Türkiye, terör saldırısında üç evladını şehit verdi. Terörsüz türkiye modelinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha karşımızda duruyor.
Bu işin şakası yok. Artık ne pahasına olursa olsun terör belasından Türkiye’nin kurtulması lazım. Ateş düştüğü yeri yakıyor, bizler ise sadece şehitlerimize rahmet dilemekle yetiniyoruz.
Bu tarz teröristleri yakalamak için özel harekât timlerinin olay yerine gitmesi önemlidir, Yalova’da yaşanan trajedi ise gerçekten çok üzücü. Teröristler hafife alınmalıydı, DEAŞ’ın yeniden hortlaması zamanlama açısından önemli. ABD ve MOSSAD’ın adeta bölgedeki yeni oyun planı servis ediliyor. Yalova’da, DEAŞ’ın saklandığı hücre-örgüt evinden askerimize ateşle karşılık verildi. Çatışma sonrası üç şehit verirken altı terörist öldürüldü. DEAŞ, uzun zamandır terör faaliyetinde bulunmazken, gizli hücreler şeklinde kendilerini yer altına çekmeyi hedeflemişler ve bugüne kadar başarmışlardı, taki Yalova hadisesine kadar.
Yalova’daki DAEŞ saldırısı ile Suriye deki SDG arasında bağlantı kurulabilir mi? SDG ‘nin mutabakata uymama süreci hala devam ederken, hamisi olan Tom Barrack görev başında. SDG için “DAEŞ’la olan savaşımızda müttefikimiz” diyor. Dolayısı ile DEAŞ’ın yeniden hortlaması bir yerde ABD ve SDG nin işine yarayan bir formül, SDG’nin mutabakat için yasal süreci 31 Aralık 2025 dolarken hala SDG tarafından Şam’a teslim olma yolunda adımlar atılmaması beklenen gelişme idi. Suriye’ye entegre olması hala askıda duruyor. Bu gücü de varlığını bir yerde ABD’ye bağlamış durumda. Ankara ise bu konuda çok net. SDG silah bırakacak ve yasal süreç işleyecek. SDG’nin buna dair gelişme göstermemesi durumunda Ankara operasyon için tetikte. NATO genel sekreteri Stoltenberg operasyon varlığını rafa kaldırılması için Ankara’yı ziyaret etti, konu hala sıcak ve masada. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve tek parça kalmasına Ankara hararetle destekliyor ve istiyor. oysa ABD nin böyle bir derdi yok. Petrol kuyularının hâkimiyetini SDG ile taşeron şekilde elinde tutmak niyetinde, bu tavrını da çok açık şekilde Barrack sayesinde dillendiriyor.
DEAŞ kartını İsrail’in açtığını söylemek mümkün, parçalanmış bir Suriye, terörden zarar görmeye ve dikkatini buraya yoğunlaştıran bir Türkiye onların işine gelir. Özelikle İsrail’in kışkırtması ve MOSSAD ajanlarının bölgede cirit attığı malum iken, DEAŞ’in yeniden faaliyete geçmesi, SDG için yararlı bir gelişme ve kamuflaj oluşturdu.
Bu oyun planından maksat, Suriye’nin toprak bütünlüğünün zarar görmesi, parçalanması, kaos oluşturulması ve El Şara hükümetinin başarısız olması düşünülüyor. SDG de kendince o bölgede fiili olarak bağımsızlığını ilan edecek.
MOSSAD’ın özellikle bölgede rahat tavır takınması, saldırılarını devam etmesi, Gazze’yi unutturması planın bir diğer parçası. Orta Doğu‘daki Suriye Toprakları üzerinde oynanan oyuna Türkiye dahil edilmeye-çekilmeye çalışılıyor. ABD bu konuda Türkiye’yi baskı altına almak isteyebilir, Ankara’nın bu oyunu içerden bozmak adına DEAŞ hücre evlerine baskınlar düzenlemesi, sorunu kökünden çözmek istemesi ise oyunu tersten bozabilir. SDG terör örgütüdür ve biz duruşumuzdan vaz geçmiyoruz deniyor.
MOSSAD harekât alanının genişleterek, Golan tepelerindeki amacına ulaşmak için SDG ile dirsek temasında, bu yüzden Türkiye ve Suriye’de iç karışıklıklar çıkartabilirler. Libya’da yakalanan DAEŞ in sözde komutanı ve Irakta yakalanan üst düzey DAEŞ komutanlarının MOSSAD ajanı çıkmasını unutmayalım.