"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yerli ve millî adalet

Ahmet BATTAL
25 Mart 2020, Çarşamba
Bir insan bu dünyada “hüküm sahibi” haline geldiğinde yani “ben hâkim oldum” deyip adaleti tecelli ettirmeye gayret ederken arkasına kimi alır? Kim ya da kimler adına hareket eder?

İki ana ihtimal var: 

Hâkim hükmetme işini ya kendisini tayin edip yetkilendiren kuvvet (kral, devlet) adına ve daha ileri aşamasında da devleti sahiplenen milleti adına yapar.

Ya da yerleri ve gökleri, tarafları ve nizaları yaratan, devletleri ve milletleri var eden Allah adına yargılama yapar ve hüküm verir. 

Yani adaletin arzî mi semavî mi olduğu önemlidir. 

Bir mü’min inanır ki adalet dağıtma işi Allah’ın Adl isminin tecellisiyle ilgilidir ve dolayısıyla arzî ve keyfî değil semavî ve İlahîdir. 

Hem de mü’min bilir ki Adl ismi Allah’ın büyük isimlerinden biridir. 

Elbette hakiki bir mü’min adalet dağıtırken keyfini ya da nefsini konuşturmaz. Hakkı ve hakikati arar, doğruya ve gerçeğe ulaşmaya çalışır. Vahyin ve aklın tarif ettiği manada adaletle hükmeder. 

Akıldan kasıt elbette ortak akıldır ve devlet aklıdır. O da bir kanundur. Asıl vazifesi vahyi tarif etmek ve tatbik ettirmektir. 

Hakiki bir mü’min hâkim neyin adalete uygun olduğunu tesbit ederken yerelden ya da bölgeselden yola çıkamaz. 

Zira adaletin yerlisi ve millisi olmaz. 

Ama bu demek değildir ki adalet dağıtan hâkim yerel örf ve âdetlerden faydalanmayacak. 

Aile hukukunda, komşuluk hukukunda, ticaret ilişkilerinde ve daha birçok konuda elbette hâkim örf ve âdetlere, törelere, geleneklere değer verecektir. 

Bilhassa davanın ve nizanın taraflarının iradelerinin önem taşıdığı hallerde, taraf iradeleri kadar onların genel çerçevesini oluşturan töre de önemlidir. 

Hâkim davayı hakça hallederken tarafların hukuka uygun ortak iradesine de değer verecektir. 

Hâkim devletin yetkili otoritelerinin koyduğu kurallara aykırı davrananlara da ceza verecektir. 

Ama bunların hiçbirinde, hâkim, yargıladığı kişinin şu ya da bu milletin ferdi olup olmadığı ile ilgilenmeyecektir. 

Elbette bazı hallerde bilhassa sanığın vatandaş mı yabancı mı olduğu önem taşıyabilecektir. Ama bu kadar. 

Sanık yabancı ise hangi devletin vatandaşı olduğu (savaş halinde casusluk gibi suçlar dışında) hâkimi ilgilendirmez. Ya suçludur ya da değildir. 

Sanık vatandaş ise hangi dinî, etnik ya da siyasi gruba dahil olduğu da mahkemeyi ilgilendirmez. Suçluysa suçludur, değilse masumdur. 

Yerli ve milli adaletten adalet olmaz. 

Okunma Sayısı: 2057
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    25.3.2020 16:27:58

    Evet, yazıda ifade ettiğiniz gibi,adaletin uygulanma şekli, semavi ve arzi olmak üzere iki şekilde oluyor.Fakat arzi şekilde uygulanan mahkemelerdeki yanlışlar,hatalar veya hukuksuzluklar,bir nevi temyiz mahkemesi hükmünde olan,mahkeme-i kübraya mazlumların vicdanlarında sevki yapılıyor.Çünkü kesin hükmün ve adalet-i mahzanın tecelli edeceği yer orası.

  • Hüseyin İlhan

    25.3.2020 07:45:01

    Hocam Allah razı olsun.Hukuk dersi ve adaleti tesis edecek hakimler ile ilgili güzel tesbit ve hakikatleri bize ikram ettiniz . İnşaallah yargı mensuplarimiz bu hususları kaale alarak hüküm verirler.Aksi halde yargıya güven diplerde gezmekten kurtulmaz.

  • A. AYDIN

    25.3.2020 00:25:11

    "ADALET" olmazsa -boşa gidecek değil ya- "ÂLET" olur!? 🙄 Allah muhafaza!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı