Suriye’deki iç savaşta anlaşma sağlandı.
Özel temsilci Tom Barrack’tan açıklama geldi; “Birleşik Suriye için anlaştılar.” Bu açıklamayı duyunca olaylara ve gelişecek hadiselere temkinli yaklaşmak gerektiğini düşündüm. Bu söylemin ardından “Kürtlerin bu topraklarda varlığı ve Şam ile anlaşması önemli” mesajı geldi. Suriye’de Şam yönetimi ile Kürtler arasında entegrasyon süreci yeni başlıyordu.
Suriye’de oyun kurucu olan ABD, İsrail, AB ülkeleri ve NATO, SDG/YPG terör örgütünü DEAŞ ile savaşta ortak müttefik olarak görüyorlardı ve bu açıklamayı da bölgenin valisi gibi çalışan ABD’nin Ankara Büyükelçisi söylüyordu. Türkiye oyun kurucu noktasında geri planda gözükse de olaylara perde arkasından müdahildi. Halep’te özellikle iki mahallede, Beni Zeyd ve Şeyh Maksud Mahallesi’nde çatışmalar neticesinde, Suriye ordusu ile birlikte bölgedeki aşiretlerin ortak hareket etmesiyle SDG Halep’ten geri çekilmek zorunda kaldı. Çatışmalarda SDG’ye ABD ve İsrail’den yardım gelmemesi enteresan bir gelişmeydi. Bu yaklaşım, SDG’nin Fırat’ın doğusuna çekilme ve dağılma sürecine girmesine neden olacaktı. Rakka, Tabka ve Deyrizor bölgeleri SDG’den alındı. Suriye ordusu ile birlikte bölgede yaşayan aşiretler de işe karışınca tablo daha net olarak ortaya çıktı. Oyun kurucular nasıl bir anlaşma sağladılar ise, neticede gelinen nokta şimdilik bu. ABD’nin bir anda SDG politikasında görünür değişikliğe gitmesinin arkasında Venezuela’yı ele geçirmesinin etkisi olabilir mi? ABD için en önemli kazanım yıllardır petroldü. Şimdi ise dünyanın en çok petrol rezervine sahip olan Venezuela’ya çöktüler. Bundan sonra ABD’nin Ortadoğu’ya bakışı değişir mi? Zamanında demokrasi vaadi ile Irak’tan, Libya’dan istediğini fazlasıyla almıştı.
Barrack’tan gelen yeni açıklamalarda “SDG/YPG’nin ABD ile 1. ortak olması” ve “SDG’nin DEAŞ misyonu sona erdi” şeklindeydi. ABD masadan kalkmış ve SDG’ye olan desteğini kesmişti. Trump Davos’ta, “SDG’ye çok para ve petrol verdik, artık yollarımız kesişmiyor” diyordu. SDG’nin DEAŞ’lı teröristleri salıvermesi, alınan kararlarda etkili oldu. Bu gelişmeler sonrası Haseke’ye sıkışan SDG’ye tam entegrasyon için Şara hükümeti bastırıyor. SDG’yi ABD neden yalnız bıraktı? Özellikle Mazlum Abdi’nin hem İsrail’e hem de ABD’ye sitem eden “Kullanıp attılar” şeklinde ifadeleri var. Destek olmadılar, mühimmat vermediler diyordu. Ayrıca SDG içindeki paralı askerlerde çözülmeler başlamış ve birçok savaşçının Suriye ordusuna katıldığı bilinmekte. Mazlum Abdi’nin Haseke’ye vali atanacağı/atayacağı bilgisi de kulislerde dolaşıyor.
Ankara SDG’yi kırmızı çizgisi olarak görüyor. PKK’nın Suriye’deki uzantılarının temizlenmesini istiyor. Bu gelişmeler yaşanırken Nusaybin’den PKK’ya övgüler düzen DEM’in açıklaması geldi. İpler kopma noktasında; buna rağmen terörsüz Türkiye devam etmeli. DEM’in tutumu burada etkili olacaktır. DEM, PKK/SDG ile olan bağlarını gözden geçirmelidir. Bayrak indirmek ve/veya bayrak yakmak tasvip edilemez.
Hakan Fidan, bölgenin geleceği açısından İran’a ABD tarafından sıcak temasın olmaması için diplomatik hamleler yapıyor. İran’daki rejimi desteklemiyoruz ve tarihsel süreçte Türkiye’nin yanında yer almayan bir tutum sergilemesine rağmen, İran rejimi kalmalı; Türkiye için önemli. Bir devletin iç işlerine karışarak düzeltmeye çalışmak kabul edilemez; o devletin halkı ile olan bağları, insan hakları karnesi düşük bile olsa. Bu yüzden İran’daki olayların yatışması ve barışın tesisi çok önemli.