İslam, kadına “anne” olması hasebiyle ve başka bir çok nedenden dolayı ciddi ehemmiyet vermiştir. Ancak mimsiz medeniyet, İslamın verdiği bu önemi sanki “islam kadına değer vermez. Çalışmayıp evinde çocuk bakan kadın değersiz kadındır, cahil kadındır” gibi safsataları bizlere yutturma çabası içindeler.
“İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum.”(1)
İslam, kadına “anne” olması hasebiyle ve başka bir çok nedenden dolayı ciddi ehemmiyet vermiştir. Ancak mimsiz medeniyet, İslamın verdiği bu önemi sanki “islam kadına değer vermez. Çalışmayıp evinde çocuk bakan kadın değersiz kadındır, cahil kadındır” gibi safsataları bizlere yutturma çabası içindeler. Ve maalesef bir nebze de yutturdular. Evladı olan her kadın çok iyi bilir ki annelik çok ama çok zor bir meslektir. Ancak bu meslek bildiğimiz doktorluk, mühendislik nevinden meslekler gibi değil, mesaisi hiç bitmeyen 7/24, ücret beklentisi olmayan ulvi bir meslektir. Çocuğu yetiştirmesi gereken kişi mutlak surette ilk “anne” olmalıdır.
Evladın nasıl yetiştirildiği ve kim tarafından yetiştirildiği çok önemli. İslam ahlâkı ile yetişmiş bir kadın tarafından yetiştirilen bir evlat, ekser itibarı ile iyi yetiştirilmiş bir evlattır.
Çocuğu olan herkes iyi bilir ki evlâdı dünyaya gelir gelmez sadece annesini ister. Ağladığında yanına gelmesini istediği kişi hep annesidir. Bunun nedeni, “karnını ancak anne doyurabilecek olması” diye düşünülmemelidir. Çünkü bebek maddî hiçbir neden yokken karnı acıkmadığında da ağlar ve huzursuzlanır. Çözüm sadece şefkatli ana kucağıdır. Babanın saatlerce pışpışlayıp sakinleştiremediği evladını, anne, kucağına alır almaz sakinleştirebilir. Bunun nedeni insanın fıtratına verilen “beni annem yetiştirsin, benimle annem ilgilensin” genleridir. Ve bebek bunu anne harici kucaklara itibar etmeyerek lisan-ı hal ile bizlere anlatır. İster buna 9 ay ana karnında duygusal bir bağ kurması deyin ister başka birşey, mühim olan sonuçtur ve sonuç ise çocuğun şefkatli ana kucağı haricinde kolay kolay sakinleşememesi, huzurlu olamaması ve tam manada mutlu olamamasıdır. Büyüdüğümüzde de durum çok değişmiyor. Kendimize bir soralım “anneme mi sarılınca dertlerim tasaların bitip gidiyor veya azalıyor, babama mı?”. “Babama hiç sarılmadım ki” diyenlerimizi duyar gibiyim. Fıtri eğitim annenin verdiği eğitimdir. Bediüzzamanın da dediği gibi “en birinci üstat ve tesirli muallim” annedir.
Daha bebekken anneye olan bu ihtiyacın onu annesinin yetiştirmesi gerektiği ile doğrudan doğruya alâkası vardır. Üstad Hazretlerinin, kendisi ile ilgili Risale-i Nur’daki şu paylaşımı bu hususu açıklar nitelikte:
“..Bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”(2)
Dipnotlar:
1-2- (Lem’alar/24.Lem’a) —DEVAMI YARIN—