"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sonbahar: Veda güzelliği

Ali HAKKOYMAZ
05 Eylül 2020, Cumartesi
Bahçelerde sonbahar hazırlığı... Vedanın dili kekremsi, titreksi, acı... Geldi geliyor; sonbahar diye bir şey... İnsan alışıyor, be; bütün mevsimlerin diline! İki sevgili gibi yapraklar ve rüzgâr... Cırcır böcekleri okşamakta geceyi... Her şey vedaya hazırlanıyor.

*

Bir hüzün var bahçelerde.

Sararıp solan yüzün gibi...

Eylül... vedaların bunca hevesi...

Eylül... çok  belli... bir çocuk gibi sokulgan...

Bir âşık gibi sıkılgan...

Veda bakışlı sevgili gibi...

Eylül... çok belli; ağlıyor.

Ah, kuşlar nerdesiniz bu yağmur vakti?

Ve takvimler Eylül... hüznü gibi tebessümlerin...

Ne o; sonbahar mı geldi! 

Ne bileyim; hüzünlü bir gülüşü var da bahçelerin.

*

Sonbahar... biraz sakin, biraz ağlamaklı...  Epeycesi ayrılık; ikindi sarısı... Ayvanın yendiği mevsim!

*

Eylül... dalgın bir hikâye olsa da... bu ürpertilik elbiseyi giyince sıcacık... bir ölüm göz gözeliği gibi... -Ki annem baharda öldüydü!- Ben Eylül olmuştum o zaman! Hatırlıyorum hava açıktı. Tanıdık bir şey gibiydi ölüm annemin üstünde!

*

Sabahın penceresine oturmuştu. Unutmuştu telâşeleri. Dünya bir şey sormazdı ona zaten. Sormasındı; kulakları sonbahar seslerindeydi.

*

İşte bir Eylül hüznü... Bahçelerin vedası çok konuşkan... Yapışkan bir gevezelik haberler... Dönsen iyi olur; canına kalbinin! Azıcık (kendini) düşün. Hayallerin, aklın orda burda... Bir ağaç gibi derli toplu ol; dağıtma meyvelerini otur olmaz! Teneffüs zillerini duymuyorsun. Boyuna koşuyorsun; ne kendinin farkındasın ne de yıldızların! Ne de bitmez işlerin var! Mezarlıklardan geçmez mi yolun?!... Bu hayat böyle (sürgit) değil! Kısa, çok kısa, çook... Şunlar vazgeçtiklerim, şunlar olmazsa olmazlarım, deyu yaz bunları bir kenara; bak bakalım; kimsin sen?!... İçindeki kalabalıkları topla da bi’ tanışalım!

Sonbaharı görüyorum bahçelerde:

Dallarda hıçkırığı rüzgârın...

Mütevekkil ve serin bakışlı...

Beni, bana anlatıyor;

Ayrılıkları/mı anlatıyor?!...

*

Her yanım Eylül kokuyor. Sanki sarı yaprakların hüznüyüm. Kendimi seyrediyorum bu veda aynasında. Ne kadar soru işareti gözlerim! Hayat nasıl da serpiştirilmiş mevsimlere?!... Kâh o benim koluma giriyor kâh ben onun... savrulup gidiyoruz!

*

Kaç yaşında olursan ol;

Ayrılık ve ölüm şehri Eylül...

İki satır konuşamadan;

Çekip gitmesin Eylül!

Buralardan bir Eylül geçiyor;

Görmeden geçme!

Başka isimleri de var:

Güz, hazan, sonbahar...

Kardeşleri Ekim, Kasım.

Hepsi çocuk, hepsi mâsum...

Daha yeni, sarışın, buğulu camlar gibi...

Üzüm gibi gözleri... ve sözleri hüzün...

Yazdan kalma hazları var, savrulup durur nazları var.

Dallarında ayva, hünnap, nar... beni bir çocuk gibi oyalar.

*

Eylül... aaah...

Kırılgan çocuk!

Ağlıyor ha!

*

Ara not:

Dostlar,

Hani bu köşede içimizi, dışımızı, mevsimleri okumaya gayret ediyoruz ya... Müsaadenizle bir dostumun yazdıklarının bir kısmından -şükür niyetine- sizi de haberdar edeyim. Çok “özel” ve bu yüzden paylaşıyorum:

Ali Bey, 

Allah size Kâinat Kitabını okumayı lütfetmiş. Bambaşka bir pencereden bakmayı nasip etmiş. Oradan görünen güzel şeyleri paylaştığınız için...

AYD

*

Nedense üzülmüyorum artık, bahar, yaz geçince. Sonbaharlar beni sarartıp soldururdu. Nedense seviyorum artık vedaları da. 

*

Dağınık bir rüzgârım.

Karlı dağlardan geliyorum;

Aç kapıyı!

*

Yine  eski bir sonbahar: 

Üşengen, sıcak, sokulgan...

Kuytu köşede yazdan kalma hazlar...

Çocukluğumun pekmez kokusu, ah!

Üzüm buğulu aşklar gibi Ekim...

Işıl ışıl nar bakışlı çocuklar...

Bahçeler bir hüzün sağnağı...

Unuttuğum bir şey kaldı Eylül’de...

Eylül... balık kokulu, limonî, okul yolu...

Bir de olgun Kasım...

Yine tam bana göre bu sonbahar;

Beni, seni seven Bir’i var.

*

Sonbahar... bir ölüm senfonisi: “Gelenler... gider.” diyor. Zalimler kahroluyor; mazlumlar gülüyor. 

Ve iştahla yiyoruz ölüm çığıran meyveleri: Ayvayı, narı... Oh be; ebedî değil dünya! Düşünsene; aşksız, kelimesizlerle... Nasıl yaşanırdı biteviye! Sonbahar... ölümü, ayrılığı anlatıyor yapraklar. 

Hep olduğu gibi: Tefekkür zamanı... 

Dedim ki yaprakları süpüren adama: “Toplama!” Fakat anne, ağaçları durmadan kesiyorlar. Yol boyu ağaçları seviyorum, anne! Söyle; onlar da sevsin! Ağaçlar yerine hırslarını kessinler.

*

Sonbaharı görüyorum bahçelerde:

Dallarda hıçkırığı rüzgârın...

Mütevekkil ve serin bakışlı...

Beni, bana anlatıyor.

Ayrılıkları/mı anlatıyor?!...

Son cırcır böcekleri...

Hüzünlü bir beste rüzgâr...

*

Sonbahar yapraklarının döküldüğü yerde, sarı bir çiçek gülüyordu. Aldırdığı yoktu telâşelere; çocuklar gibi masum, hayat gibi sade... Yolcuydum ve zor ayrıldım yanından. Nasıl da göz göze geldik; görseniz. Aşktan beterdik ikimiz. Bir ömür yakama takabilirdim. Ah, niye beraber poz vermedik! Bilmem görüşebilir miyiz bir daha, ne yapıyor acaba!

*

Ve artık üşüyoruz; ellerimde sonbahar...

Gözlerine baksana; bir ölünün gözleri...

Verdiğim her nefes; düşen Kasım yaprağı...

Dünya denilen mekân; kısa bir yol uğrağı...

Bana bir şimdiki zaman hikâyesi anlat;

Hikâyenin en heyecanlı yerine beni kat!

Bütün mevsimler iç içe olsun;

Alınır mı: Sonbaharlar solsun!” desem!

Okunma Sayısı: 1580
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • muzaffer Erol

    5.9.2020 12:13:43

    En tatlı üslup en güzel ifadelerle Eylül, her kelimeyi, her satırı süslemiş, anlam zenginliğiyle su gibi içiliyor... yağmur, rüzgar, yaprak ve insan duyguları, hüzünlü hissiyatlar bizi alıp Eylüle götürüyor. Aşka, vefaya, vedaya, vefata vel hasıl ayrılıkların mevsimine götürüyor. Şimdi oradayız ihtiyarlığın encamında ölüm ve ahiret yolculuğunun sonlarındayız... güzel bir vedanın arafesinde, hazırlanmalayız, yaprak dökümüne...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı