"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Huzurun sınırı: Helal dairesi keyfe kafidir

Abdurrahman TAN
16 Haziran 2026, Salı
Üstad Hazretlerinin “Câzibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhavere” konusunu işlerken sadece o zamanı anlatıyor gibi anlamak eksik kalır.

Çünkü gençlik devri problemleri her dönemde şekil olarak değişiyor ise de temel problemler değişmiyor, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri olan Risale-i Nur’daki çözüm önerileri geçerliliğini devam ettirmektedir.

İnsanoğlu dünya hayatının zevkine müptela olması sebebiyle gelecek endişesiyle hayatı için gerekli olan ihtiyaçlarını tedarik etmek için çaba sarf eder. İnsanoğlu var olduğu günden bu yana hep aynı ikilemin kıskacında çırpınıp duruyor: Bugünün zevkini sonuna kadar çıkarmak ve yarının ekmek kavgasını yapmak, yani istikbalini garantiye almak. Özellikle modern çağın getirdiği hız ve haz furyası, bizi bitmek bilmeyen bir koşuşturmanın içine savurdu. Daha iyi bir kariyer, daha konforlu bir hayat, daha lüks bir gelecek derken; ömrümüzü adeta bir “tüketim değirmeninde” öğütüyoruz.

Peki, bunca çaba, bunca koşturmaca bize aradığımız o mutlak saadeti, o iç huzurunu veriyor mu? Yoksa her köşe başında daha büyük bir boşluğa, daha derin bir anksiyete girdabına mı sürükleniyoruz? 

İşte tam bu noktada, Bediüzzaman’ın kulaklarımıza küpe yapmamız gereken o muazzam reçetesi devreye giriyor: “Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşrû dairedeki keyfe iktifâ ediniz; o, keyfinize kâfidir.”1

İslâm, insanı dünyadan koparan, hayata küstüren bir zühd dini değildir. Aksine, helâl dairesini o kadar geniş ve ferah tutmuştur ki, insanın fıtrî olan tüm eğlence, dinlenme ve hayattan tat alma arzularına fazlasıyla yeter. Sınırı aşıp gayr-ı meşru sahalara taşan her lezzet ise, peşinde binlerce pişmanlık, vicdan azabı ve ruhî bunalım taşır. Bugün “özgürlük” adı altında sunulan pek çok sefahat ve bağımlılık, aslında insanın kendi ruhuna vurduğu en ağır prangalardan başka bir şey değildir.

Bir an için düşünelim, bugün geçmişi arşiv videolarından izleyebildiğimiz gibi, geleceği de görebileceğimiz bir teknolojiye sahip olsaydık... Bugün gayr-ı meşru zevklerin, haram eğlencelerin içinde kahkahalar atan, hayatı sadece bugünden ibaret sanan ehl-i sefahat; bundan elli yıl sonraki hâlini, yaşlılığını, hastalıklarını, yalnızlığını veya ölüm anını bir sinema ekranında izleseydi ne yapardı? Geçici bir gençliğe, aldatıcı bir güzelliğe güvenerek ebedî bir geleceği kumar masasına sürmenin ne büyük bir akıl tutulması olduğunu o an anlardı.

Demek ki mesele, sadece yarın ne yiyeceğimiz, hangi evde oturacağımız meselesi değildir. Gerçek “istikbal endişesi”, bu fânî dünya hayatından sonra başlayacak olan ebedî istikbalimizdir. Hem bu dünyada huzurlu bir vicdanla yaşamak hem de ebedî bir hayatta saadete kavuşmak istiyorsak, pusulamızı doğru ayarlamak zorundayız.

İnsanlığın kurtuluş reçetesi: İman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (asm) kendine rehber etmek. Çünkü Hz. Muhammed’in (asm) getirdiği o Sünnet-i Seniye terbiyesi, insanı ne dünyadan koparır ne de dünyanın oyun ve eğlencesine boğup basitleştirir. O terbiye, insana haddini bildirir, dengeli, huzurlu ve asil bir duruş kazandırır. Hayatı meşru dairede tatlandırmanın, geleceği ise endişeden uzak bir tevekkülle kucaklamanın yegane yolu budur.

Dipnot:

1- Sözler, s. 169.

Okunma Sayısı: 184
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı