"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şantaja mâruz “dış politika”

Cevher İLHAN
21 Nisan 2021, Çarşamba
Türkiye’nin gerçek gündeminde savrulmasına karşı yalpalayan iktidar, millet nezdinde itibar görmeyen sun’i gündemli “tahrik siyaseti”nde dış politikayı tepe tepe kullanıyor.

Bu kez Türkiye ve Yunanistan’ın garantör ülkeler olarak katılacağı KKTC ile Rum Kesimi arasında yapılacak Cenevre görüşmeleri öncesinde “lâiklik tartışmaları”na müdahale garabeti sergileniyor.

Ne var ki Türkiye’de her fırsatta yargıya müdahale eden Cumhurbaşkanı’nın KKTC Anayasa Mahkemesi’ne “tâlimatı” Türkiye’yi ve KKTC’yi peşinen zor durumda bırakıyor. Ve bu durum Türkiye’nin Adada “iki devlet” tezini daha baştan baltalıyor.

Zira KKTC Cumhurbaşkanı’nın “Egemenliğimiz, bağımsızlığımız ve Türkiye’mizin garantörlüğü vazgeçilmez unsurlardır” açıklamasını yaptığı sırada, daha önce bütün dünyanın gözü önünde KKTC’deki seçimlerde açıkça taraf olup doğrudan müdahalede olduğu gibi, Kıbrıs yargısına da “ayar verilmeye çalışılması” Yunanistan’la Rum Kesimi’nin eline malzeme veriyor.

Oysa KKTC’de Kur’ân kurslarıyla ilgili problem yetkililerle konuşularak çözülebilir; KKTC Cumhurbaşkanı’na doğrudan anlatılarak dikkatleri çekilebilirdi.

“YUNAN TEZİ”NE KOZLAR VERİLİYOR!

Öncelikle Türkiye’yi Ege Denizi’ne âdeta çıkamaz hale getiren 12 mil deniz ve hava sahası ihlâli fiilî durumu ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Akdeniz’deki hukuksuz sondaj ve hak gasplarını dayatan Yunanistan’la “istikşafi görüşmeler”in yapıldığı süreçte “KKTC bizim emrimizde” dercesine verilen bu garip direktif, en başta KKTC’yi beynelmilel mercilerde zor durumda bırakıyor.

Dahası Türkiye’nin KKTC’yi ayrı bir devlet olarak görmediği, bağımsızlığını nazara almadığı, hatta “ilhakı” peşinde olduğu propagandasıyla Yunanistan’ın tezine kuvvet veriyor.

Daha önce merhum Rauf Denktaş’a, sonradan haklı olduğu ortaya çıkan “Annan planı”na itirazı üzerinden dönemin Başbakanı olarak “80 yaşındaki adam” tahkirinde bulunmuştu. “Televizyonlara çıkıp da benim halkımın kafasını bulandırmasın” çıkışını Denktaş, “Hiç aldırmadım,‘meseleyi halledeceğim’ diye parça parça taviz vermek suretiyle Kıbrıs’ın tümünü kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıyayız. Görevimizi yerine getiriyoruz, gücenmesinler” nâzik ve esaslı cevabıyla geçiştirmişti. (Hürriyet, 10.12.2006)

Düşülen vartada, 2004’ten bu yana AKP hükûmetleri, Ege’de 18 ada ile 152 adacığı işgal edip belediye başkanları atamasına, asker yığıp silâhlandırmasına, Yunanlı politikacıların dış basına yansıyan işgal oldu bittilerine, Yunan komutanların adalarda mangal yakmasına seyirci kalındı.

Keza kulübeler, iskeleler kurarak, sivil halkı yerleştirerek stratejik öneme sahip söz konusu adaların Yunanistan’a ait olduğu havasını pompalama emrivakilerine karşıAKP iktidarı ciddî tepki verip tedbir almak yerine, iç kamuoyuna yönelik hamasetli beylik lâflarla öteleyip geçiştirdi.

Şimdi de tam da Kıbrıs’ın statüsüyle ilgili müzâkereler arifesinde uluslararası zeminlerde “Yunanistan’ın tezi”ne âdeta kozlar sunuluyor.

DIŞ POLİTİKA ÜZERİNDEN İÇ POLİTİKA…

Anlaşılan, Biden’dan beklenen telefonun  aylardır gelmediği vetirede “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA)”yla ağır ekonomik yaptırımların yanısıra Türkiye’nin 2.5 milyar dolar ödediği S- 400 füzelerinin hangarlara kaldırılması ve 12 milyar dolar yatırım yaptığı F-35 savaş uçağı programından çıkarılması vahim tâvizleri yetmedi, yetmiyor.

Belli ki tutarsız ve ufuksuz politikalarla saplanılan çıkmazlara ve ABD’nin “yeni ağır ekonomik yaptırımlar şantajı”na karşı “ABD ile ilişkileri düzeltmek” uğruna “Montrö sözleşmesi” tartışmasıyla bile bile “tüm ülkelere açık ve serbest olması” plânı paravanında Karadeniz’i ABD’ye açarak küresel emperyal güçlerin çatışma arenası haline getirmenin altyapısı oluşturuluyor.

Ve Dışişlerinin dışlandığı “tek kişilik yönetim”de öngörüsüz, ufuksuz, tehditlere ve şantajlara mâruz çelişkili kırılgan politikalar çıkmazında cür’etlenen Yunan Dışişleri Bakanı Denidas, Ankara’da basın toplantısında dünya medyasının önünde bütün diplomatik teâmülleri çiğneyerek Türkiye’yi Ege’de “ülkesinin haklarını ihlâl”le suçlamaya kalkışıyor.

Yazık.

Okunma Sayısı: 1129
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Seyit Ali

    21.4.2021 15:54:55

    Türkiye’nin 2.5 milyar dolar ödediği S- 400 füzelerinin hangarlara kaldırılması ve 12 milyar dolar yatırım yaptığı F-35 savaş uçağı programından çıkarılması dünya beşten büyük diyenler için elini başına alıp bir kere düşünmesi gerekir. Milletin onca parası üfff olup uçup gitti. Kim kime hesap sorabilecek ki. İşte durum bu. Düşünseniz ya o paralarla bu ülkede neler yapılmazdı.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı