Bir haber düştü akşamın bağrına,
Dağlar sustu, denizler feryatta.
Başet Dağı buz kesti veda çağrısında,
Kardelenlerin boyun bükük toprakta:
“Hû Mevlâm Hû…”
Bir çağrı yükseldi mana âlemlerinden,
Anadolu’ya kar düştü yükseklerden.
Bir yiğit göçtü sadakat burcundan,
Mahzun bir sadâ kaldı ardından:
“Hû Mevlâm Hû…”
Tahirler, Zübeyirler seni beklerken,
Gidişinle bir âlem sarsıldı derinden.
Nurlar eksilmesin diye feyiz kapısından,
Canı Cânân’a kurban edip de gittin:
“Hû Mevlâm Hû…”
Trabzon yazında açan çiçekler,
Seni sorar şimdi esen yellere.
Karadeniz’in yeşili mahzun ardından,
Nur kervanına katılıp da gittin:
“Hû Mevlâm Hû…”
“Durursam düşerim, kardeşim,” derdin,
“Emriniz olur Sultanım,” deyip yetişirdin.
Bir âlim göçünce âlem ölür der gibi,
Nasıl oldu, anlamadık; sarsıldı cihan.
Nur oldu, Nurlarla gitti güzel insan:
“Hû Mevlâm Hû…”
Nice kalbe muhabbet, nice gönle Nur ekti,
Şahidiz yâ Rabbi, gönüller yaptı da gitti,
İsm-i Vedûd’un hürmetine affeyle onu,
Sonsuz rahmetinle kuşat Halil kulunu:
“Hû Mevlâm Hû…”
İ. Seyda Durgun