Propaganda bir kişi, grup, parti ya da kurumun belirli bir düşünceyi, inancı, tutumu veya davranışı benimsetmek amacıyla bir bilgiyi seçerek, yönlendirerek ve çarpıtarak çeşitli vasıtalarla ve medya yoluyla yaymaktır.
Propagandanın gayesi ikna değildir, zira ilmî değildir, yönlendirmedir. Tarafsız değildir, belli bir maksada yöneliktir. Seçici bilgileri kullanır, duygulara hitap eder, itiraz istemez tek yönlüdür ve kitleleri hedef alır.
Propagandanın gayesi muhatapları düşünmeden ve eleştirmeden bir şeyi benimsemesini ve bir tarafa yönelmesini sağlamak içindir. Bundan dolayıdır ki bilgilendirmeden çok farklıdır. Propaganda taraflıdır, işine geleni verir ve eleştiriye kapalıdır. Bilgilendirme ise tarafsızdır, artısını ve eksisini beraber verir ve eleştiriye açıktır.
Propaganda eleştiriyi kabul etmez, iknayı değil, duygulara hitap ederek taraftar olmayı ve eleştirmeden benimsemeyi, korkutmayı veya umutlandırmayı amaç edinir. İkna ise, akla kapı açar, iradeyi hür bırakır. Siyasîlerin yaptıkları propagandadır, gazetecilerin yaptıkları ise bilgilendirmedir. Bu sebeple siyasîlerin propagandalarına mukabil gazetecilerin haber alma ve verme hürriyeti olmalıdır ki toplum gerçek bilgiye ulaşabilsin.
Propaganda silâhını en çok kullananlar ideolojik akımlar ve siyasî partilerdir. Bu sebeple ideolojilerin ve siyasî parti propagandalarının çok iyi eleştirilmesi ve körü körüne duygusallıkla kabul edilmemesi, aklın süzgecinden geçirilmesi gerekir. Bunun için de doğru bilgiye ulaşma vasıtalarının ve basının hür olması ve halkın haber alma hürriyetinin olması gerekir.
Şayet propaganda “tebliğ” sınırlarını aşar dini menfaate ve siyasete alet haline getirirse dinî metinler ve değerler sloganlaştırılır ki bu dine büyük zarar verir. Zira dinde esas olan hak, hakikat, ilim, ihlas ve ameldir. Hakikatten, ilimden, amelden ve ihlastan yoksun şekilde din propagandası yapmak onun alet edilmesi demektir. Askerî alanda olursa moralleri yükseltme ve düşmanı şeytanlaştırma amacını takip eder. Ticarî olarak yapılırsa reklamları manipüle etmiş olur. Propaganda etkisini sloganlaştırmak, sıkça tekrar etme, muhalifleri düşman icat etmek ve korku üretmek veya hayalî vaatlerle ümitlendirmekle otoriteyi güçlendirmek şeklinde gösterir. Nazi propagandisti Joseph Goebbels “Yeterince tekrarlanan bir yalan, gerçek gibi algılanır” demiştir.
İslâm’a göre yalan üzere bina edilen bir propaganda hakkı gizleyerek haksızlığa yönlendirme ve insanları aldatma olduğu için haramdır. Peygamberimiz (asm) “Aldatan bizden değildir” (Müslim, Îmân, 164, Fiten, 16; Ebû Dâvûd, Büyû, 50; Tirmizî, Büyû, 72; İbni Mâce, Ticârât, 36.) buyurmuştur. Dinde propaganda ve reklam değil “tebliğ” esastır. Tebliğ ise hak ve hakikati delil ve burhanlarla ispat ederek akla kapı açmak ve ihtiyarı elden almamak, gerçeğe uygun, açık, delilli ve ahlâkî nasihat ve öğüt vermek şeklindedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “Hakkı bâtıl ile karıştırmayın” (Bakara: 42.) ferman eder. Propaganda ise hakikatin düşmanıdır.
Bediüzzaman Hazretlerine “Zâlim gâvurların bu kadar propagandalarına nasıl mukabele edilmeli?” diye sorulur. O da “Propaganda, sabıkan tezyif ettiğim zâlim cerbezenin veled-i nâmeşruudur. Ona mukabele, o yalancı silâhla olmamalı, belki sıdk ve hak ile olmalı. Bir tane sıdk, bir harman yalanı yakar. ‘Ey Resulüm, sen Allah de, sonra bırak onlar bataklıklarında oyalanıp dursunlar’ (En’am: 91.) Gerçek hile, hileyi terk etmektir” cevabını vermiştir. (Tuluat, s.15.)
Doğruluk ve sıdk İslam’ın gereğidir. Peygamberimizin (asm) sıfatıdır. İnsanı yücelten doğruluk, alçaltan yalan ve yalancılıktır. Maalesef propaganda-i siyaset, yalana fazla revaç verdi. Yalanın müthiş çirkinliği gizlenip, doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladı.