"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Aşka muhtaç aşklar

Ali HAKKOYMAZ
26 Eylül 2020, Cumartesi
Seni seviyorum. Bunu derken içime ince bir sızı düşüyor. Demesem de... Seni bilmesem ne yaparmışım! “Bildim... gene bir şey...

...yok!”

demeyeceğim. 

Kendimi tutuyorum. 

Bir şey yok... diyeceksem... konuşulup yazılmazdı bu aşk. 

Gerçi aşk konuşmaktan, yazmaktan çok susmaktı belki!

Olsun! 

Aşk olsun da ötesi gelirdi yani meşk olurdu.

Aşk derinlerde, ölüm dibimizde, hayat gözlerimizin içindeydi. 

Uzun zannettiğimiz bir dünya vardı. Her şeyi yarın hangarına atıyorduk. Mesut bahtiyar oluyorduk o zaman. Oh be, üstümüzden bir yük daha, bir yük daha kalkıyordu. Yaşasın yarınlar! 

Yarın diye bir şey var mıydı? Bugünden yani ki kendimizden çok, ama çok kaçıyorduk. Hızla... düne ve yarınlara... Ağlayan çocuğun gözyaşlarını silecek mendilimiz, vaktimiz, takatimiz yoktu. İşlemeli mendiller çoktandır içimize işlemez olmuştu. Mendiller çoktan kâğıt olmuştu. Kâğıt gibi uçurmuştuk hatıraları. 

Asrın sür’atiyle dünü... öğretmenin bir tahtayı sildiği gibi siliyorduk. Bitmeyen hayallerimize kocaman yollar açıyor, Firavun kuleler dikiyorduk.

Aşk derinlerde, ölüm dibimizde, hayat gözlerimizin içindeydi.

Bize bir zevk-i tahattur kalmış, bu sönen gölgelenen dünyada, demiş, gitmiş Haşim. 

Bu hüzünlü, siyah-beyaz (şiirli) fotoğrafı sevdim. Hayat renklendikçe daha bir solgun fotoğraflar düşüyordu önümüze.

İstanbul’a geldiği yılları hatırladı. Kaçar gibi gelmişti İstanbul’a. Lise biter bitmez... ver elini saadet! Öyle tahayyül etmişti. 

Bir gün dayısının evindeki takvimde Boğaziçi Köprüsü’nü görmüştü de iç geçirerek uzun uzadıya bakmıştı. Denizde bir köprü... Olacak şey değil... Hem nasıl bir yer bu böyle ki şurada kara hemen şuracıkta dalga durgun deniz... Nasıl bir şey bu! Hele o gemiler ne öyle! Romanlarda okuduğu bir yerdi özlemi... Hasreti belki de... Sanki İstanbul’u tarihte bir yerde görmüştü de... daha ayrılmış yıllarca ha bugün ha yarın tekrar gidecekti! Çok içli bakmıştı o takvimin takıldığı kartondaki fotoğrafa. O bakış duâ olmuştu demek ki... Ya Ara Güler’in ya amatör birinin parmaklarını dokunduğu deklanşörden düşmüştü yetmişli yıllardaki gözlerine.

Aşk derinlerde, ölüm dibimizde, hayat gözlerimizin içindeydi.

Ne parası vardı ne paltosu... Diş fırçasına ihtiyacı olduğunu mektuba yazmıştı. Eski diş fırçasını birileri gelirken getirsindi. Neyse ki İstanbul’daydı. Bir hayali hakikat olmuştu. 

Kaçarak gelmesi gurbeti gurbet olmaktan çıkarmıyordu. Annesinin yıkadığı çamaşırları giymeden önce kokluyordu. Annesini, memleketini...

Aşk derinlerde, ölüm dibimizde, hayat gözlerimizin içindeydi.

Aşka ulaşamıyorduk. Ölüme yabancıydık. Hayatı tanımıyorduk. Bu yüzden (sözde) aşklar çarçabuk iflâs ediyordu. Yüzüne gözüne âşıklık, daha köşeyi dönmeden yüz gözlük oluyordu. Ölümü uzak çok uzaklara atıyorduk. Azatlıyorduk yani. O da azatladığımız bir kedi, bir at gibi bir yolunu bulup geliyordu işte! Hayatla zaten göz göze geldiğimiz pek söylenemezdi. Kendimizi aşksız, hayatsız, ölümsüz zamanların sultanı sanan kölelerdik birer.

Seni seviyorum. 

Sevgi meyvesini verdi. Kaç bahar beklediler. İkisi de baharda doğmuştu. Baharı beklediler o yüzden. Erikler, bademler açsındı. Onun için bahar... eriklerin, bademlerin saçını başını yolmasıydı. Dahası bütün ölüm korkularını bu bahar sıyırıp alıyordu yüreğinden. Az değildi gidip bir erik çiçeğinin tebessümünü uzun uzun seyrettiği... Dalıp gittiği... Bal arılarının o ağır başlı gelip gitmelerini, o nazik, o ince bembeyazlığın ortasında vızır vızır o besteleri az mı dinlemişti. İşte yine o ümit mevsiminde bülbüllerin güllere, arıların çiçeklere ilân-ı aşk ettikleri sırada...

Evlendiler;

Çocukları oldu.

Öyle sevdiler ki birbirlerini;

Aşkın gözüne girdiler!

Aşk ne güzel şeymiş diye yine kaç bahar bahçe gezdiler. Bahçeli evleri bile oldu. Kiraydı. Olsun. Dünyanın tapusunu alan var mıydı! Böylesini daha çok seviyorlardı. Sahip olmamanın dayanılmaz hafifliği hoşlarına gidiyordu. Hatta bir daireleri bile vardı. Hazır kiracı da çıkmıştı. Kendi evlerine oturabilirlerdi. Yok dediler. Kira olsun; başka bir yer olsun. Oldu. Badem ağacı yoktu, ama erikler vardı. Yazın habercisi ayvalar da çiçek açıyordu. İstediklerinden fazlasıydı. Biraz uzaktan da olsa Boğaziçi karşısındaydı. Haa, öncesi de vardı bunun. Bundan önceki evleri işte o dayısındaki takvimde seyrettiği Birinci Köprüye ha desen uzanabilecek yakınlıktaydı. Bunu söylemeyi unutayazacaktı. 

İşte hayalindeki Köprü ile gece gündüz beraberdi. Martılar... kulaklarının dibinde gözlerinin önündeydi. Kız Kulesi değil, ama onun sevgilisi Galata Kulesi karşısındaydı. Hemşehrisi Sinan’ın Süleymaniye’sini seyrederek az mı uyumuştu. 

Yıllar mı? Akarsulardan, rüzgârdan, yokuşlardan daha hızlı akıyordu.

Aşk derinlerde, ölüm dibimizde, hayat gözlerimizin içindeydi.

Bir gün bir mesele yüzünden... Mesele olmayacak mesele yüzünden bir meseleyi çözemediler. Araya kimler girmedi ki... En hatırlı komşuları mı, arkadaşları mı, akrabaları mı... Mesele gittikçe kördüğümde düğümlendi. Yok! Kapılar duvara, duvarlar aşılmaz kalelere dönüverdi.

Ne olduysa oldu;

Ayrıldılar!

Aşkı kâr saydılar.

Herkes aşkını alıp gitti.

Aradan yıllar geçti.

Karşıdan karşıya geçerlerken...

Göz göze geldiler!

Şehir bir ikindiyi terk ederken...

Bir çocuk geldi: 

“Anne!” dedi;

Bir zarf verdi.

Bir çocuk geldi: 

“Baba!” dedi;

Bir zarf verdi.

Elleri titreyerek açtılar zarfı.

Bir çırpıda okudular yılları.

Şehrin gözleri bulutlandı.

Aşk, aşka muhtaçtı!

Zamanın hızına ağır sakin aşklar yetişemiyordu belki de!

Aşk derinlerde, ölüm dibimizde, hayat gözlerimizin içindeydi.

Aşkın Mecnun’u, Leyla’sı olmayı göze almadan çöllere düşenler kum fırtınasında savrulacaklarını düşünemezlerdi. Çölü bülbül neşesine, gül rengine bürüyenler, aşkın kanununu her dem yeniden yazıyordu.

Okunma Sayısı: 1518
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı