Peygamber Efendimizin (asm) yaşını örnek alarak ettiği duanın kabulüyle 23 Ağustos 1972 yılında, 63 yaşındayken vefat eden Dr. İbrahim Sadullah Nutku'yu rahmetle yâd ediyoruz.
Trabzon’un Of ilçesinden, Osmanlı Ordusunda deniz subayı olan binbaşı Süleyman Nutku Beyin oğlu... İlkokul, ortaokul ve lise tahsilini Üsküdar’da tamamladı. Askerî Tıbbiye’ye girdi. Başarılı bir tahsil hayatını müteakip tıbbiyeyi bitirdi ve kıta doktoru olarak askerî birliklerde vazife yapmaya başladı. Bu arada ihtisasını tamamlayarak verem ve dahilî hastalıklar mütehassısı oldu.
Almanca tıp eserini tercüme etti
Asistan olarak ihtisas yaptığı yıllarda kendi çabası ile Almanca’yı öğrendi ve Alman Kralı Kayzer Vilhem’in, ‘Dahilî Hastalıkların Genel Teşhisi’ isimli eserini Türkçe’ye tercüme etti. İki senelik hummalı bir çalışmanın neticesinde tamamladığı bu kalın kitabı, 1935 yılında kendi imkânları ile bastırıp dağıtınca, bu hareketini takdir eden hocası Prof. Abdülkadir Noyan, onun yanında asistan olarak kalmasını istedi. Bu cazip teklifi kabul etmeyen Sadullah abi, askeriyedeki vazifesine döndü. Uzun yıllar memleketin değişik yerlerinde vazife yaparak binbaşı rütbesine kadar yükseldi. 1950 yılında, yarbaylığa terfî etmesine bir sene kala kendi arzusuyla ordudan istifa etti.

Haşir Risalesi ile tanıştı
O günlerde, Beşiktaş’taki Vişnezâde Camii’nde imamlık yapan emekli Yüzbaşı Refet Ağabeyden aldığı Haşir Risalesi’ni okuyunca dinî hassasiyetleri daha da arttı ve zamanın menhiyâtına karşı çocuklarını muhafaza etmek maksadıyla Konya’ya yerleşmeye karar verdi. Ailesinin muhalefetine rağmen Konya’ya taşındı, bir muayenehâne açtı.

Hastalarına imanî reçeteler de verdi
Hep şefkatle muamele ettiği hastalarına ancak zarurî hâllerde ilâç yazarken imanî telkinlerde bulundu. Hiçbirinden ücret istemedi, verdikleri ile iktifa etti.
Bu arada, şehirdeki bazı mânevîyat büyükleri ile tanışıp görüştü, çevre il ve ilçelerde yaşayanları araştırdı.
Bediüzzaman'ı ziyarete gitti
Camide tanıştığı bir kişiden Bediüzzaman’ın Emirdağ’da ikamet ettiğini öğrenince onun ziyaretine gitti. Kerametine şahit olma hissiyle huzuruna çıktığında ilk dikkatini çeken şey onun parmağındaki yüzükler oldu. Birini vermesini kalbinden geçirerek elini öptüğü sırada ikisini de kendi parmaklarında bulunca hayretler içinde kaldı. “İkisi fazla, biri yeter” diyerek yüzüklerden birini geri alan üstadımız Said Nursî ile sohbet ettikçe, yıllardır aradığı manevî mürşidi bulduğunu anladı ve kendini tanıtıp hâlini arz ederek Konya’ya gelişinin sebebini anlattı.
"Gül bahçesindesin, gübrelere bakma"
Üstad ona; “Kardeşim, sen gül bahçesindesin, gübrelere fazla bakma, çiçeklere, güllere bak, iyiliklere, güzelliklere bak. Bu dünyada tam istediğin gibi bir yer bulamazsın” dedi. Üstadından bu ilk hayat dersini aldıktan sonra hadiselere bakış açısı tamamen değişti. Büyük mürşid, âsûde mekân arayışlarından vazgeçti ve her hâli ile İslâm’ı yaşayıp yaşatmaya azmetti...
Bu maksatla, doktorluk önlüğünü şeair-i İslâmiye saydığı cübbe yerine kullanırken, küfür alâmeti olarak gördüğü şapkaya ve fotöre her rastladığı yerde müdahale etti.

Hayat gayesi Risale-i Nur oldu
Bediüzzaman Said Nursî’yi tanıdıktan sonra Risale-i Nur’a hizmeti hayat meşguliyeti hâline getirdi. Muayenehânesinde, gelen hastalara Risalelerden kısa bahisler okuyup Hastalar Risalesini hediye etti. Risale-i Nur’daki Kur’ânî hakikatlere cami cemaati de dahil herkesin muhtaç olduğunu düşündüğü için 2500 lira vererek bir teyp aldı ve camilerde namazlardan sonra kalan cemaate risale dinletmeye başladı...
Ona zulmedenlerin ıslahı için dua etti
Hizmetleri şehirde yayılınca makamına çağırıp tehdit eden Konya Valisine, o da aynı şekilde karşılık verip hizmetlerine devam edeceğini söylemesi üzerine, polisler tarafından tutuklanıp saatlerce karakolda dövüldü. Polislerin vurduğu ağır darbeler yüzünden işitme duygusunu kısmen kaybetti... Yere yığılmış ve kendine geldiğinde onu vuran polislere beddua edeceği yerde, aksine onların ıslahı için dualar etmiş affedilmelerini istemişti.
Kur'ân-ı Kerîm'i hıfzetti
Altmış ihtilâlinin cuntacısı Cemal Gürsel Türkiye'de rahat yok diye ihtilal yapmıştı. Müslümanlar için kâbus hâlini alan karanlık günlerdi. Yaşı elliyi aşkın olmasına ve pek çok zulme, eziyete maruz kalmasına rağmen hem hizmetlerine devam etti, hem de Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetmeye başladı. Nurculuk propagandası yaptığı iddiasıyla çıkarıldığı mahkemede tevkif edilip hapse atıldı.
Yaşlı gözlerle hapishanenin penceresinden göklere, göklerdeki bulutlara bakar, Kur'ân-ı Kerîm'den gökler ve bulutlarla ilgili, o temâşâ-yı şâirane ayetleri okurdu. Hapishanenin bahçesindeki ağaca bakar, Said Nursî Hazretlerinin tohum ve ağaç teşbihlerini, nispetlerini dile getirirdi.
Serdengeçti'nin dilinden "Dr. Nutku"
Osman Yüksel Sedengeçti de onun koğuşunda tutuklu idi ve şöyle derdi; "Bu zulme sinirlenip 'namussuzlar!..' diye nutka başlardım. Dr. Sadullah Nutku'ya bakınca nutkum tutulurdu. Onda söz yoktu, öz vardı. Susmak, susmak. Tezekkür, tefekkür, temâşâ..." "Doktor, derdim. Sen dünyayı üçten dokuza boşamışsın, kurtulmuşsun. Ben hâlâ dünya ile evliyim. Tatlı tatlı gülümserdi. 'Sen büyük mücahitsin derdi" "O beni büyüttükçe küçülür giderdim. Kendisini küçülttükçe gözümde ve gönlümde o daha fazla büyürdü. Fakat o, Üstadından ‘gübrelere değil, çiçeklere güllere bakmak’ dersini aldığından kendisine reva görülen bed muâmelelere aldırmadı. O hâliyle dikkatini çektiği Osman Yüksel’in de dediği gibi kendisini hep ‘gül, gülistan içinde hissetti ve herkese gülen gözlerle baktı.
Azim abidesiydi
O bir azim ve irade âbidesiydi. Hapishanenin ağır şartlarına rağmen hizmetlerine de, hıfzına da ara vermedi ve üç senede Kur’ân’ı hıfzederek 55 yaşında hafız oldu. Hapishaneden tahliye edildikten sonra bir süre daha Konya’da kalıp İstanbul’a döndü ve Zübeyir Gündüzalp abimizin çevresinde teşekkül eden hizmet kadrosu içinde yer aldı...
Altmış üç yaşında ölmek
Artık bu hedef vardı Sadullah abinin önünde. Muhabbet-i Muhammediye (asm) meftunu pek çok muttakî mü’min gibi o da, Peygamber-i Zîşanın Hicrî altmış üç yaşında vefat etmesini nazara alarak ömrünün hududunu tayin etmek istedi. Bunun kendi elinde olmadığını, takdir-i İlâhî neticesinde tecellî edeceğini bildiği için de dualarında, niyazlarında Allah’tan onu dilemeye başladı. O yaşında ölmeye o kadar müştaktı ki, samimî dostlarından dua istemeyi bile ihmal etmedi... "Resûlullah, altmış üç yaşında vefat etmiş. Bunda da hikmet var. Demek ki, altmış üç yaşından sonra erzel-i ömür devresi başlıyor” dedi bu isteğinin sebebini soranlara.
Helalleşerek evinden çıktı
O günlerde bazı maddî sebeplerle Fatih’e taşındı. Ailesi ile birlikte evine yerleşti, muayenehânesini açtı ve yabancısı olmadığı bu muhitte yaşamaya başladı. Tarih 25 Ağustos 1972 idi...
Hicrî takvime göre 63 yaşına girdiği günden beri yaptığı gibi o gün de aile efradı ile helâlleşerek çıktı evinden. Hizmet merkezlerine uğrayıp arkadaşları ile görüştü, bazı dostlarını ziyaret etti. Muayenehânesine gidince bekleyen hastalarına baktı, kitaplarını düzeltti, risalelerden birini alıp okumaya başladı. Kitaptan başını kaldırdığında namaz vaktinin yakın olduğunu görünce hemen hazırlandı. Geride kalanlara, kendisi öldüğü takdirde neler yapmaları gerektiğini hatırlattı ve cemaati kaçırmamak için hızlı adımlarla çıktı...
Duası kabul oldu
Yoldan karşıya geçmeye çalıştığı esnada, hızla gelen bir araba ona çarpınca hemen hastahaneye kaldırıldı ise de meslektaşlarının müdahaleleri ve yakınlarının yalvarışları, yakarışları o müstecap duaların tecellîsini değiştirmedi...Ve duası kabul olmuş tam 63 yaşında vefat etmişti... Sadullah Nutku’nun vefat haberini alanlar, örnek hareketlerini anlatarak birbirlerini tesellî etmeye çalışırken, arştaki makamına konan ruhu, onun mütebessim simasını andıran nuranî bir yıldız hâlini alarak arzı seyre daldı...Ruhu şad olsun...
(www.kastamonur.com'dan alınmıştır.)