Maduro’nın bir gece ansızın askerî operasyonla başka bir devlet tarafından evinden alınarak elleri kelepçeli şekilde “adî suçlu görüntüsü verilerek” ülkesinden çıkarılması; canlı yayınlar eşliğinde bu görüntülerin reklam malzemesi yapılması ve uluslararası hukukun görmezden gelinmesi çok acı bir durum.
Bu non-diplomatik gelişmeler dünyanın gelecekte nereye dönüşebileceğinin de işareti olmuştur. En önemlisi güçlü olanın hukuk tanımaz halinin şahsî tavırdan sıyrılarak adeta bir ülkenin tavrı haline getirilmesi... Bu, dönüşü olmayan bir yola çıkıldığını göstermektedir.
ABD; Grönland, Küba, Kolombiya, Meksika gibi ülkelere de aynısını yaparım tehdidini savuruyor. Kolombiya başkanına basının önünde “Kıçını kollarsa iyi olur. Uluslararası Hukuka ihtiyacımız yok” diyebiliyor. Peki neden böyle bir tutum içinde ve bu tutumu sürdürmek adına bu açıklamalar yapıyor?
Trump A takımıyla “Monroe Doktrini”ni yeniden ortaya koymaya çalışıyor. Monroe Doktrini, Batı Yarımküre’deki Avrupa sömürgeciliğine karşı çıkan bir ABD dış politika duruşudur. Yabancı güçlerin Amerika kıtasının siyasî işlerine herhangi bir müdahalesinin, ABD'ye karşı potansiyel düşmanca bir eylem şeklinde algılanıyor olmasıdır. Danimarka’ya karşı verilen; “Zamanında bir gemi ile gelip Grönland’a sahip çıkması bizim için önemli değil. ABD’nin savunması için Grönland bizim olacak” şeklindeki demecin altında bu gerekçe yatıyor.
Bu politikaya göre, ABD Avrupalı devletlerin kuzey, güney ve orta Amerika'daki eskiden kalma sömürgecilik faaliyetlerine izin vermeyecek ve Avrupa’nın işlerine karışmayacak. Pasta paylaşımı bu şekilde yürüyecek. Böylece ABD ile Avrupalı devletlerin etki alanları belirlenip sınırlanmış olacak. Bu görüşü yeniden hayata geçirmek isteyen Trump ve ekibi, NATO ve AB‘nin dağılma sürecine girmesine bile sıcak bakıyorlar, onları endişelendiren tek güç ise Çin.
Çin; inanılmaz şekilde yapay zekâ destekli dijital teknoloji ile birlikte (NTE=Nadir Toprak Elementleri) konusunda gerçekten çok önde. Güney Amerika ve AB ülkelerine ABD’nin yaklaşımı değişim gösterebilir. Rusya ve Çin’e karşı bu çıkışlar, uyarı niteliği taşıyabilir.
Maduro’nun derdest edilmesi dünyada geçerli uluslararası hukukun ihlâl edilebileceği gerçeğini ortaya koydu ve gözdağı vermek amacıyla da kullanıldı.
Maduro yönetimi, halka zulmediyor, demokrasiyi işletmiyor, insan haklarına sahip çıkmıyor eleştirisi ve narko-terör ve ABD’ye karşı komplo üretme yaftaları ile bu kanunsuz işleme kılıf uydurulmuştur.
Amerikan yönetiminin Irak’a ve Libya’ya “Arap Baharı” adı altında demokrasiyi(!) getirmesini, insan haklarını ve adaleti yeniden tesis etmesini gördük. ABD eskiden bizzat askerî operasyon yapıp o ülkede konuşlanarak demokrasi havarisi kesilirdi. Yıllarca işgal ettiği ülkeyi sömürge haline getirip, ülkenin parçalanmasına sebep olur ve o ülkenin yeraltı zenginliklerini sömürmek için hareket ederdi. Şimdi ise Venezuela’da olduğu gibi BMGK kararına bile ihtiyaç duymuyor. Devlet başkanını bir gece ansızın derdest ederek, o ülkenin varlıklarına el koyuyor. Rusya ve Çin de bu yapının içindeler. Rusya Ukrayna Savaşı sırasında Donetsk, Harkov ve Zaporijya ya el koydu. Çin Uygur Türklerinin topraklarına el koydu, sırada Tayvan var. Dünya bir yöne doğru çekiliyor bunun da başında ABD ve Çin’in olduğunu söylemek mümkün.
Çin, yapay zekâ, dijital teknoloji ve NTE’ye sahip olma noktasında ABD’yi hayli geride bırakmış durumda. Bu yüzden ABD’nin demokrasi kılıfı altında yeraltı zenginliği olan ülkelere el koyabileceğini söylemek mümkün.