Türkiye kişi başına en çok çay tüketen ülke konumunda. Üretimde dünya 5’incisi olmakla birlikte yerli üretim kendisine yeten bir ülkedir. Türkiye çay da ithal ediyor, ancak bu ihtiyacın yerli üretimle karşılanmamasından ziyade çeşit, fiyat ve kalite meselesidir.
Ülkemizde çay üretimi, Ziraat Mühendisi Zihni Derin’in öncülüğünde 1924 yılında çıkarılan kanunla Rize ve çevresinde başlatılmıştır, ilk yaş çay yaprağı hasadı ve kuru çay üretimi 1938 yılında gerçekleştirilmiştir. Nereden bakılırsa bakılsın Türkiye’nin çay meselesinin 100 yıla dayanan bir geçmişi vardır.
Başka pek çok meselede olduğu gibi çay konusunda da uzun dönemli planlanın yapıldığını söylemek kolay değil. Başlangıçta milleti çay ekimine teşvik için çok farklı sözler verilmiş ve maalesef bu sözler sonradan ekseriyetle unutulmuştur.
Şu anda da ciddi bir çay krizi yaşanıyor. Elbette kabahati sadece idarecilere yüklemek de olmaz. Ancak idareciler uzun dönemli planlar yapmamak ve verilen sözleri tutmamakla kınanmayı hak ederler.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ağırlıklı olarak Rize olmak üzere Artvin, Trabzon ve Giresun illerinde yaklaşık 205 bin üretici geçimini çay üretimi ile sağlıyor. Bilhassa Rize’nin köylerinde başka bir geçim vasıtası yoktur. Vatandaşın üretip de satabildiği tek ürün çaydır. Dolayısı ile çay meselesi bölgede yaşayan herkesi çok yakından ilgilendirir. Anlayacağınız, Rize’nin köylerinde yaşayanlar için çay meselesi görmezden gelinebilecek bir konu değil.
Çay konusundaki ‘uzun hikâye’yi burada kesip bugüne gelirsek durum şudur: Çayda en büyük alıcı, bir bakıma tekel olan devlet kuruluşu olan Çaykur’dur. Çaykur’un 50’ye yakın fabrikası var bunların neredeyse tamamı 1990 öncesi yapılmış fabrikalardır. Elbette bu fabrikalar yenilenmiştir ama sayı bakımından son yıllarda yenileri yapılmamıştır. Bunun yanında özel sektöre ait çay fabrikaları da vardır ama bunların kapasitesi Çaykur’a nispetle düşüktür.
Bu sebeplerle Çaykur, mecburen kota ve kontenjan uygulaması yapıyor. Yani üreticinin günlük satabileceği çay miktarı sınırlanıyor. Bu yapılmazsa mevcut fabrikaların toplanan çayı işlemesi mümkün değil. Çay günlük olarak toplanıp işlenmesi gereken bir tür ‘ot/çimen’ sayılır. Yani bekletilirse kurur ya da çürür. Dolayısı ile ortaya sıkıntılar çıkıyor.
Bir başka sıkıntı da ‘organik çay’ konusunda yaşanıyor. Organik çay, kimyasal gübre kullanılmadan üretilen çaydır. Gübre kullanılmadığında üretim yarı yarıya düşer. Başlangıçta vatandaş organik çaya teşvik edilirken bu kayıplar göze alınarak organik çaya, organik olmayan çay (konvansiyon çay) fiyatının neredeyse iki katı fiyat veriliyordu. Yani gübre kullanılarak üretilen çayın kg’ı 10 TL ise organik çay 20 TL civarındaydı. Zamanda bu uygulamadan vazgeçildi ve organik çay üreticilerine sattıkları çay kadar değil de ‘dönüm başı fark’ vermeye başlandı. Böylece mesela gübre ile üretilen çay 10 TL iken, organik çay 13 TL gibi bir fiyat almış oldu. Bu da organik çay üreticilerini mağdur etti.
Çay meselesinin etraflıca konuşulup tartışılmasında fayda var. Çaydaki sıkıntılar elbette bunlarla sınırlı değil. Akıl için yol bir olduğuna göre bilenlerle bu işler konuşulmalı ve çözüme kavuşturulmalı. Yoksa çay üreten ülke olduğumuz halde ağız tadıyla çay içemez hale gelebiliriz...