"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şimdiki zamana mektuplar (2)

Armağan Bahtiyar
05 Nisan 2019, Cuma
Camiler maddî ve manevî dertlerin halledildiği yerlerden bu hâle geldiyse...

bu hâl, hâl değil; dönelim. Hayat ayrı; okullar ayrı... Camiler de hayattan ayrı yerde duruyor. Oralar da resmîleşti. 

Her yer askerlik gibi... Meselâ soru soramıyorsun. Bir soğukluk var. Tebessümden uzaklık var. Gri bulutlar var; böyle uhrevî yerlerde bile. Yoksa; bir derin yanılgı mı bendeki haller?!...

* Cuma ve yine hocalar ellerinde (kopya) metinle minbere çıkacaklar. Beş dakika konuşamayanları tayin etmeyin siz de! Bırakın; hocalar bildiğini konuşsun! Adamlar papağan mı?!...

* Ezanlar niye her camiden müstakil okunmaz?!... Ne tuhaf şeyler...

Meselâ, nasıl olur; sürekli futbol konuşulsa ve bütün dertler unutulsa?!... Haberler; futbol da futbol!

* Saat gecenin bimem kaçı.

Girmiş gecenin koynuna;

Tik tak, tik tak...

Ve hep “ŞİMDİ”yi vurarak...

* Gece; öyle bildiğimiz gibi, gündüzün zıddı değil; tamamlayıcısı; kardeşi... Kardeşini yangın telâş uğurladı; şimdi “sessiz” ve ağlamaklı... Ayla, yıldızlarla avunuyor. İyi bakın gece aynasına; orda siz de varsınız ve gece gibi çok sırlısınız!

* Niye gelmedin ki?!... Şey... işim çoktu da... Demek; çok işiniz olursa yine... hemen... gideceksiniz... gelmiş de sayılmazsınız o zaman; bu iş zaten “gönül işi...” gidebilirsiniz!

* İnsanın unutulduğu bir dünya; nereye gider diye merak edilir mi; belli.

* Parası olanlar eve, arabaya koşuyor. Arabasında kitap gezdirip dağıtan kaç kişi gördünüz? Okumayan biri, bir memleket; sadece ve yalnızca ve ancak ve illa çöküşe koşuyordur. Âcil ilâç gibi âcil kitap servisi yoksa... orada âcil bir durum vardır.

* Azın azı eşya ile yaşayanları okudukça/gördükçe; ağırlaşıyor insan! Bu ne kadar kalabalık şeylerle sarılmışız! Ne demiş Yunus:

“Bunca varlık var iken;

Gitmez gönül darlığı!”

Eşyalarınız azaldıkça yaşadığınızı hissedeceksiniz daha bir!

* Söze fırsat tanınmayan yerde; fırsatlar bir bir kaçıyordu. Sustum; konuş, dediler. Konuştum; rahatsız oldular. Işık ve karanlık bir arada olsun istiyorlardı. Kendilerine ve başkalarına fenalık ediyorlardı. En çok sözden korkuyorlardı. Korkunun ecele faydası yoktu. Ülkelerin kilosu, boyu kitaplarının boyu kadardı.

* Nasıl oluyorsa oluyor; milyonların dediği değil de üç beş kişinin kararı karar oluyor; krallık bitti diyorlar bir de! Demokrasiyi bir yerlerde gören/duyan varsa insaniyet namına haberimiz olsun!

* Okulların mâsum olmadığını kabul edersek; işe bir yerden başlamış oluruz. Ve okulları kurtarıcı görmemek...

* Derdimizi anlatmada dünyada en gerilerdeymişiz. 45 ülke içinde 42. sıra. Silâh alımında ön sıralardayız. Yani kelimeleri yan yana getiremiyoruz. Silâh çatmada 7. sıra. Varsa yoksa savunmaya, inşaata, köprüye, yola... Tamam da dil, kültür, medeniyet ne olacak?!... Sorduğum soruya bak! Kimin derdi bu! Şiir kitabı iki bin satan şair seviniyorsa; her şeyi sıfırdan alalım! Sıfırlanmamak için dünyada!

* Delik büyük; yama küçük... Yaman çelişkiler içindeyiz. En iyisi belki de şiirden, şehirden, bizi de alıp götüren bu nehirden âri olup sâri hastalıklara yakalanmamak adına izini kaybettirmek belki de! Sesinizi duyacakların kulağı sizde olmalı... Sebepleri mâlûm... Vusûlsüzlüğümüz; usûlsüzlüğümüzden...

*** Okullar şu an ömründe bir deneme, makale yazmamış binlerce eğitimcinin elinde. Bir şiiri duygulu, vurgulu, kurgulu yani kelimelerin hakkını vererek okuyamayan eğitimcilerin elindeki okulların perişanlığını görmezden gelerek yaşayamazsınız!

* Okula gerek yok... dersem bir sürü soru soracaksınız. Fakat ısrarlıyım. Okulun vereceği ilim de yok; para zaten yok. Kısaca yüz kırk dört ay “öğütüme” gerek yok. Abc diploması altı ayda; bilemedin on iki ayda alınır. Sonra?!... Soru sormayı, düşündürmeyi unutturmak için on iki yıl okutacağız, diyorsanız o başka!

* Aslında ne biliyor musunuz: Hayatın nüktelerini, o tınısını duymaz, görmez olduk. Her nefes yaşamıyoruz. Eşyalar, para, şan şöhret gözümüzü kararttı. Desinler, diye yaşanır mı! Ve daha çok, kendimiz kendimize çelme takar olduk! N’olduk?!... Haydi çık şimdi evden/iş yerinden, simit al; gel bir çay demle! Bir şiir, üç beş satır bir şeyler oku! Bak; bahar da gelmiş; tefekküre dal! Bu çiçekler sana gönderildi, kuş sesleri de... Büyük şehirlerin kalabalık tenhalığında kendi sesini duy! Bul artık kaybettiğin şu kendiciğini!

* Üniversiteler fikir üretemiyorlarsa... iki yüze yakın okulların  uykusu kaçmalı değil mi?!...

* Okulların kitaptan, kalemden soğuttukları kesin de... onlar da bir çıkış bulamıyor. Okuyup yazmanın yolu; okuyup yazmaya ısrarla devam etmekten geçiyor. Pireye kızıp yorgan yakmayalım diye söylüyorum.

* Anadolu çiçek çiçek bahara durmuş, dönmüş. Ne zamandır böyle çiçekli bir mevsimde gelmemişim demek. Şaşırdım. Dağlara tırmandık. Sakin, çok sakin Anadolu. Buralara gelin İstanbul sakinleri; sakin olmak istiyorsanız. Dost tavsiyesi...

* Aynı tonda -beton tonlu (genelde bestesiz) evlerdeyiz. Evet, ihtiyaçlar, insanlığımızı yani estetiği öldürmesin.

* Her şey yolunda mı ki çok satan gazetelerde, dergilerde; yolunda gitmeyen işler yoluna girsin diye...  yol yordam gösteren yazılar, “karakatür”ler öyle pek arz-ı endam eylemez?!... Her şey yolunda diyorsanız; mesele yok!

* Ağzımızın tadı kaçtı. Eski; mektuplu, internetsiz, cep telefonsuz kara trenli, sirenli, her şeyi konuşmayan frenli, efendi insanların her köşe başında rastlandığı masal zamanlar mıydı o siyah-beyaz sükûnetli zamanlar. Bu çağ çok hızlı ve nice insanlığı geride bırakıp kendisine bir uçurum arıyor. Bu derin uykumuz hayra âlâmet olmasa gerek...

* Gündemler değişmiyor.

Senaryolar aynı: Kan, gözyaşı, ıztırap...

Bir yol, bir çıkış, bir nefes aranıyor.

Ey ehl-i kalem; yükünüz ağır...

Ölü müsünüz; sindiniz mi?!...

Düşünmeyi kafanızdan sildiniz mi?!...

Okunma Sayısı: 1031
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı