"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Muhâkemât ve Münâzarât eserleri basılıyor

Abdülbakî ÇİMİÇ
23 Aralık 2021, Perşembe
Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-158

“Münâzarât=Reçetet’ül-Avâm=Reçetet’ül Ekrâd” ve “Muhâkemât=Saykal’ül-İslâm=Reçetet’ül-Ulemâ”

Bediüzzaman Van’a geldikten sonra, iki üç ay bir bekleme ve çoktan beri bıraktığı Horhor Medresesi’nin tanzimât işini bitirmesinden sonra, Temmuz ayı sonunda, evvelâ Van dolayındaki Ertoşi aşiretlerinden başlamak sûretiyle, Hakkâri, Bitlis, Muş, Ağrı, Diyarbekir ve Urfa şehir merkezleriyle etrafındaki bazı köy ve aşiretleri dolaşarak, hürriyet, meşrûtiyet, istibdat vb. hakkında bilgiler verir. Buralarda sorulan yüzlerce sualleri cevaplandırır. Şehir merkezlerinde de toplantılar yapar. Kendi ifadesiyle: “Hürriyet’in üçüncü senesinde aşâirler arasında meşrûtiyet-i meşrû’ayı aşâire tam bildirmek ve kabul ettirmek için Ertuş aşâiri içinde hususan Küdan ve Mamhuran’a verdiği ders ve 1329’da (1911’de) Matbaa-i Ebuzziya’da tab’edilen, kırkbir sene evvel tab’ edilmiş, fakat maatteessüf yirmi-otuz seneden beri arıyordum, bulamamıştım. Bu defa birisi bir Nüsha bulup bana göndermiş. Ben de Eski Sa’id kafasını alıp ve Yeni Sa’id’in sünûhatıyla dikkatle mütâlâa ettim. Anladım ki, Eski Said acîb bir hiss-i kabl-el vuku’ ile otuz-kırk sene sonra şimdi vukua gelen vukuat-ı maddîye ve mânevîyeyi hissetmiş. Ve bedevi Ekrâd aşâiri perdesi arkasında, bu zamanın medeni perdesini kendilerine maske yapan ve vatanperverlik perdesi altında dinsiz ve hakikî bedevi ve hakikî mürteci; yani bu milleti, İslâmiyet’ten evvelki âdetlerine sevk eden hainleri görmüş gibi onlarla konuşup başlarına vuruyor.” 1

Muhâkemât ve Münâzarât

Bediüzzaman’ın Van’dan başlayarak çıktığı bu seyâhatinin programında Hacc’a gitmek işi de vardı. Aynı yılda Nurşinli Meşhûr Şeyh Abdurrahman-ı Taği’nin oğlu, büyük veli ve Hazret lâkabıyla ma’ruf Muhammed Ziyâ’üddin de hac hazırlığını yapmaktaydı. Bediüzzaman ile çok sıkı ve karşılıklı muhabbetleri dolayısıyla o sene Hac’da buluşmak ve beraber hac yapmak üzere muhabereleri olmuştu. Böylece Bediüzzaman’ın gerek başlattığı bu seyâhatleri esnasında kendisine sorulan suallere verilen cevaplardan; gerekse müşahede ettiği umûmî durum veya Şark âlimlerinin İslâm dini hakkındaki telâkkilerinden öğrendiği genel ahvâlin hey’eti umûmiyesinden iki tane eser vücuda getirdi. Bunlardan birincisi Reçetet’ül-Avâm veya Reçetet’ül-Ekrâd (Münâzarât). İkincisi Saykâl’ül İslâm veya Reçetet’ül-Havâs (Muhâkemât) eserleridir. Bu iki eseri evvelâ Arapça, sonra da aynı meal ve ma’nada, fakat daha genişçe Türkçe olarak kaleme almış ve Reçetet’ül-Avâm eserine Münâzarât ismini, Saykal’ül-İslâm veya Reçetet’ül-Ulemâ kitabına da Muhâkemât ismini vermiştir.

Bediüzzaman Münâzarât ile avama, Muhâkemât ile havassa hitap ediyor

Bediüzzaman’a göre İslâm âleminin ve bütün beşeriyetin geri kalmasının temeli şu iki husustur:

Birincisi, İslâm âlemi sağlıklı bir teceddüdü yani aydınlanmayı yaşayamamıştır ve bu sebeple beşeriyetin beşte birini teşkil eden Müslümanlar geri kalmışlar ve hatta çökmüşlerdir.

İkincisi, Hıristiyan dünyası ise materyalizme ve dinsizliğe yenilmiştir. İşte bu iki musîbetin bertaraf edilmesi için hem avâm tabakası ve hem de havâs yani âlimler tabakasının uyanması ve hastalıklarını tedavi etmesi gerekmektedir. Bediüzzaman avâmın yaralarını tedâvi etmek üzere Reçetet’ül-Avâm yahut Münâzarât adını verdiği eseri telif eylemiş ve Müslümanların hürriyet ve meşrûtiyet konularındaki tereddütlerini İslâmî açıdan izah eylemiştir. Kur’ân’ı asrın idrakine göre anlayamayan havâss tabakasını ise Reçetet’ül-Havâss yani Muhâkemât adlı eseri ile irşâd eylemeye çalışmıştır.”2

“Saykâl-ı İslâmiyet” ve “Ekrad Reçetesi”

“Şu “Saykâl-ı İslâmiyet” ve “Ekrad Reçetesi” olan iki eser, o dehşetli dağ ve dere ve sahrâların kuvve-i münbitesi fevkalâde neşvünemâ vererek, kırk elli gün zarfında hem yeşillendi, hem cesim bir şecere oldu, hem meyve verdi. Evet, öyle bir vakitte vücuda geldi ki, dağlar beni derelerin yed-i haşînine fırlatıyordu. Onlar da, beni sahrâların yüzlerine çarpıyordu. Sonra, hamiyet-i milliye ve hamiyet-i İslâmiye şu iki sınıf meyveleri dağ başından koparıp ve bâzan rüzgâr vurup, derenin dibine düşmüş meyveleri ilâç için toplayıp, medine-i medeniyetin çarşısına getirdiler. Hatta bir kısmı Bâşid Dağı’nın yemişidir, bir tâifesi Ferrâşîn Ovası’nın meyvesidir, bir miktarı Beytüşşebap Deresi’nde, kırmızılanmış semeresidir. İşte, şu iki eseri yazdığım vakit, zaman kısa, mekân vahşi, ben seyyah, zihin müşevveş, vücut yarım hasta, yazmak acele olduğundan, elbette müşevveş olur.” 3

Bediüzzaman’ın yukarıdaki beyânlarından anlaşılıyor ki, bu cevelan ve seyâhati fazla sürmüş değildir. Çünkü bu iki eserin vücuda gelmesini “Kırk elli gün zarfında hem yeşillendi hem cesim bir şecere oldu, hem meyve verdi” şeklinde açıkça beyân edilmiştir. Ayrıca “Zaman kısa, yazmak acele” gibi ifadelerle de bunu te’yid etmektedir.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası-II, 2013, s. 667.

2- Bahaeddin Sağlam, Kürdlerin Reçetesi Münâzarât, İstanbul, KUMN, 2013, sh. 6 vd. 

3- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 205.

Okunma Sayısı: 1540
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı