“Taşı toprağı altın” olan İstanbul, alışılmadık bir şekilde yağan yağmura teslim oldu ve bazı ilçelerde göle dönen yollarda araçlar sürüklendi, vatandaşlar mahsur kaldı. Ayrıca 3 kişinin de vefat ettiği belirtiliyor.
Şimdiye kadar kar yağışı sebebiyle okulların tatil edildiğine şahit olunmuştu, ama belki de ilk defa yağmur sebebiyle arka arkaya 2 gün okullar tatil edildi. İstanbul haricinde Kocaeli ve Sakarya’da da okullar tatil edilmiş. Uzmanların ifadesine göre metrekareye 261 kilogram yağışla İstanbul, 84 yılın en fazla yağışını almış. Düşünün ki 16 noktada yollar kapalı kalmış.
Afetler her zaman yaşanabilir. Önemli olan bu ve benzeri durumlara karşı önceden gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığıdır. Tedbir alındığı halde yine de üzücü olaylar olabilir. Böyle durumlarda, “Elden gelen yapıldı” demek suretiyle ek tedbirler alma yoluna gidilir.
Sosyal medyada paylaşılan bazı mesajlarda yaşanan sel ve su baskınları yorumlanırken “İstanbul hiçbir şeye hazır değil” denilmiş. Kanaatimizce İstanbul’da yaşanan “hal ve gidiş”i bu tespit özetliyor. Türkiye’yi ve tabiî İstanbul’u idare edenler başta deprem ihtimali olmak üzere her türlü “tabiî afet”i kast ederek; “İstanbul ve Türkiye her türlü afete, depreme, taşkına velhasıl her şeye hazır” mealinde beyanlarda bulunuyorlardı. Bu hadise gösterdi ki “İstanbul hiçbir şeye hazır değil.”
İstanbul’u ve elbette Türkiye’yi afetlere hazırlamak için en başta kendimizi kandırma alışkanlığından vazgeçmemiz icap eder. Eğer “Hazır değiliz, hazır olalım” denilir ve kararlılıkla adım atılırsa ancak o zaman gerçek anlamda hazır hale gelebiliriz.
Tahminlerden çok fazla yağmur yağdığı belli. Dolayısı ile su baskınlarının yaşanması, trafiğin kilitlenmesi ve benzeri sıkıntılar da bir ölçüye kadar normal görülebilir. Fakat mesele olması gerektiği şekilde tedbirlerin alınmamasıdır. Türkiye’yi idare edenler bizden çok daha iyi bilir ki dere yataklarına ev yapmak şehircilikle izah edilemez. İstanbul’da belki de 50’den fazla “dere yolu” vardır. Eskiden dere olan yerler artık “dere yolu” olmuş ve üstleri de kapatılmış durumda. Böyle zamanlarda bu dereler akamıyor ve neticede sel baskınları yaşanıyor.
Bugünü milat kabul edip gerçek anlamda şehircilik anlayışına yönelme imkân ve ihtimali var mı? Eğer bu soruya ‘evet’ diyebiliyorsak bundan sonra hem İstanbul hem de Türkiye “her şeye hazır” hale gelebilir. Ne yazık ki bu soruya ‘evet’ cevabı vermek mümkün değil. O halde bundan sonra da benzer ihmaller zinciri ile karşı karşıya kalabiliriz.
Ağır faturalar ödemek istemiyorsak fıtratı reddeden adımlar atmaktan vazgeçmek durumundayız. Hiç kimse suları tersine akıtma anlamına gelen işlerin peşinde koşmasın. Ancak bu yolla “İstanbul her şeye hazır” hale gelebilir...