"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Maaş ve ihsan-ı şahaneyi reddettim”

17 Temmuz 2019, Çarşamba
“Sultanın Zaptiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan-ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. HatA ettim. Fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlışlarını göstermekle hayır oldu. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O şefkatli Sultana boyun eğmedim. Şahsî menfaatimi terk ettim.”

***

Asrın Mahkemesi, Çağların Müdafaası: Divan-ı Harb-i Örfî Şerhi - 14

Dizi-14: HASAN GÜNEŞ
hasangunes@outlook.com

***

İsyancıların talepleri ne idi? 

Alaylı-mektepli mücadelesinde ordudan atılan subaylar, subayları tarafından şiddete maruz kalan erler, particilik sebebiyle görevden atılan memurlar, işsizlik, elden çıkan topraklardan gelen göçmenlerin çaresizliği, İttihat ve Terakki’nin baskısı ve failî meçhuller ciddî taleplerdi. 

Failî meçhuller 31 Mart’ın en önemli sebeplerindendir. 31 Mart’tan bir hafta önce gazeteci Hasan Fehmi öldürülmüş ve failler takibe uğramamıştı. Hemen ertesi gün o zamanki İstanbul için çok büyük bir sayı olan elli bin kişinin üzerinde bir kalabalık cinayeti örtbas etmek isteyen hükümeti ve İttihat ve Terakki’yi şiddetli bir şekilde protesto etmişti. Sadrazamın “katiller mutlaka cezalandırılacak” sözü üzerine ancak dağılmışlardı. Ancak kalabalık ittihatçıları ve gizli komiteleri korkutmaya yetmişti. 

31 Mart sabahı olaylar başlayınca bir kısım komiteler, bu öfkenin önüne geçilemeyeceğini fark edince talepleri saptırarak “şeriat” sloganlarına yönlendirmişlerdir. Mahkeme heyeti aynı taktiği kullanarak şeriatı istismar etmeye devam etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri “fesadâtı binden bire indiren ve avâmı anarşilikten kurtaran” derken, sizi mahkûm etmeye çalıştığınız şeriat kurtardı demek istiyor.

Bediüzzaman Hazretleri daha sonra asilerin isyandan vazgeçmesi için önce İkdam’da (Cuma, 16 Nisan 1909/3 Nisan 1325/25 Ra 1327) ertesi gün, Mizan, Volkan ve Serbestî’de de çıkan beyanatlarından ve yazılarından misaller veriyor. O günlerde birçok gazete isyanı destekleyen yayınlar yapıyordu. Şehir isyancıların elinde olduğu için isyana karşı çıkmak bir cesaret meselesiydi.  

Bediüzzaman Hazretleri yazılarında subaylarını hapsedip sokağa çıkan askeri itaate dâvet ediyordu. “Şeriat istiyorsunuz. Fakat itaatsizlikle Şeriata muhalefet ediyorsunuz. Siz o itaatsizlikle otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon nüfus-u İslâmiyenin haklarına bir nevi zulmediyorsunuz.” diye onları ikaz etmiştir. 

Bunları yaparak “İsyanı bir derece bastırdım. Yoksa böyle âsân olmazdı. Neme lâzım demedim.” demek cinayet işledim.

İSLÂMA ZARAR EDİYORSUNUZ

Onuncu Cinayet: Harbiye nezaretindeki askerler içine Cuma günü ulema ile beraber gittim. Gayet müessir nutuklarla sekiz tabur askeri itaata getirdim: Nasihatlarım tesirini sonradan gösterdi. 

İşte nutkun sureti: 

Ey asâkir-i muvahhidîn! Otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon İslâmın nâmusu ve haysiyeti ve saâdeti ve bayrak-ı tevhidi, bir cihette sizin itaatınıza vabestedir. Sizin zâbitleriniz bir günah ile kendi nefsine zulmetse, siz bu itaatsizlikle üç yüz milyon İslâma zarar ediyorsunuz. Zira bu itaatsizlikle uhuvvet-i İslâmiyeyi tehlikeye atıyorsunuz. Biliniz ki, asker ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika herc ü merc olur. Asker neferatı siyasete karışmaz. Yeniçeriler şahittir. Siz Şeriat dersiniz, hâlbuki Şeriata muhalefet ediyorsunuz. Ve lekedar ediyorsunuz. Şeriatla, Kur’ân ile, hadis ile, hikmet ile, tecrübe ile sabittir ki; sağlam, dindar, hakperest ulü’l-emre itaat farzdır. Sizin ulü’l-emriniz, üstadınız, zâbitlerinizdir. Nasıl ki, mâhir mühendis, hâzık tabip bir cihette günahkâr olsalar, tıp ve hendeselerine zarar vermez. Kezâlik; münevverü’l-etkâr ve fenn-i harbe âşina, mektepli, hamiyetli, mü’min zâbitlerinizin bir cüz’î nâmeşrû hareketi için itaatınıza halel vermekle Osmanlılara ve İslâmlara zulmetmeyiniz! Zira, itaatsizlik yalnız bir zulüm değil, milyonlarca nüfusun hakkına bir nevi tecavüz demektir. Bilirsiniz ki, bu zamanda bayrak-ı tevhid-i İlâhî sizin yed-i şecaatinizdedir. O yedin kuvveti de itaat ve intizamdır. 

Zira bin muntazam ve mutî asker, yüz bin başıbozuğa mukabildir. Ne hâcet, yüz sene zarfında otuz milyon nüfusun vücuda getirmediği böyle pek çok kan döktüren inkılâpları siz itaatinizle, kan dökmeden yaptınız. 

Bunu da söylüyorum ki: Hamiyetli ve münevverü’l-fikir bir zâbiti zâyi etmek, mânevî kuvvetinizi zâyi etmektir. Zira şimdi hükümfermâ, şecaat-i imaniye ve akliye ve fenniyedir. Bazan bir münevverü’l-fikir, yüze mukabildir. Ecnebîler size bu şecaatle galebeye çalışıyorlar. Yalnız şecaat-i fıtriye kâfi değil... 

Elhasıl: Fahr-i Âlemin fermanını size tebliğ ediyorum ki, itaat farzdır. Zabitinize isyan etmeyiniz. Yaşasın askerler! Yaşasın meşrûta-i meşrûa! 

Demek ki ben, bu kadar âlim varken, böyle mühim vazifeleri deruhte ettiğimden cinayet ettim. 

Savunma Bakanlığı’nda isyancılara nutuk 

Bediüzzaman Hazretleri Cuma günü yani kargaşanın 4. günü ulema ile birlikte isyancı askerlerin elinde tuttuğu Harbiye Nezaretine yani Savunma Bakanlığı’na gider ve askerlere konuşma yapar ve sekiz tabur asker isyandan vazgeçip itaat eder. 

Tahmin edileceği gibi isyancı askerlere gidip isyandan vazgeçmelerini istemek büyük cesaret işidir. Daha önce Şeyhülislâm Ziyaettin Efendi, Ders Vekili Halis Efendi ve Şerif Mehmet Sadık Paşa meclisin önünde toplanan asilere nasihat etmekle görevlendirilmişti. Provokatörler işbaşındaydı ve ortalık o kadar gergindi ki isyancılar kendilerine nasihat için gelen ve hiçbir suçu olmayan Şerif Sadık Paşa’yı şehit etmişlerdi.

Bediüzzaman Said Nursî’nin burada yaptığı konuşma 2 Nisan 1325 Mizan’daki yazısının aynısıdır. Daha sonra da aynı makale (4 Nisan 1325) Serbesti ve Volkan gazetelerinde yayınlanmıştır.

Münevver bir subay, münevver olmayan yüz subaya bedeldir

Bediüzzaman Hazretleri bu makale ve konuşmalarında her zaman geçerli olan önemli prensiplere dikkat çekiyor.

Askerlikte disiplin ve itaat çok önemlidir. Bir fabrikaya benzeterek bir askerin bile itaatsizliği her şeyi alt üst edeceğini belirtir. Asker neferatı siyasete karışmaz. Yeniçeriler şahittir. 

Sağlam, dindar, hakperest ulü’l-emre itaat farzdır. Subaylığın da mühendislik ve doktorluk gibi ilim, sanat ve maharet gerektiren bir meslek olduğuna dikkat çeker.  Doktor ve mühendiste olduğu gibi kişilerin şahsî hayatındaki hata ve yaşantısı değil meslekteki mahareti önemlidir.

Askerin en önemli gücünün “itaat ve intizam” olduğuna dikkat çeker. İtaat ve disiplinin hâkim olduğu bin askerin yüz bin başıbozuğa mukabil olduğunu ifade eder. 

“Hükümfermâ, şecaat-i imaniye ve akliye ve fenniyedir” diyerek çok bilinen iman ve akıl kahramanlığı ve cesaretine “fen ilimlerini” ilâve eder. Münevver bir subayın bazen münevver olmayan yüz subaya bedel olduğunu ifade ederek mektepli ya da Harbiyeli subayların ehemmiyetine dikkat çeker. Zira der “Ecnebîler size bu şecaatle galebeye çalışıyorlar. Yalnız şecaat-i fıtriye kâfi değil...”  Evet, Alaylı subayların da hakları korunmalı, ancak Harbiyeli subaylara düşmanlık etmek devlete ve İslâm’a büyük zarardır.

Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatının en önemli gayelerinden birisi de Medreset’üz-Zehra’dır. Yani din ilimleri ve fen ilimlerinin birbirlerinin teyid ettiği ve uyum içinde olduğu bir üniversitedir. Alaylı-mektebli kavgasının sebeplerinden birisi de bu uyumsuzluğun askerî sahadaki yansımasıdır.

Evet, alaylı subaylarda olduğu gibi tecrübe önemlidir. Ancak harp sanatı, strateji, modern silâhların kullanılması, haberleşme, sevk ve idare gibi temel hususların harb okullarında modern tekniklerle öğretilmesi ordunun vazgeçilmezlerindendir.  Selçuklu ve Osmanlı’yı dünyaya hâkim kılan hususlardan birisi de subayların iyi eğitimli olması, sevk ve idareyi ve askerî stratejileri çok iyi bilmeleridir. Ancak o zamanın teknolojisinin yanında sahip oldukları din ilimleri özellikle “şehit ve gazi” kavramlarında en ileride oldukları unutulmamalıdır.

İhsan-ı şahaneyi reddettim

On Birinci Cinayet: Ben vilâyât-ı şarkiyede aşiretlerin hal-i perişaniyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacak. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mecrâsı ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ ulemâ-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsin. 

Zira, o vilâyatta nim-bedevî vatandaşların zimâm-ı ihtiyarı, ulema elindedir. Ve o saik ile Dersaadete geldim. Saadet tevehhümü ile o vakitte-şimdi münkasim olmuş, şiddetlenmiş olan-istibdatlar, merhum Sultan-ı mahlûa isnad edildiği halde, onun Zaptiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan-ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. Hatâ ettim. Fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlışlarını göstermekle hayır oldu. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O şefkatli Sultana boyun eğmedim. Şahsî menfaatimi terk ettim. 

Şimdiki sivrisinekler beni cebirle değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir buçuk senedir burada memleketimin neşr-i maarifi için çalışıyorum. İstanbul’un ekserisi bunu bilir. 

Ben ki bir hamalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hamal oğulluğundan ve fakr-ı halden çıkarmadım. Ve dünya ile kökleşemediğim ve en sevdiğim mevki olan vilâyât-ı şarkıyenin yüksek dağlarını terk etmekle millet için tımarhaneye, tevkifhaneye ve Meşrûtiyet zamanında işkenceli hapishaneye düşmeme sebebiyet veren öyle umurlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyledim ki, bu dehşetli mahkemeye girdim.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 2686
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı