"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dört isimli sıcak şehir: Hasankale

Cenk ÇALIK
26 Kasım 2021, Cuma
Bediüzzaman Hazretleri, Birinci Dünya Savaşında gönüllü alay komutanı olarak talebeleriyle birlikte Hasankale’de savaşmıştır. Savaşta sipere girmeyerek bütün askerlere cesaret vermiştir. Bu zor şartlarda, at sırtında İşaratü’l İ’caz adlı tefsirini kaleme almıştır.

GEZİ: CENK ÇALIK
cenk2516@hotmail.com

Şehrin resmiyette iki ismi geçer: Hasankale ve Pasinler. Bu isimleri yöre halkı fazla kullanmaz. Daha çok Korgala ya da Gala kullanılır. Korgala isminin meşhur hikâyesi ise kısaca şöyledir: Büyük İslâm âlimi ve mütefekkir İbrahim Hakkı Hazretleri, memleketi olan bu toprakları ziyaret ettiğinde kimse onu tanımaz. Bu hâdiseden sonra “Korgala” olarak anılmaya başlar. Şehrin simgesi durumundaki kale, yöre insanı tarafından “Gala” olarak ifade edilir. Bu sebeple bu ismin de revaçta olduğunu söyleyebiliriz.

Tarihler 1048 yılını gösterdiğinde Türkler ile Bizanslılar arasındaki ilk savaş vukua gelir. Tarihi bir dönüm noktası olan bu savaşı Selçuklu ordusu kazanır. Böylece Selçuklular 1071’e giden zemini oluşturur. Bu zafer, şehrin ve Anadolu’nun ileride Müslüman yurdu olacağının ilk âlâmetidir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri Birinci Dünya Savaşı’nda aktif rol almıştır. Gönüllü alay komutanı olarak talebeleriyle birlikte Hasankale’de savaşmıştır. Savaşta sipere girmeyerek bütün askerlere cesaret vermiştir. Bu zor şartlarda, at sırtında, siperde İşaratü’l- İ’caz adlı orijinal tefsirini kaleme almıştır.

Bu durumu Üstad, eserinde: “Fakat Birinci Harb-i Umumî’nin patlamasıyla Erzurum’un Pasinler’in dağ ve derelerine düştük. O kıyametlerde, o dağ ve tepelerde fırsat buldukça kalbime gelenleri, birbirine uymayan ibarelerle, o dehşetli ve muhtelif hallerde yazıyordum. O zamanlarda, o gibi yerlerde, müracaat edilecek tefsirlerin, kitapların bulunması mümkün olmadığından yazdıklarım yalnız sünûhat-ı kalbiyemden ibaret kaldı.” ifadeleriyle özetler.

Yanında kitap olmadan bir tefsirin yazılması sadece Üstadımıza has bir durumdur. Ayrıca savaş ortamında normalde kitap okumak bile zorken, tefsir yazılması son derece manidârdır. Bu yönüyle mezkûr tefsir telif bakımından dünyada ilk ve tektir.

Bu aziz hatıraları hatırladığımıza göre şimdi şehrin belli başlı gezi duraklarını yakından tanımaya başlayabiliriz:

Şehrin Simgesi: Hasankale

İlk olarak ne zaman yapıldığı ve kimin tarafından yaptırıldığı hususunda farklı görüşler vardır. Bu tartışmalara girmeden ilk yapının Urartular tarafından yapıldığını ve sonrasında her uygarlığın çeşitli eklemeler yaparak günümüze geldiğini söyleyebiliriz. Hasan Dede Dağı’nın önündeki sarp bir tepe üzerine kuruludur. Hasankale çayına ulaşan gizli geçidi, seramik kalıntıları, Kral Menua’ya ait kitabesi, kaya mezar odaları ve sunu (kurban) çukuru dikkat çeker.

Şehrin merkezi konumda oluşu ulaşımı kolaylaştırır. Tepenin her yeri surlarla kaplı olduğundan 360° derecelik bir görüş açısına sahiptir. Surlarından şehre baktığınızda ister istemez hâlet-ı ruhaniyeniz sizi geçmişe götürür. Yaşadığınız ândan, birden eski çağlara kadar bu şehri yurt edinen insanları, devletleri düşündürür. Bu tarih yolculuğu sadece geçmişi hatırlatmakla kalmaz; aynı zamanda eteğinde bulunan mezarlıktaki insanları da düşünmenize vesile olur. Tepedeki kaleden bakışın zemindeki mezarlıkla son bulacağı hakikatine göre yaşamak gerektiğini ders verir.

Şehrin kalbi: Ulu Camii

Ölümü ve faniliği düşünüp de bunu ibadetle taçlandırmamak olmaz. Bir vakit de olsa Ulu Camide namaz eda etmenizi tavsiye ederiz. Camiyi diğer camilerden ayıran bir âlâmet-i farikayı hemen ifade edelim: Bir kısmı müze olarak kullanıyor. İbrahim Hakkı Hazretleri’nin kullandığı bazı eşyalar caminin bir bölümünde sergilenerek ziyarete açık tutuluyor. Yani, hem şehrin en eski camisinde namaz kılabiliyor hemde müze olarak kullanılan bölümü de ziyaret edebiliyorsunuz.

Marifetname adlı eserin müellifi olan İbrahim Hakkı Hazretleri bu kitabında sadece din ilimlerinden değil astronomi, fizik, optik, kimya, tıp, beslenme gibi çok sayıda fen ilimlerinden de bahseder. Adeta kendi zamanında din ilimleriyle fen ilimlerini eserlerinde ve hayatında mezc etmiştir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de Medresetüzzehra eğitim modelinde din ve fen ilimlerinin beraber okutulması gerektiğini savunur. Görüldüğü üzere iki âlim de din ve fen ilimlerinin beraber okutulması gerektiğini ortaya koymuşlardır. Zira hakikate ancak bu kaideye uymakla ulaşılabilir. İşte bu manaları Ulu Camide tefekkür edebiliriz. Camide namaz kılmak din, eşyaları ziyaret etmek de fen ilmine yapılan atfı hatırlatır.

İlhanlı şaheseri: Çobandede Köprüsü

Tarihî İpek Yolu güzergâhında, Karga Pazarı ve Aras nehirlerinin birleştiği yerde bulunan köprü 128 metre uzunluğunda, 8,5 metre genişliğindedir. Özellikle yapı formu ve baş kısmındaki bezemeler incelendiğinde İlhanlıların Selçuklulardan etkilendiği açıkça görülür. Yedi yuvarlak kemerli gözden oluşan köprünün ilk gözü son yıllarda yapılan onarım sırasında kapatılmıştır. Köprünün kemerleri siyah, kırmızı ve gri renkli kesme taşlardan yapılmıştır. Köprü ayaklarının altına ardıç ağaçları döşenmiştir. Böylece köprünün batması engellenmiştir. Köprünün ağırlığını hafifletmek için de tampon duvarları arasında boşluk bırakılmıştır.

Bu teknik bilgilerden anlaşılacağı üzere mimari yapı sanatla birleştiğinde madden ve manen güzel neticeler çıkıyor. Eski ihtişamlı günlerinde olduğu kadar ziyaretçisi olmasa da lisan-ı haliyle mesaj vermeye devam ediyor. Her yükselişin bir sonu olduğu, gücün güçsüze karşı kullanılmak için değil, merhamet ve yardım etmek için kullanılması gerektiğini, akan su gibi ömrün de hızla geçtiği, ne kadar sanatlı ve teknik kaidelere uyulsa da mevcudatın bir ömrü olduğunu en nihayet bir gün sırat köprüsüyle karşılaşacağımızı ve o güne hazırlık yapmamız gerektiğini 723 yıldır duymak isteyene haykırıyor!

İçimizi cız eden mekânlar: Kümbetler!

İi türbeden bahsedelim. İlki Ardıç Köyü’ndeki Ferruh Hatun Kümbeti. 1324 yılında, kesme taştan yapılan sekiz yüzlü, iki pencereli ve sivri kubbeli bir yapıdır. Diğeri Pasinler’den 10 km uzaklıkta tarlalar içerisinde bulunan Gülperi Hatun Kümbeti’dir. Sekizgen gövdeli yapıda olup muhtemelen XIV-XV. yüzyıllarında yapıldığı tahmin edilir.

Gelelim içimizi cız eden mevzuya. Her iki türbe de son derece bakımsız ve harap haldeler. Kümbetleri sadece mezar ya da türbe olarak düşünemeyiz. Yapıldığı dönemin sanat durumunu, mimarî ve estetik anlayışını da nazara veren eserlerdir. Restore edip, temizliğini yapmak onu yapan ve yaptıran ecdadımıza karşı bir vefa borcumuzdur. Bu şuurda hareket etmediğimiz müddetçe kültürel, ilmî, dinî ve ahlâkî seviyemizin arzu ettiğimiz seviyede olamayacağı aşikârdır.

Soğuk coğrafyanın sıcak suları: Çermikler

Kaplıcayı yöre insanı “ılıca” ya da “çermik” olarak ifade eder. Merkezde bulunan iki kaplıca, Büyük Çermik ve Küçük Çermik olarak adlandırılır. Hasankale çayının iki yanında birbirinden yaklaşık 50 metre mesafede yer alır. Büyük Çermik’i 1565 yılında Dulkadiroğullarından Şah Bey yaptırmıştır. Üzeri 14,5 metrelik bir kubbeyle örtülmüştür. Küçük Çermik ise Mirza Ali tarafından yaptırılmış ve 8 metrelik kubbeyle üzeri örtülmüştür.

Her yıl binlerce ziyaretçisi olan çermiklerin özellikle ısınma sorunu yaşadığı eski dönemlerde yöre insanının banyo ihtiyacının da karşılanmasında önemli bir rolü vardı. Günümüzde romatizma, sinir ve kas yorgunluğu, eklem ve kireçlenme olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılır.

Acıktıysanız buyrun yöre mutfağına…

Bu kadar gezinin ardından çermiğe de giderseniz epeyce acıkmış olacaksınız. Yöre mutfağının zengin olması açlığın giderilmesi için epeyce seçenek sunar. Ayran aşı, şalgam dolması, hıngel, lor dolması, su böreği, cağ kebabı, kesme çorbası, gliko, tatar böreği ve kadayıf dolması en başta akla gelendir. Tavsiyemiz; çorba olarak ayran aşı, yemek olarak tatar böreği (Her Pazar günü durumu müsait olanların evinde bu yemeğin pişmesi gelenektir.) ve tatlı olarak da kadayıf tatlısıdır.

Son olarak bu yemeğin üzerine bir çay keyfinin iyi gideceğini söyleyebiliriz. Hacı Rüştü’nün tarihi kahvehanesinde odun ateşinde demlenen semaver çayını tavsiye ediyoruz. Otantik mekândaki samimî sohbet ve çayın keyfi hoş bir hatıra olarak hafızalarda yerini alacaktır.

Tabiî ki gezilecek ve görülecek yerler mezkûr yerlerle sınırlı değildir. İbrahim Hakkı, Sivaslı, Emir Şeyh, Süleyman Han Camileri, Micingird Kalesi, Çöğender Köprüsü vakit nispetindeki görülmesi gereken diğer yerler olarak sıralanabilir.

Tarih boyunca çok sayıda âlim, şair ve ozanın yetiştiği bu şehirde birkaçını kısaca hatırlatarak yazımızı nihayete erdirelim: Nef’i (hicivleri meşhur şair), Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (Din ve ilim adamı), Alvarlı Muhammed Lütfi Hazretleri (din adamı ve şair), Âşık Reyhani (ozan).

Tarihiyle, kültürüyle, eserleriyle, aziz hatıralarıyla soğuk şehrin sıcak insanları bütün misafirperverliğiyle ziyaretçilerini bekliyor. O halde bavulunuzu, kışlık elbiselerinizi, peştemalinizi, sevginizi yanınıza alın.

Hasankale için yola çıkın!

Okunma Sayısı: 1718
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı