ABD-İran arasında yeni anlaşma girişimi, 80. yaş gününde ABD Başkanı Donald Trump tarafından 14 Haziran 2026’da açıklandı.
Yeni anlaşma girişimi, ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını öngörüyor. Her iki tarafta da zafer ilan ediyor. Ancak taraflar arasındaki çatışmanın temel sorunlarını çözmüyor. Yani mesele, karışıklıklarla dolu.
ABD/İsrail-İran savaşında birçok anlaşma teşebbüsü mevcuttur. Trump’ın son anlaşma duyurusunun “İsrail’in Beyrut’un güneyine düzenlediği saldırılar ile İran’ın misilleme tehditlerinden sonra” gelmesi, anlaşmaya yönelik şüpheleri arttırıyor. Trump’ın 14 Haziran’da İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu için “Beyrut’un güneyindeki saldırılar hakkında Netanyahu’nun hiç muhakeme yeteneği yok” beyanıyla sert uyarısı ve saldırıları durdurmasını istemesi bile, anlaşma üzerindeki şüpheleri dağıtmadı.
Tarafların 16 Haziran’da mutabakata varmalarıyla, ABD “tarihî zafer”den bahsederken, İran “ABD ve İsrail’i aşağıladığını” ileri sürüyor. Ancak Cenevre’de 19 Haziran’da Washington ve Tahran’ın “ateşkesi 60 gün uzatan, Hürmüz’ün yeniden açılması, İsrail’in Lübnan’daki savaşını sonlandırması ve İran’a karşı yaptırımların kademeli şekilde kaldırılması” hususunda muhtemel anlaşmanın imzalanacak olması, tarafların propagandalarından daha önemli. Bununla birlikte anlaşma görüşmelerinin “nükleer konu, 440 kg zenginleştirilmiş uranyum stoğu, balistik füzeler ve İran’ın bölgede vekil güçlerine verdiği destek” gibi karmaşık başlıklarla devamı söz konusu. Mutabakat düzeyindeki anlaşma görüşmelerinin muhtevasından anlaşıldığına göre, anlaşmayla savaş öncesine dönülecek. Fakat anlaşma, kendi başına hiçbir şeyi çözmüyor. İşin zorluğu da tam burada başlıyor.
Eski ABD Başkanı Barack Obama girişimleriyle, uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında İran’ın nükleer programını kısıtlayan, İran Nükleer Anlaşması olarak da bilinen P5+1 (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, Almanya) anlaşmasını, hatırlanacağı üzere Trump 2016’da göreve geldiğinde iptal etmişti. Dolayısıyla Trump’ın 19 Haziran’daki görüşmelerde, 2015’teki İran Nükleer Anlaşması’ndan daha iyi bir sonuç elde edemeyeceği aşikâr. Ayrıca bölgesel ve küresel istikrarsızlığa yol açan ABD/İsrail’in İran’a saldırıları neticesinde, ABD’nin siyasî ve askerî gücünün uluslararası alanda itibar kaybettiği değerlendiriliyor. Bununla birlikte anlaşmanın asıl kaybedeninin “Amerikalıları savaşa sürüklemekle ve Beyrut’a saldırarak müzakereleri iki defa sabote etmeye çalışmakla suçlanan Netanyahu” olduğu yorumlanıyor. Ülkesinin liderliğini kaybetme riskiyle karşılaşan Trump’ın 03 Kasım 2026’da gerçekleştirilecek ABD ara seçimlerine az bir süre kala, Netanyahu’ya sert sözler kullanması manidar karşılanıyor.
İran rejimi de ABD/İsrail saldırıları karşısında yıkılmadığını, hatta saldırılarda rejim karşıtlarının bile, rejim lehine konsolidasyonunu sağladığını gösterdi. Tahran yönetimi, Hürmüz’ü kapatarak, tüm küresel ekonomiyi rehin alan asimetrik ve sabırlı bir savaş stratejisi yürüttü. İran rejimi iç kamuoyunda, çatışmadan güçlenmiş şekilde çıkıyor.
Trump ise, Fransa’nın Evian şehrinde 15 Haziran’da başlayan G7 Zirvesi’nde İran’la varılması muhtemel anlaşmayı “jeopolitik başarı ve Ortadoğu için yeni istikrar döneminin başlangıcı” değerlendirmesiyle, bu durumu 03 Kasım’daki ara seçimlerde kullanacağı düşünülüyor.
Diğer taraftan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri Hürmüz’den serbest enerji geçişinin sağlanması, yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi” beklentisindeler. Ancak bu ülkelerin bazen İHA/füze saldırılarıyla vurulmaları, muhtemel anlaşmanın önceki teşebbüsler gibi, saldırılarla kesintiye uğrayan kırılgan bir ateşkes olacağı hakkında çekincelere yol açıyor.
Anlaşmaya varılması, elbette önemli. Ama bu anlaşmanın, ilerideki bir anlaşmaya zemin hazırlaması kuvvetle muhtemeldir.