Bütün fesatları önleyen, avamı anarşilikten kurtaran ve eğer hakikatiyle ele alınsa, fünun-u medeniye ve ve ulûm-u müsbetenin de hakikatlarını mutazammın şems-i İslâmiyet, bir nebze gösterilse idi bu gençliğe, yeni nesillere, bilhassa mektebli gençlere, hayat-ı içtimaiyyeye yerleşmek istiyen bu buhranın binde biri dahi olmayacaktı. Bilakis emniyet ve asayiş rüzgârlariyle Nur-u hakikat güneşi, değil yalnız Türkiye, değil yalnız âlem-i İslâmı, elbette âlem-i insaniyeti ve topyekün beşeriyeti, dünyada dahi saadet-i hakikiyyenin ziyasıyle mes’ud ve bahtiyar edecekti. Gerçek yalnız budur, değişmeyen tek esas da budur. Ama hafi bir sırrı İlâhî ve teklif-i dinî icabı olarak aklın ihtiyarı elinden alınmamış, şerre de, dinsizlik ve imansızlığa da, ahlâksızlık ve faziletsizliğe de bir saha ayrılmış olan bu dünyada, bu mekânlarda, insanlar serbest bırakılmış, iradesini hangi yönde kullanacak diye murakabeye tabi tutulmuş. İşte bundandır ki: Hakikaten güneşler gibi parlak, cennetler gibi güzel ve şirin, akıl ve mantığın tam icabı, ilim ve fennin, tekniğin, maddî ve manevî terakkinin üstadı ve hocası, saadet ve hayatın ta kendisi olan hakikat-ı İslâmiyet, yarasa tabiatlı kör ve sağırların ve onları takip eden ahmakların fesada uğramış kalb ve zihinlerinde ma’kes bulmuyor. Ve onun içindir ki, kanun-u fıtrata zıd hareket eden ve hikmet-i İlâhiyeye itiraz ile saldıran bedbaht gafiller, kâinat çarkının daima hikmetle dönen dişleri arasına sıkışarak adem zulümatına ve yokluk karanlığına mütemadiyen yuvarlanmakta ve böylece anarşist olup, komünistten de beter bir derekeye atılmaktadırlar.
Evet, İslâm dünyasında iken, Müslümanlar arasında iken, İslâm iken, İslâma harp ilân edenler elbette komünist olurlar! Komünistden de beter, anarşist olurlar. Ye’cuc ve Me’cuc’un bir misalini gösterirler. Ye’cûc ve Me’cûc’un zararı ise, izah ve ifade edilemiyecek kadar fena ve fecîdir. Bu, bir inkâr ve tahrip kasırgasıdır ki: Bütün insanî hasletleri yakıp yıkmakla telezzüz eden şeytani bir kuvvedir. Buna karşı tek bir çare vardır. Ancak o çareyi istimal ile millet ve memleket kurtulur, insanlık halás bulur. Aksi takdirde göreceğiz ve göreceksiniz ki; ardı arkası kesilmeyen tahrip ve infilaklar, ihtilàl ve irtidatlarla âlem-i beşeriyet sukut-u mutlaka gidecektir. Amma böyle bir kahr-ı tecellîyi rahmet-i Rahman şimdi göstermeyeceğine ümidimiz kať’idir. Zira (akl-ı selim) sağ duyu hâkimdir, hem daha ziyade hâkim olacaktır. Ondan evvel inşaallah hak ve hakkaniyetin manevi kılınçları, bütün zulüm ve zulümatları dağıtacak ve parçalayacaktır. Ve insan, insaniyetten sıyrılmadan önce bir defa ve hem en ekmel tezahüriyle, ûlvi mazhariyetini ve halife-i arz oluşu keyfiyetini âlemde maddeten dahi isbat ve ızhar eyliyecektir, (bütün manilere, engellemelere rağmen,) Zira bu, insanın, insan oluş manasının ifadesidir ki, kâinat o hakikatın tekâmülü etrafında ve manasında dönmektedir.
“İnşaallah istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizliyecek, sulh-u umumiyi de temin edecektir.” (S.N.)