispat etti, fakat maksadı tam ihlâsa muvafık olduğu için, kendi şahsını azlediyor. Kur’ân’ın bir elmas kılıcı olan Risale-i Nur’u gösteriyor. Küçük Ali” 7 Görüldüğü gibi burada Bediüzzaman’ın hem “birinci Âl’den”, hem de “ikinci (mânêvî) Âl-i Beyt’ten” olduğu gösterilmiştir. Birinci Âl’den olanları sinek taciz etmez

Seyyid Abdülkadir Geylani’yi (ks) sinek taciz etmemesi Peygamber Efendimiz’in (asm) neslinden olduğunun bir delilidir. Abdülkadir Geylani’nin bu hâli, Peygamberimizden (asm) aldığını Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi’nde Bediüzzaman şöyle ifade eder: “Sinek onu (Peygamberimizi (asm) taciz etmezdi, onun cesed-i mübârekine ve libâsına konmazdı. Nasılki evlâdından olan Seyyid Abdülkadir-i Geylanî (ks) dahi, ceddinden o hâli irsiyet almıştı; sinek ona da konmazdı.” 8 Öyleyse Peygamber Efendimiz’i (asm) sinek taciz etmezdi. Evlâdından olan Seyyid Abdülkadir-i Geylanî (ks) dahi, ceddinden o hâli irsiyet almıştı; sinek ona da konmazdı. Bediüzzaman’ın talebelerinin şehadeti ile “sinek gibi bir mahlûkun Üstadımızı taciz etmemesi neslinden olan Abdülkadir-i Geylânî’den irsiyet almıştır.” 9

“Ben Hazret-i Ali’nin neslinden geliyorum” Son şahitler kitaplarında Bediüzzaman’ın hem Hasenî, hem de Hüseynî oluşu şöyle anlatılır: “Ben kendilerinin seyyid olup olmadıklarını sordum. Annem Hüseynî, babam Hasenî’dir’ dedi. Sonra da, ‘Ben de seyyid sayılır mıyım?’ diye tebessümle sordu. Ben de, ‘Hem de çift taraftan seyyidsiniz’ dedim.”10

Bir başka hâtıra: “Babam bir gece Risale-i Nurlar’ı elle çoğaltırken aklına şöyle bir husus geliyor: ‘Üstadın Ehl-i Beyt’ten olması gerekir. Halbuki Üstad Şarktan geldi. Bu nasıl olur acaba?’

“Sabahleyin dükkâna giderken Üstadın kapısında üç-beş kişiyi görüyor. Gidiyor, hemen ilgileniyor. Üstad, babamı görünce, mangalı veriyor, ‘karşı fırından ateş al, buraya getir’ diyor. Babam ateşi götürdükten sonra Üstad diyor ki: ‘Kardeşim Osman, ben de seni çağırtacaktım. Çünkü ben Hazret-i Ali’nin (ra) neslinden geliyorum.’ Böylece babamın aklına gelen suali Üstad cevaplamış oluyor.”11

BEDİÜZZAMAN’IN SİLSİLE-İ ŞERAFET VE SİYADETTEN OLMASI  

Bediüzzaman’ın silsile-i şerafet ve siyadetten olduğunu gösteren Emirdağ Lâhikası mektubu ise şöyledir: “Ona “Kürdî” denilmesi ve Kaside-i Hazret-i İmam-ı Ali’de (ra) görülen “Yâ Müdriken” kelimesinin hazf ve kalbiyle “Kürd” îma ve işaretinin bulunması, gerçekten Kürdlüğüne delâlet etmez ve onun mânevî silsile-i şerafet ve siyadetten tenzil (kıymetten düşürülmesini) ve teb’idini (uzaklaştırılmasını) îcab ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan’da doğup büyüyen ve bu lâkabla maruf ve meşhur olan bu zâtın Risalet-in Nur’un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürdlüğünü isbat etmek için değildir. Kürdçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr (örtmek) ve ihfa (saklamak) için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir...” 12 Burada ifade edilen silsile-i şerafet (şeriflik): Hz. Hasan’ın neslinden gelenlerin meydana getirdiği silsiledir. Silsile-i siyadet ise (seyyidlik): Hz. Hüseyin vasıtasıyla Hz. Muhammed’in (asm) soyundan gelen silsiledir.

Elhâsıl: Öyleyse şunu anlamak lâzımdır. Burada da görüldüğü üzere Bediüzzaman Seyyid olduğu halde mahkemede neden ‘ben seyyid değilim’ demiştir?

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi mahkemede savcılık Bediüzzaman hakkında, “gizli cemiyet kuruyor, siyasî emeller taşıyor” mânâsını kasd ederek “Eğer mehdilik iddia etse herkes arkasına düşecek ve devlete başkaldıracaklar” veya “Eğer Mehdîlik dâvâ etse, bütün şakirtleri kabul edecekler.” 13 mealinde bir iddiada bulunarak Bediüzzaman’ı ve talebelerini mahkûm etmeye çalışıyor. Bediüzzaman da onların bu evhamlarını dağıtmak için mahkemede tevriye yapıyor. Yani iki anlama gelen bir sözün diğer anlamını kasdederek onların iddialarını akim bırakıyor. Bu iddia akim kalıyor, çünkü seyyid olmadığını ‘tevriye’ yaparak söyleyen bir insanın, “Ben mehdiyim diye dâvâ etmesi mümkün değildir.” Zaten bu sözüyle mahkemeyi de o noktada ikna ediyor. Ayrıca Hz. Mehdi, kendisini hiçbir zaman Mehdi olarak ilân etmeyecektir. Hatta insanlar ona gelip “alâmetler sende mevcut, sen Mehdi’sin” dedikleri halde o yine reddedecektir. 14

Dipnotlar:

1- Muhakemat, s. 78. 

2- Şuâlar, s. 613. 

3- Şuâlar, s. 613.

4- Şuâlar, s. 613.

5- Emirdağ Lâhikası-I, s. 459. 

6- Emirdağ Lâhikası-I, s. 459. 

7- Lem’alar, s. 418. 

8- Mektubat, s. 303.

9- Lem’alar, s. 418. 

10- Son Şahidler, 3. Cild, s. 238 (S. Özcan’ın hâtırası) 

11- Son Şahidler, 2. Cild, s. 415 (İhsan Çalışkan’ın hâtırası) 

12- Emirdağ Lâhikası, s.159.

13- Emirdağ Lâhikası-I, s. 459. 

14- Ali bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler– Ahir Zaman Mehdisinin Alâmetleri, Kahraman Neşriyat, s. 31.

Okunma Sayısı: 5468
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Emin

    16.2.2019 01:45:19

    Bir sinek, elime kondu, emânetullah olan gözünü, yüzünü, kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Bir neferin mîrî silâhını, elbisesini güzelce temizlediği gibi, sinek de temizliyordu. Nefsime dedim: “Bak!” Baktı, tam ders aldı. Sinek ise, mağrur ve tembel nefsime hoca ve muallim oldu. (Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a, s. 326)

  • Said Yüksekdağ

    11.2.2019 20:16:48

    Allah razı olsun.

  • Eşref

    11.2.2019 17:21:36

    Bölge insanı hangi ailenin hangi nesebe bağlı olduğunu çok iyi biliyor

  • A. AYDIN

    11.2.2019 12:43:29

    Makalenin sonundaki rivayeti de gördükten sonra, DAHA SORUSU OLAN VAR MI?

  • Mehmet

    11.2.2019 10:29:24

    Allahume sali ala seyidina muhamed

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı