Mekke’den ayrıldı bir Güneş bir Ay,
Sevr onlar için olmuş bir saray,
Gelmek istiyoruz Senin izinde,
Sultanım bizi de muhacirden say.
Tarihte önemli olayların, büyük inkılapların gerçekleşmesi, çağların ve takvimlerin başlangıçları olarak kabul edilmiştir. Peygamber Efendimizin (asm) Mekke’den Medine’ye hicreti de, İslâm tarihi açısından çok büyük bir önem taşıdığından, Hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Hicret kelimesi, Arapça kökenli olup, “terk etmek, ayrılmak, bir yerden bir yere göç etmek” demektir. Hicret edene muhacir, onlara kucak açıp ağırlayan ve yardımcı olan yerli halka da ensar denil- miştir. İslâm, muhcirle ensarı öyle kaynaştırmış ki, aralarında özkardeşinden daha yakın bir kardeşlik tesis etmiştir.
Allah Resûlü (asm) Mekke’den Medineye (Yesrib’e) hicret etmekle, oraya imanı, İslâm’ı, barışı, huzuru, saadeti ve medeniyeti götürmüş, Yesrib’i Medine yaparak orayı medeniyetin merkezi haline getirmiştir. Orada başlayan devir, bütün devirlere örnek olmuş, insanlığa selâmet ve saadet getirdiği için “Asr-ı Saadet” olarak anılmıştır.
İnsanın doğup büyüdüğü yeri terk etmesi, mazisinin ve hatıralarının bulunduğu mekândan ayrı kalması kolay değildir. Nitekim, Allah Resulü de (asm) Mekke’den ayrılırken, “(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah”ın en hayırlı ve Allah”a en sevimli olan beldesisin. Senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım, seni asla terk etmezdim.” 1 diyerek, bu hakikati ifade emiştir. Ama ulvî bir gaye ve büyük bir hizmet söz konusu ise, her türlü mahrumiyet ve hasret göze alınarak hicret etmek gerekmektedir.
Hicret, İslâmiyetin başlangıcında Peygamber Efendimiz (asm) ve Sahabeleri tarafından bir defa gerçekleştirilmiş ve bitmiş bir göç olayı değildir. Hicret, İslâmiyetle birlikte yaşayan bir hizmet sürecidir. Her devirde dine hizmet edenler hicret etmek zorunda kalmışlardır. Âhirzamanın en büyük muhaciri ise, ömrünü sürgünlerde ve zindanlarda geçiren Bediüzzaman Hazretleridir.
Bediüzzaman, çocuk denecek yaşta hizmete başladığı için, hicrete de başlamıştır. “İ’câz-ı Kur’ân’ı beyan et!” emr-i manevîsini aldıktan sonra yollara düşmüş, çok sevdiği köyüne ve ailesine hasret bir hayat yaşamıştır. İstanbul ile başlayan büyük yolculuğu Şam, Kosturma, Almanya, Avusturya ve tekrar İstanbul’a dönüşle devam etmiştir. Fakat vatanına döndüğü zaman da onun hicreti bitmemiştir. İslâm güneşini söndürmek isteyenlere karşı iman meşalesi ile mukabele ettiği için, memleket sürgünleri başlamış, Burdur, Barla, Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Afyon ve Emirdağ gibi memleketin çeşitli yerlerine hicret etmek zorunda kalmıştır. Her gittiği yerde İ’caz-ı Kur’ân’ı beyan etmiş, Kur’ân güneşini söndürmek isteyenlere, Kur’ân’ın sönmez ve söndürülemez bir nur olduğunu göstermiştir.
Kur’ân ve iman hizmeti, kıyamete kadar devam edeceği için, hicret de devam edecektir. Her devrin hicreti, o zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre tahakkuk etmektedir. Bugün iç hizmet daha önemli olduğu için, iç hicrete daha fazla ihtiyaç vardır. Yani insan önce kendi içindeki şerlerden ve kötülüklerden uzaklaşmakla hicrete başlamalı, ondan sonra da başkalarına yardımcı olarak hizmete devam etmelidir.
Hicretin kelime anlamı kısaca “göç etmek” demektir demiştik. Ama hicret, sadece bir mekân değişikliği ve bulunduğu yerden başka bir yere taşınmaktan ibaret değildir. Hicret, terk etmektir. Küfrü, inkârı, şerri, zulmü, zulmeti, her türlü fenalığı terk etmek, onlardan uzaklaşmaktır. Hicret, kötülükten iyiliğe, günahtan sevaba, adavetten muhabbete, vahşetten medeniyete göç etmektir.
Bugün iman hizmetini yürütmekte olanlar, hizmetlerde bir durgunluk ve atalet hissediyorlarsa, burada bir hicret ihtiyacı var demektir. Herkes kendi kalbini yoklasa, neden hizmet edemiyorum sualinin cevabını bulacaktır. Kalbinde yer tutan bir takım hissiyatların hizmete set çektiğini görecektir. Siyaset, enaniyet veya menfaat gibi marazların hizmete mâni olduğunu fark edecektir. Bunları terk ederek ataletten faaliyete, adavetten muhabbete, enaniyetten uhuvvete hicret edersek, hizmet yolları açılacak, iman hizmeti tevakkuftan kurtulacaktır.
Not: İslâm âleminin Hicrî yeni yılını tebrik ediyor, tüm Müslümanların zulümden huzura, zulmetten nura hicret etmelerine vesile olmasını diliyorum.
Dipnot:
1- Tirmizî, Menâkıb, 68, 3925.