"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Doğrunun yalan, yalanın doğru sayıldığı zaman

AHMET ZORLU
30 Ağustos 2026, Pazar
İnsanlığın en büyük imtihanlarından biri, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilmektir. Fakat bazı dönemlerde ölçüler öylesine karışır ki doğru söyleyenler suçlanır, yalancılar itibar görür; güvenilir insanlar ile güvenilmez kimseler karıştırılır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (asm), ahir zaman fitnelerine dikkat çekerken şöyle buyurmuştur: “Öyle bir zaman gelecek ki, doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar doğrulanacak; güvenilir kimseler hain sayılacak, hainlere güvenilecek...” (İbni Mâce, Fiten, 24)

Bu hadis, yalnızca bir dönemin sosyal yapısını değil, toplumun yaşayabileceği büyük bir ahlâkî savrulmayı haber vermektedir. Çünkü doğruluk değerini kaybettiğinde yalnızca sözler bozulmaz; güven, adalet, kardeşlik ve huzur da bundan zarar görür.

Sıdk, İslâmiyetin Temelidir

Bediüzzaman Said Nursî’nin “Sıdk, İslâmiyetin üssü’l-esasıdır” sözü, bu hakikatin önemini ortaya koymaktadır. Doğruluk sadece doğru söz söylemekten ibaret değildir. Düşüncede, niyette, ticarette, aile hayatında, dostlukta ve toplum ilişkilerinde de doğruluk gerekir. İnsan, kendi menfaati için hakikati eğip büküyorsa, burada gerçek anlamda sıdk ve doğruluktan söz edilemez.

En büyük tehlike ise yalanın normalleşmesidir. Önce küçük yalanlar önemsenmez; sonra gerçeği çarpıtmak “idare etmek” sayılır. Zamanla menfaat uğruna hakikati gizlemek meşru görülür. Nihayetinde doğruyu söyleyen insan “saf” veya “problem çıkaran” kimse olarak görülmeye başlanır.

Asıl tehlike, yalnızca yalancıların çoğalması değil; yalanın toplum tarafından kabul görmesidir.

Hakikat Şahıslara Göre Değişmez

Günümüzde çoğu zaman insanların söylediği sözün doğruluğundan önce, o sözü kimin söylediğine bakılıyor. Kendi tarafımızdan olanın yanlışı savunulurken, karşı taraftan gelen doğru bile reddedilebiliyor. Oysa hakikat şahıslara göre değişmez. Olgun insan, sevmediği bir kimsenin söylediği doğruyu kabul edebilmeli; sevdiği bir insanın yanlışını da yanlış olarak görebilmelidir. Hakikate bağlılığın ölçüsü budur. Bediüzzaman’ın sıdk, adalet, ihlâs, meşveret ve uhuvvet düsturları da insanı şahısların değil, hakkın ve hakikatin tarafında olmaya çağırır.

Güven Kaybolursa Toplum Çözülür

Hadiste dikkat çekilen bir başka husus da güvenilir kimselerin hain, hainlerin ise güvenilir kabul edilmesidir. Güven, toplum hayatının görünmeyen sermayesidir. Ticaret güvenle, aile huzurla, dostluk sadakatle ayakta durur. Güven kaybolduğunda ise insanlar birbirinden şüphe etmeye başlar ve toplumun huzuru bozulur.

Kur’ân-ı Kerîm’in “Emanetleri ehline verin” emri, bu bakımdan önemli bir ölçüdür. Ehliyet ve liyakat yerine yakınlık, menfaat ve tarafgirlik geçtiğinde adalet yara alır.

Bilgi Çağında Hakikat Sorumluluğu

Bugün sosyal medya sayesinde doğru veya yanlış her bilgi çok kısa sürede milyonlara ulaşabiliyor. Doğrulanmamış bir haber, bir insanın itibarını zedeleyebiliyor; bir iftira, gerçeğinden daha hızlı yayılabiliyor. Bu sebeple çağımız insanının sadece konuşma özgürlüğüne değil, konuşma ahlâkına da ihtiyacı vardır.

Bilmediğimiz konuda konuşmamak, duyduğumuz haberi araştırmak, doğruluğundan emin olmadığımız bilgiyi paylaşmamak ve insanların şeref ve haysiyetini korumak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü çok konuşmak doğru konuşmak değildir. Çok takip edilmek güvenilir olmak değildir. Çok alkışlanmak da haklı olmak değildir.

Asıl Muhasebe Kendimizden Başlamalı

Bu hadis-i şerifi okurken yalnızca başkalarını suçlamak kolaydır. “Yalancılar çoğaldı, toplum bozuldu” demek yerine kendimize şu soruları sormalıyız:

Sevmediğim bir insan doğru söylediğinde onun doğrusunu kabul edebiliyor muyum? Sevdiğim insan yanlış yaptığında yanlışını söyleyebiliyor muyum? Menfaatim için hakikati eğip büküyor muyum? Duyduğum her haberi araştırmadan başkasına aktarıyor muyum?

İşte gerçek ahlâkî muhasebe burada başlar.

Bugün belki de en büyük vazifemiz, başkalarının doğruluğunu sorgulamaktan önce kendi doğruluğumuzu korumaktır.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Sıdk, İslâmiyetin üssü’l-esasıdır.”

Öyleyse doğrunun yalan, yalancının doğru sayıldığı bir zamanda bize düşen; tarafgirliğe kapılmadan hakkı savunmak, menfaat karşısında ihlâsı korumak ve hakikatin yanında durmaktır.

Çünkü hakikatin kaybolduğu bir çağda, en büyük hizmet hakikatin  mudaifı olmaktır.

Okunma Sayısı: 137
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı