"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Şahs-ı vâhid” değil, “şahs-ı mânevî”

Cevher İLHAN
26 Ekim 2020, Pazartesi
BEDİÜZZAMAN’IN MEŞRUTİYET/DEMOKRASİ TÂRİF VE TESBİTLERİ - 5

Bu temel tesbitle, “zaman-ı istibdat” dediği kuvvetin hâkim olup, güçlü olanın hükmettiği devirlerin aksine çağımızda “zaman-ı meşrûtiyet” diye tanımlayan Bediüzzaman, demokratik değerlerle temel hak ve hürriyetlerin, hukuk devleti hükümlerinin hükümrân olduğu yeni dönemin “efkâr-ı âmme (kamuoyu)” olduğuna dikkat çeker. “Kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir” beyânında bulunur; “millet irâdesinin tecelligâhı demokratik Meclis sistemi olduğunu açıklar. (Münâzarât, 31-32)

Âyetlerin çoğunlukla baş ve sonlarındaki, “Onlar hiç düşünmezler mi?”, “Hâlâ düşünmez misiniz?” “Düşünün…” “Bundan ibret alın, ey basiret sahipleri!” çağrılarıyla insanlığı vicdana ve aklın istişâresine dâvet eder.

Tahakkümle “vahşetin ağalığı”nı değil, iktidarını millete hizmet istimalle “hürriyet ve medeniyetin ağalığı”nı “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” hadisine dayandırır. (Eski Said Dönemi Eserleri, Nutuk, 195)

Bundandır ki, geçen asrın başlarında, “zaman-ı istibdâd” dediği kuvvetin hâkim olup, güçlü olanın hükmettiği devirlerin aksine “zaman-ı meşrûtiyet” tanımlamasıyla, demokratik de- ğerlerle temel hak ve hürriyetlerin, hukuk devleti hükümlerinin hükümrân olduğu millet irâdesinin tecelligâhı “Meclis sistemi” tercihini açıklar. (Münâzarât, 31-32

HÜKÜMET, MECLİS’E DAYANMALI…

Bedüzzaman, Osmanlıda “Sadaret (Başbakanlık / hükûmet) üç mühim şûraya (Meclis’e) bizzat istinad ediyor (dayanıyor), yine kifâyet etmiyor” deyip, devlet ve hükûmetin yanısıra Diyanet’in de bir “şûray-ı âliye-i ilmiyeye (yüksek ilmî bir Meclis’e)” dayanması gerektiğini bildirir.

“Fert, te’sirât-ı hâriciyeye (dış etkilere, baskılara) karşı daha az mukavimdir (dayanıklıdır)” tesbitiyle, “tesirât-ı hâriciyeye kapılmakla çok ahkâm-ı diniye (dinin hükümleri) fedâ edildi. (…) Meşihat (Şeyhülislamlık - Diyanet) bu sönük vaziyetiyle, değil koca âlem-i İslâmın, belki yalnız İstanbul’un irşâdına da kâfi gelmiyor” diye yakınır. Buna karşı “Bir Meclis’i mebusân-ı ilmiye teşkilini” önerir. (Sünûhat, 50-51; Münâzarât, 80)

Bu maksatla Birinci Meclis’te, 13 Ocak 1923’te mebuslara hitâben kaleme alıp neşrettiği “on maddelik beyannâme”nin sonunda, “Şu inkılâb ı azimin (büyük inkılâbın) temel taşları sağlam gerek!” ikazıyla “Meclis-i Âlinin (Büyük Meclis’in) şahsiyet-i mâneviyesi, sahip olduğu kuvvet cihetiyle, mânây-ı saltanatı deruhte ettiği (üzerine aldığı) gibi, mânây-ı hilâfeti dahi vekâleten deruhte etmesi gerekir” diye yazar.

Aksi halde, hilâfet mânâsının Meclis yerine isme ve lâfza verileceğini; halbuki Meclis e-linde bulunmayan ve Meclis yoluyla olmayan böyle bir emr-i vakinin milletin kuvvetinin parçalanmasına sebebiyet vereceğini bildirir.

“Halife-i şahsî”nin, ancak Mec- lis’e dayanmakla vazifelerinin yerine getirebileceğini ders verir. Asıl yetkinin millet irâdesinin temsilcisi Meclis olduğunu teyiden açıklar. (Mesnevî-i Nuriye, 85-87)

“Ey Mücâhidin-i İslâm (İslâm mücâhidleri) ve ey ehl-i hall vel-akd! (yasama ve yürütme ehli!)” hitâbıyla neşredip mebuslara dağıttığı “on maddelik beyannâme”de açıkça tasrih eder.

Meclis-i Âlinin (Büyük Meclis’in) mânevî şahsiyetinin sahib olduğu kuvvet cihetiyle, saltanat mânâsındaki hükûmeti üzerine aldığı gibi hilâfeti de üzerine aldığını kaydedip, “Halife-i şahsî, ancak Meclis’e istinad ile (dayanmakla) o vazaifi (vazifeleri) deruhte edebilir (yerine getirebilir)” ikazı, hükümetin Meclis’te çıkması ve Meclis’e dayanmasının önemini ortaya koyar.

Zira Bediüzzaman’ın tesbitiyle, “Meclis elinde bulunmayan ve Meclis tarikıyla (yoluyla) olmayan böyle bir kuvvet (tek şahsa verilen yetki) inşikak-ı asâya (kuvvet parçalanmasına, milletin bölünmesine) sebebiyet verir ve ‘Allah’ın ipine -dinine- hep birlikte sımsıkı sarılın” (Ali İmran, 103) âyetine zıt olur.

Hulâsa, Bediüzzaman’ın tembihiyle milletin şahsı mânevisinin tecelli ve temerküz mercii Meclis’tir, şahıs olamaz… 

(Mesnevî-i Nuriye, 85-87)

“RİYÂSET-İ ŞAHSİYENİN KAT’İYEN ALEYHİNDEYİM”

“Meşrûtiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdâdın esâsı, kuvvet şahısta olur, kanunu kendi keyfine tâbî edebilir” tembihiyle demokrasilerde “rey-i cumhur” dediği millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in hâkimiyetinin gereği olarak görür. “Tek adam yönetimi”nin kolay kanmaya ve aldatılmaya açık zâfiyetine dikkat çeker. (a.g.e., 40)

Devletin ve milletin mutlaka “cemaatin ruhundan”, yani millet irâdesinden çıkan “metin bir şahs-ı mânevî” diye tâbir ettiği şûrâlara – meclislere dayanılması gerektiğini ortaya koyar.

Bediüzzaman’a göre, “tek adam yönetim”leri “ecnebilerin parmak karıştırmalarına zemin hazırlar”; fitne ve iftirak projelerine gelmesine kırılgan ortam oluşturur. Yabancı mihrakların tuzağına düşürür. Bundandır ki “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlâl” ikazında bulunur.

Bundandır ki Bediüzzaman, daha Osmanlı devrinde “eski padişahların irâdesini, Ermeni rüzgârı ve ecnebi havası veya vehmin vesvesesi esmekle çevirebilirdi” tesbitiyle “tek kişilik yönetimler”in, baskı, şaşırtma ve şantajlara direnemeyeceğini ve yanlışlıklara sürüklenip ülkeyi felâkete sürükleyebileceğini ikaz eder.

Ve küresel güçler, demokrasinin güçlenip gelişmesini istemedikleri “hedef ülkeler”i demokrasiden, hüriyetlerden, hukuktan yoksun hale ggetirmekle “tek adam yönetimleri” ile taşeron/maşa olarak “âlet” edip kullanma oyunlarını nazara verir. Sonra da o “âlet”i kırıp bir kenara atarlar.

Bunun içindir ki, “O kadar geniş dâire-i ahrâra (hürriyetçi fikirlere ve çevrelere) efkâr-ı umumiyeden (kamuoyundan) başka serpuş (başlık) olamadığından, riyâset-i şahsiyenin kat’iyen aleyhindeyim” der. (Münâzarât, 196)

Okunma Sayısı: 987
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Feyzullah Ayhan

    26.10.2020 10:42:16

    Eğer hodfuruş eneler olmazsa şahs-ı manevi tahakkuk eder. Ancak enaniyetin hükümran olduğu, ön plana çıktığı dehşetli asırda yaşıyoruz. Bütün bunlara, tenperverlik, makam ve dünyalık hırsı da eklenince enelerin şahs-ı manevi havuzunda erimesine mümanaat ediyor, bu hal, cerbeze, tevil gibi hususları da davet ederek itihada, şahs-ı maneviyeye set çekiyor

  • Oğuz Yiğiter

    26.10.2020 05:34:43

    Toplumda ; yavaş, yavaş narkozdan çıkış emareleri belirmeye başladı gibi. Bu hayra alâmet. İnşaallah hızlanarak devam eder. Herşey fıtrî mecrasında cereyan ederse, ma'şerî vicdanın önünde kimse duramaz. Sosyal hadiselerde, hüküm ekseriyete göre olduğuna göre, millet bu kaotik durumdan çıkmaya ekseriyet itibariyle istihkakını ; hatasını itiraf mânâsındaki fiili tevbesini yapmış bir vaziyet alırsa, Cenab-ı Hak da ferec ve ferahı ifade eden güzel günleri lütfedecektir inşaallah...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı