Demokrasi, halkın hür seçimle yöneticisini belirlediği ve murakabe ettiği, hür muhalefetin iktidar alternatifi olabildiği ve belli aralıklarla yöneticisini değiştirebildiği, insan hak ve hürriyetlerini genişleterek adaleti temin eden, kamunun isteklerini dikkate alarak halka hizmeti amaçlayan teknik ve sistematik yönetim metodudur.
Demokrat ise, yönetimde bu teknik ve metodu benimseyen kişi ve ferttir. Demokratlık, bu sistemi benimsemek ve savunmaktır.
Halkın işlerini yürütmek ve onlara gereken hizmeti ve yardımı yapabilmek üç temel şartın tahakkuku ile olur. Birincisi, idarecinin mal varlığı ve zengin olması, ikincisi kendisini destekleyen ve yardımcı olan büyük bir çoğunluğun olması, üçüncüsü ise topluma kendisini kabul ettirecek aklî ve ilmî üstünlüğün bulunmasıdır. Bu şartlar ilk çağlardan günümüze kadar idarecilerin temel özelliklerini teşkil eder. İdareci mal varlığı ile kendini her türlü şaibeden korur ve etrafındaki insanlara yardımcı olurken onları kendisine bağlamış olur. Bunun için cömertlik en yüksek faziletlerden sayılmaktadır. Kendisine yardımcı olacak ve düşmanlardan koruyacak olan geniş bir çevrenin olması idarenin devamlılığını sağlar. İlim ve akıl da bir idarecide adaleti sağlamak için vazgeçilmez temel şartlardan birisidir. Çünkü insanlar ya ilimle veya zulümle idare edilirler. Adaleti sağlamak ancak ilim ve akılla mümkündür. Zulümle idare ise cahillerin işidir.
Demokratlık son zamanlarda akıllı idarecinin vasıfları olarak kabul edilmiştir. Bunun için demokrat bir idareci halka faydalı hizmetler yaparken, insanlar da o idarecilerin zamanında adalet ile idare edilmişlerdir. İnsan hak ve hürriyetleri demokrat idareciler zamanında uygulama imkanı bulmuştur. Bunun için demokrasi ve demokratlık 19. asırdan itibaren yükselen değerler arasındadır. Bundan geri dönüş mümkün görünmemektedir.
Demokratlığın üç temel şartı vardır: Birincisi halka hizmet, ikincisi halkın inanç ve fikirlerine saygı, üçüncüsü ise halk için fedakârlıktır. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Demokratlık ve hürriyet-i vicdan İslamiyet’in ‘Memuriyet emirlik ise, reislik değil millete bir hizmetkarlıktır’ kanun-u esasisine dayanabilir.”1
Halkın seçtiği liderler ve halka hizmet için yola çıkanlar kendi isteklerini değil, halkın arzu ve isteklerini dile getirmeleri ve halkın tercümanı olmaları gerekir. Halkı kendi fikirleri etrafında toplamaya çalışmak ve onların istek ve arzularını dikkate almamak istibdattır. Irkçı ve ideolojik istibdat hükümetleri halkı yönlendirmeye sonra da kendi gibi düşünmeyenleri ikinci sınıf görmeye başlarlar. Bu da zamanla büyük bir baskıya dönüşür. İdareci, halka hizmet etme yerine kendi menfaatini takip ediyorsa, halk için fedakarlık yapmıyorsa, demokrat olamaz. Halkın inançlarına saygı duymayan demokrat sayılmaz.
Yakın tarihimizde Demokrat ve Cumhuriyetçi kimlikleri ile öne çıkanlara baktığımız zaman bu vasıflara sahip olduğunu görürüz. Namık Kemal, Ziya Paşa, M. Akif Ersoy, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri başta olmak üzere Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve arkadaşları halk için bedel ödeyerek demokrat olduklarını göstermiş ve millete hizmet etmişlerdir. Sürgünler, zindanlar, hapisler, iftiralar onları halka hizmetten vazgeçirememiştir. Bu bedeller ödemeden demokrat olunamaz. Bedel ödemekten kaçınanların millete hizmet etmedikleri gibi, millete nice bedeller ödettiklerini hep beraber yaşayarak görüyoruz.
Dipnot:
1- Fethu’l-Kebir, 2:195; Emirdağ Lâhikası, s. 368.