Sahabeden Muaz bin Cebel, Abdullah bin Ravaha ile karşılaştığında “Gelin Müslüman olalım” diye söyler. Revaha’nın bu söz dikkatini çeker zaten Müslüman değil miyiz? der. Bu durumu Hz. Peygamber’e nakleder.
Hz. Peygamber (asm), “Allah ondan razı olsun! Onun amacı imanımızı tazeleyelim” demektir. “O, meleklerin de iştirak etmekten iftihar ettiği meclisleri seviyor” der.
Sahabeden bir başka anekdot: Hanzala bir sabah erkenden Hz. Peygamberin kapısına geliyor. Rasulullah çıksın da müşkilimi halledeyim diye bekleme başlar. Biraz sonra Hz. Ebu Bekir yanına gelir. "Ya Hanzala! Erkenden nedir bu halin?" der.
Rasulullahın katiplerinden Ebu Ribi Hanzala b. er-Rebi el-Üseydî, kendi başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır:
Ben, “Hanzala münafık oldu” dedim. O, “Sübhanallah, sen ne diyorsun?” dedi.
Ben, “Rasulullahın huzurunda bulunuyoruz. O bize Cenneti ve Cehennemi hatırlatıyor, sanki (Cenneti ve Cehennemi) gözlerimizle görüyoruz. Fakat onun huzurundan çıkınca, hanımlarımızla, çocuklarımızla meşgul oluyoruz. Onların işleri ile meşgul oluyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”
(Bunun üzerine) Ebu Bekir (ra) şöyle dedi: “Vallahi mutlaka bizler de bunun (söylediklerinin) benzeri ile karşı karşıya kalıyoruz. Bizimde farklı tarafımız yok.”
Hemen ben, “Hanzala munafık oldu. Ey Allah'ın Rasulü” dedim. Rasulullah (asm) bunun üzerine, "O nedir (o ne biçim söz)" dedi.
Ben de, “Ey Allah'ın Rasulü! Senin huzurundayken bize Cehennemi Cenneti hatırlatıyorsun. Sanki gözlerimizle görüyoruz. Fakat huzurundan çıkınca, eşlerimizle çocuklarımızla meşgul oluyor, mesleğimizi icra ediyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.” dedim.
Bunun üzerine Rasulüllah (asm) şöyle buyurdu: “Nefsim kudreti elinde olan Allah’a yemin olsun ki: Huzurumda bulunduğunuz hal üzere (zikirde) devam etseydiniz melekler (evlerinizde) döşekleriniz üzerinde ve yollarda sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ya Hanzala, bir saat ibadetle bir saat dünya işleriyle uğraşınız, yeter” diye üç defa tekrarladı.1
İşte, mü’minin hâli med cezir gibidir. Bazen yükselir bazen de geri sayar.
Dipnot:
1- Delilü’l-Falihin, c.1, s. 400, h:151.