Bazıları Üstad Bediüzzaman’ın siyasetin hiçbir meselesiyle ilgilenmediğini düşünmekte veya kasten öyle lanse etmektedirler. Tam da bu noktada, “ifsat, zındıka komiteleri” de bilhassa dindarları aldatıp Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin içtimaî/siyasî ölçü, prensip ve stratejilerinden mahrum ederek kendi siyasî oyun ve atraksiyonlarına şuursuz bir aleti yapıyorlar!
Halbuki, Risale-i Nur Külliyatı’nın dört ana kitap olan Sözler, Mektubat (Lâhikalar 27. Mektuptur), Lem’alar, Şuâlar da bile “içtimaî dersler de verir.” (Bediüzzaman, Hizmet Rehberi, s. 22) Ki, Lâhikalar, Münâzarât, Hutbe-i Şamiye, Sünûhat, Divan-ı Harb-i Örfi gibi eserlerinde -2500 sayfa- Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin bu zamandaki içtimaî, siyasî ölçü, prensip ve stratejilerini de ihtiva ediyor.
O, fiilen devleti yönetmeye talip olmak, kadrolaşıp rejimi ele geçirip nemalanma, dışlayıcı, kutuplaştırıcı, tekfir edici, yalancı, gaddar, canavar siyasî anlayıştan kaçmıştır. “Melek gibi bir hakikat kardeşine adâvet ve elhannâs gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve taraftarlıkla zulmüne rıza gösterip cinayetine manen ortak” eden siyasî anlayıştan “Euzubillahi mineşşeytani vessiyaset- deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elimle nura sarıldım.” der. (Bediüzzaman, Mektubat, Enstitü/internet, s. 52)
Böyle siyasetten kaçınmak ayrıdır, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin bu zamandaki içtimaî, siyasî ölçü, prensip ve stratejilerini ortaya koymak, anlatmak ayrıdır. Siyasal bilgiler fakülteleri siyaset yapmaz, ülkeyi yönetmez, yönetmeye talip olmaz; siyaset bilimini öğretir. Hukuk fakülteleri, adalet icra etmez, adliye işlerini yürütmez; adalet mekanizmasını işletecek elemanlar yetiştirir. Ekonomi/iktisat fakülteleri; bizzat ekonomiyi fiilen takip edip yürütmez; ekonomist yetiştirir.
Bediüzzaman da, “fiilen ve aktif” olarak siyasete karışmadığı gibi, karışılmasını da istemedi, bilâkis ondan uzaklaşmasını öngördü. Bilhassa dindarların din, iman, Kur’ân, ilim, ahlâk, hürriyet, sanat, demokrasi gibi meselelere yoğunlaşmalarını öğütler. Zira, ilerleme, terakki, kalkınma evveliyetle siyasetle değil, bunlarla olacaktır. Ki, “Siyaset, imana nisbetle onuncu derecededir.” (Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası, s. 142) “Şeriatın yüzde doksan dokuzu ahlâk, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünmeli.” (Bediüzzaman, Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28)
Evet, o, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin bu zamandaki “yüzde bir siyaset nedir, sınırları nelerdir?” gibi suallerinin cevaplarını verir ki, bu onun müceddidlik sıfatının bir gereğidir. Bunun adı, “siyaset-i şer’iyye, siyaset-i diniyye”dir.