İslâm’ın mamur beldelerinin tahribinde gıkı çıkmayan, Rusya Ukrayna Savaşı’nda uyuyan, İsrail’in yıllardır estirdiği devlet terörüyle birlikte Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlara göz yuman uluslararası hukuk ve bu çerçevede kurulmuş BM gibi yapılar, bu olayda harekete geçebilir mi ya da dünyanın geleceğinde söz sahibi olabilir mi?
Maduro diyor ki... (1)
Dünya aklı, uluslararası hukuk aldatmacası ve BM’nin gölgesinde tarihin acı tekerrürü diyebileceğimiz kaotik bir dünyaya doğru sürüklendiğimizin farkında mı acaba?

Bir devletin bir başka devletin başkanını zorla ele geçirmesinin uluslararası hukukun temel prensiplerine açıkça aykırı olduğunu söylemenin bir kıymeti kaldı mı? Ya da BM Şartı’na göre bir ülkenin egemenliğinin ihlâl edilemeyeceğinin, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan bir başka ülkeye askerî müdahalenin yapılamayacağının ve bunun yasallaştırılamayacağının yazılıp çizilmesi bir anlam ifade ediyor mu? Gerçek şu ki, ABD’nin bu operasyonu uluslararası hukukun ve sözüm ona dünya barışının teminatını ifade eden BM’nin çaresizliğini ifşa ederken “güçlünün hukuku”nun geçerli olduğu yeni bir dünya endişelerini arttırıyor.
BM Güvenlik Konseyi, dünya üzerinde söz sahibi hukuki kuruluşlar ve uzmanlar bu durumu tartışadursun. Yeni dünyayı kim kuracak, geleceği kim inşa edecek? Cevaplanması gereken asıl soru budur; “İslam âlemi bu yeninin neresinde yer alacak, Türkiye nerede duracak?” sorularıyla birlikte.

Yakın tarihin izlerini sürerek belli başlı cevaplara ulaşmak mümkün gözüküyor. Bediüzzaman’ın “Harb-i Umumiyi gören ihtiyardır” sözleriyle dehşetini hatırlattığı Birinci Dünya Savaşı, dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük çapta yıkımı ve acıları yaşattı. Acılar öylesine büyüktü ki, bir daha böyle bir vahşetin yaşanmaması için adalet, barış, hukuk ve eşitlik temellerine dayanan yeni bir dünya arzusu neredeyse herkes tarafından seslendirildi. Bu beklenti 1920’de Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla neticelendi; ancak cemiyetin kuruluşunda “galipler, tarafsızlar ve mağluplar veya daimi, yarı daimî ve daimî olmayanlar” olarak devletlerin sınıflandırılması ve kuruluş ruhuna aykırı eşitsizlikler daha kuruluş aşamasında tartışmalar doğurdu. Ülkeler arasında yaşanabilecek problemleri barışçıl ve adil bir yolla çözmeyi hedefleyen cemiyet İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyemediği gibi, uluslararası hukuk açısından da etkin bir rol üstlenemedi. Kısaca, güçlünün haksızlığına karşı koyamayan, masumun hakkını koruyamayan Milletler Cemiyetinin pasifliği, barış içinde bir dünya hayalini öteleyerek İkinci Dünya Savaşı’nı netice verdi.
Bediüzzaman’ın “Kurun-u ûlânın mecmu vahşetini, bu medeniyet bir defada kustu!” diyerek dikkat çektiği İkinci Dünya Savaşı da ardında milyonlarca ölü, tarumar edilmiş ülkeler, yok edilmiş yüzbinlerce masum aileler bırakınca dünya barışını ve güvenliğini sağlamak maksadıyla bu sefer de BM kuruldu.
—Devam edecek—