Günümüzün en önemli meselelerinden birsi de "ahlâkî yozlaşma” meselesidir.
Zira bir toplumun genel ahlâk seviyesi, fertlerin tek tek kusurlarından ziyade; fertlerin hangi ölçülerle yetiştirildiği, neyi esas aldığı ve hangi değerleri merkeze koyduğu ile doğrudan bağlantılıdır.
Geçmişte bu milletin genel ahlâkı, imanî ölçülere dayalı bir zeminde şekillenmiş, İslâm ahlâkı olarak tesmiye edilmişti. Doğru ile yanlış, helâl ile haram, güzel ile çirkin kavramları; İlâhî bir ölçüyle mana kazanıyordu. Zamanla bu bağ zayıfladı. Dine uzanan hoyrat eller, imanı ve ahlâkı hedef tahtasına koyarak, doğrudan ve dolaylı saldırılar ile iman eksenli ahlâkı yok etti. Zaman seylinde materyalizmin ağır basması ile ahlâk, inançtan bağımsız bir alan gibi ele alınmaya başlandı. Ölçü kaybolunca, ahlâk da izafî hâle geldi. Bugün “menfaatine uygun olanın doğru sayılması” bu savrulmanın tabiî neticesidir.
Bir diğer önemli faktör de eğitimin planlı ve kasıtlı bir şekilde maneviyattan koparılıp, ateist ideolojilerin işgali ile uğratıldığı mahiyet değişikliğidir. Eğitim, geçmişte sadece bilgi aktaran bir mekanizma değil; şahsiyet ve fazilet inşa eden bir süreçti. İlim, edep ile birlikte verilir; akıl kalpten, bilgi hikmetten koparılmazdı. Günümüzde ise eğitim, resmî ideolojinin cenderesinde sıkıştırılarak daha çok meslek kazandırmaya ve sistemin ihtiyaç duyduğu profiller yetiştirmeye odaklanmıştır. Bilgi artmış gibi görünse de irfan zayıflamıştır. Diploma çoğalmış, fakat ahlâkî derinlik aynı oranda kaybolmuştur. Günün en büyük hırsızlarının, dolandırıcılarının birkaç fakülte bitirmiş çok diplomalı kimseler olması manidardır.
Son yıllarda uygulanan aile politikaları, aileyi ahlâkî çözülmenin en fazla hissedildiği alanlardan biri haline getirmiştir. Oysaki aile, ahlâkın ilk ve en tesirli mektebidir. Bu mektebin tahkim edilmek yerine zaafa uğratılması, önce aile mefhumunu yok olma noktasına taşımış, ardından da toplumun ahlâk dengesini sarsmıştır. Aileler kolay parçalanmış, boşanma oranı birçok yerde evlenme oranını geçmiştir. Hal böyle olunca anne-baba ile çocuk arasındaki bağın gevşemesi; sevgi, disiplin ve mesuliyet dengesinin bozulması, yeni nesilleri dış tesirlere daha açık hâle getirmiştir. Bugün çocukları ve gençleri yetiştiren en güçlü aktörler çoğu zaman aile değil; ekranlar ve popüler kültürdür.
Buna ilâveten, modern zamanlarda menfaatin merkezî bir değer hâline gelmesi, ahlâkı ciddi biçimde aşındırmıştır. Oysa ahlâk, hakkaniyeti gerektirir. Ahlâk, hak edilmeyen menfaatten vazgeçebilme, haksız kazanca “hayır” diyebilme erdemidir. Menfaatin kutsallaştırıldığı hatta putlaştırdığı bir zaman dilimindeyiz; yalanın, hilenin ve bencilliğin sıradanlaşması şaşırtıcı değildir. Ahlâk ve fazilet yerine şöhretin, gösterişin ve servetin öne çıkarılması; değerler dünyasında ciddi bir sapmaya yol açmıştır.
İslâm ahlâkı olarak nitelendirilen bu muhteşem hasletlerimizi bir anda kaybetmedik. Ahlâkı ayakta tutan imanî, ailevî ve içtimaî istinatları sistemli suikastlara kurban verdik. Ahlâk; sadece nasihatle değil, imanlı bir duruş, istikametli bir bakış, doğru ölçüyle, sağlam eğitimle, güçlü aileyle ve yaşanan örnekliklerle korunur.
Yara bizde ise çare de Allah’ın lütfu ile yine bizdedir. Ahlâkı yeniden merkeze almak, ölçüyü yeniden bulmak ve hayatı bu ölçüye göre tanzim etmek… Fertten başlayarak topluma yayılan bu tamir hareketi, ancak böyle mümkün olabilir. Risale-i Nur, tamda bu yaranın tiryakıdır.