“Yirmi Yedinci Mektubun Medresesinin” (Kastamonu Lâhikası, s. 40.) ders notları veya ders kitapları hükmünde olan Lâhikaların özetle, Nur talebeleri için yol gösterici bir pusula ve yön bulmaya yarayan kutup yıldızı, tren mesabesinde olan istikametli hizmet yüklerini taşıyan demiryolu rayı olduğu bilinmektedir. Tabiî ki Lâhikaları sayılan bu özelliklere hapsetmek de doğru değil. Çünkü Lâhikalar, Üstad Hazretlerinin yaşadığı farklı illerde yaşadığı farklı zamanlara ait detaylı izahat, ölçü ve düsturlara da havidir.
İşte bu farklı diyebileceğimiz farklılık, Barla Lâhikası okumalarımızda dikkati çeken bir kavramla karşımıza çıktı. Bediüzzaman Hazretleri tarafından “Nur Fabrikası Sahibi”, “Denizli Şehidi”, “İslam Köylü” şeklinde anılan Hafız Ali Abi, On Bir Nükteli Sünnet-i Seniyyeyi izah eden On Birinci Lem’ayı okuduktan sonra yaşadığı ruh haliyle duygularını ve kanaatlerini Üstada, şirk ile imanı ayıracak, kötü ile iyiyi tefrik edecek hassas kuyumcu mihengi hükmünde olduğunu ve medih ve senadan akılların aciz kaldığını belirttiği mektubunda mezkûr risaleyi şöyle ifade etmiş: “Bu ziyadar lem’a, şu zamanda şirk ile imanın ve kötü ile iyinin temyiz ve tefriki için öyle bir cevher miheng ki, memduhu gibi gözler hakikatini görmekte ve akıl hakikatine ermekte hayran ve âcizdirler.” (Barla Lâhikası, s. 278.)
On Birinci Lem’ayı methettikten sonra, ahirzaman şartlarında böyle nurların Cenab-ı Hakkın rahmetinden beklendiğini, o nurların ise Risale-i Nurlar’la intişar ettiğini, her aklı başında olanın görebileceğini beyan ettikten sonra şöyle bir hükme varıyor: “Değil böyle en büyük bir hakikati izah ve tefsir eden bir risale, hatta bir ferdi ikaz için yazılan bir mektubun bile, her meşrebe bakar bir gözü, herkese yarar bir sözü bulunuyor.” (Barla Lâhikası, 201. Mektup, s. 279.)
Sünnet-i Seniyye Risalesi, mü’minler için en temel konulardan biri olan “ittiba-i sünnetten” bahsedip, çok ehemmiyetli hizmeti ifa ettiğini söyleyen Hafız Ali abi, helaket ve felaket asrının zulümatlı karanlık dehlizlerinde hizmet edenlere; ilk bakışta sıradan, basit gibi görünen ikazın yapıldığı Lâhika mektuplarında, Nur dairesinin içindeki ve dışındaki meslek ve meşrep sahiplerine rehber olacak, bir nevi göz olacak hakikatlerin de var olduğunu, herkese faydalı birer sözü, karanlıklı yolları aydınlatıcı projektör olduğunun tespitini yapmıştır.
Demek, ahirzamanın manevî bir irşadı olan Risale-i Nur’dan bütün İslâm âleminin hatta insanlık âleminin alacağı dersler vardır. Bu genel hükme nasıl vardığımızı merak edenlere, mektubun son kısmında Hafız Ali abi cevap veriyor. Kendini şuurlu zanneden insanlara, kendilerini zikir ehli diye tanıtanlara, inançlı olduklarını söyleyip basiret sahibi oldukları hususuna vurgu yapanlara, eğer Risale-i Nur hakikatlerinden ders almazlarsa, yazıklar olsun manasında “heyhat” diye başlayan cümle ile mektubunu bitiriyor: “...risaleler umumiyetle Kur’ân ömrünün asırlar, senelerinden on dördüncü asır nevruz-u sultânî misillü bir baharı taşıyorlar. Arı kadar aklı olan, bu baharda bu çiçeklerden istifade etmezse ne denir? Ve koca baharı görmeyen ehl-i basirete ne denir? Ve görüp de kendini kışta zemherire atana ne denir?. Heyhat... Kendine zîşuur ve ehl-i zikir ve ehl-i basiret süsü verenlere...” (Barla Lâhikası, s. 279.)