"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Felâketin siyasette istismarı!

Cevher İLHAN
27 Ağustos 2019, Salı
Meclis kapalı ama siyasette iktidar partisinden kopacak yeni partiler, belediye başkanlarının görevden alınması, yeni adli yılı açılışı başta olmak üzere birçok tartışma devam ediyor.

Ancak son günlerde İstanbul’daki sel sırasında büyükşehir belediye başkanının tatilde olması üzerinde başlatılan polemikler belediye başkanlarının ve siyasetçilerin tatillerini gündeme getirdi.

Çarpıcı olan, geçen hafta Meteoroloji’nin “40 kilonun altında yağış” uyarısına karşı 114 kilo civarında yağışın düştüğü başta Fatih bölgesi olmak üzere yağışın düştüğü diğer ilçelere 3800 civarında personelin müdahalesine rağmen ilk günde Büyükşehir Belediye Başkanı’nın olmaması, sözkonusu ilçe belediyelerini elinde bulunduran “iktidar cephesi”nce acımasızca eleştirilirken, İstanbul’un uzun yıllarda bu ve buna benzer felâketlere karşı şimdiye kadar alınmayan yetersiz tedbirlerin geçiştirilip çarpıtmasıydı. Çoğu dere yatağında izin verilen yapılaşmadan kaynaklanan ve onlarca vatandaşın can verdiği sel felâketlerinin âdeta teğet geçilmesiydi. 

Cumhurbaşkanı’nın “İstanbul’u sel bastı, beyefendi tatilde. Daha dün bir bugün iki. Ben başbakanlığımda da cumhurbaşkanlığımda da böyle tatil yapamadım. Kimi belediyeyi terör örgütüne peşkeş çekti, kimi şimdiden teslim bayrağını çekerek hiçbir iş yapmayacağını ilân etti” diyerek felâketi siyasette istimal etmesiydi. (gazeteler, 24.8.19)

Mesela 6 Haziran 2014’te İstanbul’da bastıran sağanak ve dolu yağışında Avrupa yakasında Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Güngören, Bağcılar, Bahçelievler, Küçükçekmece, Eyüp ve Sultangazi; Anadolu yakasında ise Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye, Ataşehir ilçelerinde çok sayıda ev ve iş yeri su altında kalmış, Üsküdar meydanında kara ile deniz adeta birleşmiş; “gazetelerde “deniz ile kara birleşti” manşetleri atılmış; yine birçok ilçede köprü altı ve caddeleri su basmıştı. 

Çarpıcı olan, 34 vatandaşın can verdiği sel felâketi sırasında AKP’li Belediye Başkanı’nın memleketinde tatilde olması muhalefet tarafından eleştiri konusu yapılmazken, daha ancak iki aydır göreve başlmayan ve henüz kadrosunu kurmayan İmamoğlu’nun acımasızca eleştirilmesiydi. 

İktidarın bütün imkânlarını ve kaynaklarını elinde bulundurup 17 yıldır İstanbul’u yöneten iktidar partisine mensup belediyelerin yetersiz altyapıdan kaynaklanan felâketin sorumluluğunu yüklenmek yerine insafsızca kötülemesi idi. Üstelik bu eleştirileri en üst düzeyde yapan Cumhurbaşkanı’nın da daha yeni tatilden dönmesiydi. 

Özetle 17 Ağustos depreminden sonra Marmara Bölgesinin ilk en büyük felâketi olarak tarihe geçen, bir tekstil fabrikasına servisle gelen 7 kadın çalışanın bir anda sele kapıldığı, İkitelli TIR parkında uyuyan 6 şoförün uykularında can verdiği, İkitelli ve Halkalı’da 8 ceset bulunduğu, Çatalca ve Silivri’de 3 kişinin hayatını kaybettiği, iki günde 31 can alan 9 Eylül 2009’daki Ayamama Deresi sel felâketinin hesâbını vermeyen siyasi iktidarın, can kaybının olmadığı bir sel felâketi üzerinden siyaset yapması son bir tezâhürü oldu. 

Ve bu durum, Bediüzzaman’ın, “garazkârâne tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse, o adam o şeytana rahmet okuyacak. Eğer mukabil tarafa melek gibi bir adam gelse, ona –hâşâ– lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek” dediği, çarpıtan, doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak gösteren merhametsiz ve endazesiz “menfi siyaset”in suiistimal ve istismarını bir defa daha açığa çıkardı. (Mektubat, 316)

“Korkuyorlar, paniklediler, uykuları kaçıyor!”

“…Açgözlü ve açıkgözlü idiler. ‘Az zamanda birçok iş başarıp’, emeksiz kazancın sırrını keşfettiler. (…) Kaşığı belinde dolaşan birileri helal - haram demediler. Rüşvet, torpil demediler. ‘Gayeye giden her yol meşru idi’ bunlar için. Vurgunlarını gizlemek için, haram malın zekâtı olmayacağını, haram malla hayır yapılmayacağını bilmezden gelerek, yediklerinin zekatı etmez bir parayla cami, okul, yurt yaptılar. Oralara adlarını verdiler. Hem Allah’ı, hem de insanları kandırmaya çalıştılar akıllarınca. Şimdi ne mi yapıyorlar. Korkuyorlar. Paniklediler. Uykuları kaçıyor. Kimileri azgın ihtiraslarının peşinde koşuyor, mafyalaşıyor, tehditler savuruyor. Öfkeleri korkuları kadar büyük bunların. (…) Yokuş aşağı koşar gibi giderler. Eleştiriye, farklı bir sese tahammülleri yoktur. Kendi dar çevreleri dışında fazla kimseyle görüşmezler…” 

 Abdurrahman Dilipak, (Yeni Akit, 3.8.19)

 “Meşrutiyet, adalettir…”

“İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, (demokrasi ve cumhuriyet), adâlet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa Peygambere tâbi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar haydutturlar!” 

 Bediüzzaman, (Divân-ı Harb-i Örfî, 121)

Okunma Sayısı: 2008
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • imdat

    27.8.2019 12:21:15

    Mevlam, hakkı haykıran kaleminize kuvvet versin. Analinizin gayet hakkaniyetçe olmuş.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı