Her şeyin sahibi, maliki, idârecisi, Rabbi, sonsuz rahmet ve şefkat sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak, istemek, O’na dayanmak, O’ndan özür ve af dilemek, O’nu vekil tâyin etmek demektir.
Cenâb-ı Hak, kullarına şöyle sesleniyor: “Bana duâ edin, size cevap vereyim.” 1
Demek duâ, büyük bir kulluktur.
Duâ mânevî bir sırdır, bir ilâçtır. Duâ eden, duâsıyla iç dünyasını kirleten menfî duygu, düşünce, kir ve paslardan temizlenir.
Duâ, yanlışları silen bir silgidir. İnsanın işlediği günahlar, hatalar ve kusurlar, akla, kalbe ve vicdâna büyük baskılar yapar. Bu baskıdan kurtulmak için mutlaka duâya ihtiyaç vardır. Duâ, duygu ve düşünceleri bir yöne tevcih etme, maddenin kıskacından, dünyevî beklenti ve çıkarlardan kurtarmaya vesiledir. Duygularını kesret âleminden çekip, Tevhîde yönlendirmektir. Bu ise, ruhu dinlendirir.
Duâ, kendi kendine iyiyi, güzeli telkin etmek; mükemmele niyetlenmektir. Duâ, şuûraltına Rahmânî duyguları yerleştirmek, mükemmele şartlanmaktır. Duâ stres, sıkıntı, üzüntü ve ümidsizliğin baskısından kurtulmaktır. İnsan duâ ile, yalnızlığın doğurduğu olumsuzluklardan kurtulur.
Çünkü duâ eden kişi bilir ki, yalnız değil, birisi var: Bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir.
Duâ dünya ve içindekilerle beraber, nefsin etrafında dolanmaktan kurtulup, tek bir noktaya yönelmek demektir. Bu, çokluktan, dünya problemlerinden, sıkıntılarından sıyrılıp, ruha nefes aldırmak, onu dinlendirmektir aynı anda. Duâ, aynı zamanda vakit kirliliğini önler. Yâni, duâ ile insan, zamanı kayıt altına alır. Kendisini programlar, plânlar, ayarlar. Duâ, güven duymaktır. Duâ, altından kalkılması imkânsız meseleleri, gücü sonsuz olan Allah’a havâle edip; sırtındaki problemler yumağından teşekkül eden ağır yükü indirmek ve onun üstüne binmektir.
Duâ, enerji depolamaktır. Günlük hâdiseler içinde yorulan, enerjisi tükenen insan, duâ ile şarj olur. Beyin hücrelerini yeniler; âdeta duygularına cilâ vurur.
Dipnot 1- Mü’min Sûresi, 60.