"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bakar - körler

Ali Demir
07 Ağustos 2021, Cumartesi
Bakmak ve görmek arasındaki farkı fark etmek için beşer tarih boyu düşünmüş ve düşüncenin ürünü olarak da felsefi bir çok izahlar insanoğlu tarafından ortaya konulmuş.

Basit bir internet taramasında bu hususta çok geniş malûmat elde etmek mümkün. Elde edilen bu malûmatlar, Risale-i Nur süzgecinden geçirildiğinde daha başka bir mana ifade etmektedir. İnsan görme melekesini kaybetmediği sürece devamlı etrafına bakar ve merak ettiğini görmek ister. Bunun Risale-i Nur’da kullanıldığı en bariz yerlerden birisi Âyet’ül Kübra Risalesi’nin baş kısmında “Evet, bu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen her bir misafir, gözünü açıp baktıkça görür ki…” cümlesinde görmekteyiz. Bu cümleden hareketle bakmak ve görmek neyi ifade eder veya etmeli?

Fizyolojik olarak, sağlıklı insan bakmadan duramaz. Görmenin zorunlu şartı ‘bakmak’tır. Hepimiz bakarız. Ama ne kadar görürüz? Aslında bakmak gözle yapılan bir şey değildir. Gözlerimiz sadece bir araçtır. Fizyolojik anlamda, görmenin gerçekleştiği yer beyindir, burada göz sadece bakma işlemini yapanın aracıdır. Bakmak ve görmek aynı şey olmadığındandır ki, “göz bakar, ama beyin görür” diye bilim insanlarının sık kullandığı bir tabirmiş.

“Bakmakla görmek arasındaki fark nedir?” diye sorulan suale Mevlânâ Hazretleri “Senin baktığına herkes bakıyor; ama ya görebildiğini herkes görebiliyor mu? Aralarındaki tek fark sensin…” diye cevap vermiş.

Bakmak şahitliği, görmek ise derinliği ifade eder. Bakmak bilinçli çaba gerektirir. Bakmak bir göz hareketi, görmek ise bir şuur faaliyeti… Bakmak bir eylem ise, görmek ise fark etmektir. Bakmak sadece gözle olur. Görmek ise akıl ve kalbin göz ile devreye girmesiyle gerçekleşir. Bakınca yalnız seyrederiz, görünce bir hükme varırız.

Öyleyse, toplumda baktığı halde körlüğünden dolayı göremeyenler ekseriyette denilse yanlış olmaz her halde. Çünkü Üstad Hazretleri insanlığın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir der.

İşte Yirminci asrın ilk yarısında kararan dünyamızı neşriyle aydınlatıp nurlandıran Kur’ân’ın çağımıza bakan manevî bir mu’cizesi olan Risale-i Nur hakikatlerine karşı gözlerine yani kalp gözünü kapatanlar için “bakar-körler” tabirini kullanmış Sabri Arseven Abimiz. Barla Lâhikası’ndaki mektubunda (91 sıra numaralı) Tarikat ve tasavvuf hakkında telif edilmiş Yirmi Dokuzuncu Mektup Dokuzuncu Kısım’ı okuduktan sonra duygularını yazdığı lâhikasında bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:

“Acaba her an, en az bin bir nevi semere-i saâdetle tegaddî etmekten kaçan ve o cadde-i kübrâya asla lâyık olmayan iftira ve isnâdât perdelerini görüp, şu meş’ale-i adîmü’l-misâli (emsalsiz ışık veren kaynak) söndürmek, zulümat ve dalâlât vadilerine yol açmak isteyen bakar-körlere ne demeli?”

Bir abimizin çok sık kullandığı şu sözle cevap vermeli diyoruz: Görenedir görene, kör’e ne?

Bu Kur’ânî Hakikatler görmek isteyenler için güneş gibi parlamaya devam ediyor ve kıyamete kadar da parlamaya devam edecek inşaallah… Bakıp ta göremeyenler veya görmek istemeyenlerin rağmına olarak, Allah Nur’unu tamamlayacaktır… vesselâm..

Okunma Sayısı: 960
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Fatih Ekinci

    7.8.2021 11:49:23

    Bazı körler gözlerinin rağmına hakikati görüyorlar, bazı nasipsizler gözleri ile beraber göremiyorlar ve vahşi karanlıklarda kalıyorlar... ''Zafer Ferah'' misüllü bahtiyarlara müjdeler olsun, mucizeyi gözüyle gördüğü halde inkar eden gözü açık körlere veyl olsun...

  • Orhan Ali YILMAZ

    7.8.2021 09:38:52

    (Konuyu "tenvir" içindir) "Ve keza mebde itibarıyla rü'yette bir ıztırar vardır; sem'â'da, tahatturda ihtiyar vardır.. Evet, gözün açılmasıyla eşyayı görmemek mümkün değildir.. Fakat mesmûâtı dinlemekte veya hâtırâtı tahattur etmekte bu ıztırar yoktur.. غِشَاوَةٌ Tâ'bir'i; gözün yalnız ön cihete hâkim ve nâzır olduğuna işarettir ki; eğer bir perde ile o cihetten alâkası kesilse; bütün bütün kör kalır.. 'Tenkîr'i ifade eden غِشَاوَةٌ deki Tenvîn; onların gözleri üstündeki perde; malûm olmayan bir perde olup; ondan sakınmak onlar için mümkün olmadığına işarettir.. Câr ve Mecrûr'un غِشَاوَةٌ üzerine takdim edilmesi; en evvel nazar-ı dikkati onların gözlerine çevirtmekle, kalplerindeki sırları göstermek içindir.. Zira göz, kalbin âyinesidir... (İşârâtü'l-İ'câz; Münafıklar Bahsi) Kaleminize, bir de yüreğinize sağlık Değerli Abim...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı