Birincisi: İslâm dininin hükümlerine uyulmamasından avamda meydana gelen manevî sarsıntı. Yine Şeriatın bazı hakikatlerini başka bir ünvanla göstererek avamı şeriattan nefret ettirmekle vicdanlarda Şeriata itaatte meydana getirilen sarsıntı. Millet olarak çöküşe başladığımız günden beri, bazı düzenlemeleri güya Şeriat üstüymüş gibi Şeriatın izni olmadan neşretmeleri.
İkincisi: Bazı dalkavukların İslâmiyeti nefislerinin istedikleri doğrultuda kötü bir şekilde yorumlamaları. Bu yaptıklarıyla İslâmiyeti -hâşâ- istibdada müsait ve medeniyete engel gibi göstermeleridir.
Üçüncüsü: Dinin bazı ahmak, cahil dostlarının, anlamlarını tam kavrayamadıkları bazı ayet ve hadislerin hakikatlerini izah ederken sadece zahirlerine bakarak bağnazlıklarıyla ayet ve hadislerdeki bazı teşbihleri hakikatmiş gibi kabul edip, halka telkin ederek, bir de bu saçmalıklarını iyilik zannedip dine hıyanet etmeleri.
Dördüncüsü: Bazılarının, medeniyetin güzel ve iyi taraflarını bırakıp, çocukçasına heva ve hevesine uygun gördükleri günah ve pisliklerini papağan gibi taklit etmeleridir.
KANUN KOYUCU DİNDİR
Ey bu ümmetin vekilleri! Sizler meydana çıkarken Şeriat namıyla çıkınız, tâ ki ümmetin birliğine (icma-ı ümmet gibi) küçük bir delil olasınız. Şeriatın etkileyici, parlak ve gür sesiyle ortaya çıktığınızda, o ses, zihinleri hipnoz etkisi altına alacak, işte o zaman toplumda, verdiğiniz emirler ruhen ve kalben karşılık bulacak ve kabullenilecektir. Sizler kanun koyucusu değilsiniz. İyi bilirsiniz ki kanunları koyan sadece dindir. Yapacağınız mevcut kanunlardan istifade ederek, zamanın ihtiyacına göre bazı tercihlerde bulunarak onları uygulamaktır.
Temel esaslarda sakın ihmal ve sapma yapmayınız, meydana getireceğiniz en ufak bir sapma sayı çokluğu gibi büyür. Özellikle ayrıntılarda kötülüklerin büyük bir toplamını teşkil eder. Şimdi tam görünmese de geleceğin tarlasında ebucehil karpuzu gibi zararlarıyla sümbüllenecektir.
ADALET-İ MAHZAYI UYGULAYIN
Mutlak adaleti (adalet-i mahza) uygulayın! Ehvenüşerri seçmek adalet-i izafiyedir. Mutlak adaleti uygulamak varken adaleti izafiye uygulanmaz, uygulanırsa zulüm olur.
Ey milletvekilleri! İyi tartınız ve iyi düşününüz! Haliniz şu beyitte anlatılan duruma düşmesin. “Tek bir şeyi korumak için pek çok şeyi kaybettiniz.” Şairin bu beyti size küçümseyici ve alaycı bir gülüş olmasın.
Netice: Adalet, hangi unvanla olursa adalet olur. Din adına Şeriat adına olursa adalet, adalet olur. Bu noktada ad değişikliğinin büyük bir etkisi vardır. Mantıkta şöyle bir kaide vardır: “Tek bir şey bir isimle ifade edilmesi zarurî olduğu halde, başka bir unvanda, isimde söylenmesi nazarîdir, yani pratik değil teoriktir.” Namazdaki hareketler ibadet olabilmesi için ibadet adıyla ve niyetiyle olması gerekir. Yoksa o hareketler bir oyun ve namazın haricinde başka bir niyetle olursa ibadet olmaz, hareketler bâtıl ve boş olur, görünüşte o hareketler namaz gibidir, ama gerçek namaz değildir. Ahkâm, Şeriat adına ve Şeriata göre olsun ki adalet, adalet olsun ve halkta da karşılığını bulsun.
ANAYASA VE AHKÂMI SAĞLAM TEMELLERE DAYANMALI
Binaenaleyh, anayasayı ve ahkâmını sağlam temellere oturtup evrensel hükümlere dayandırınız. Ayet ve hadisleri esas alıp din namına yaptığınız zaman çok büyük kazançlar elde edeceksiniz. İşte onlardan bazıları:
1-Meşrutiyet (Demokrasi) ve Anayasa denilen, dinin temelini de oluşturan adalet ve meşveret o yüksek ünvanla olduğunda, o unvan çok muhteşem ve etkili olarak gerçek bir adaleti içine alacak ve dayanak noktamızı temin edecek.
2-Meşrutiyeti sağlam bir esasa dayandırarak evham ve şüphe içinde olanları şaşkınlık tuzağına düşmekten kurtaracak.
3-Geleceğimizi ve ahiretimizi garantiye alacak.
4-Umumun menfaati olan hukukullahı izinsiz tasarruf etmekten kurtaracak.
5-Millî hayatımızı muhafaza edecek.
6-Bütün zihinleri manyetizmalandırarak harekete geçirecek.
7-Yabancılara karşı kemalimizi ve varlığımızı gösterecek.
8-Sizi dünya ve ahiret sorgusundan kurtaracak.
9-Maksat ve neticede milletin birliğini tesis edecek.
10-İttihadın ruhu olan kamuoyunu meydana getirecek.
11-Medeniyetin pisliklerinden korunmamız için hürriyetin sınırlarını kanunlarla belirleyerek o pisliklerin medeniyetimize girmelerini yasaklayacak.
12-Terakkîden geri kalışımızın uzun mesafesini Kur’an’da zikredilen peygamber mu’cizelerindeki teşvikin sırrıyla kısa zamanda tayyettirecek.
13-İslâm birliğini sağlayacak.
14-Hükümetin şahs-ı manevîsini Müslüman gösterecek.
15- Anayasanın ruhu hükmünde olan On Birinci Madde’yi muhafaza edecek. (Kanun-u Esasi’deki On Birinci Madde: Devlet-i Osmaniye’nin dini İslâmdır. Osmanlı devletinin sınırları içerisinde bulunan bütün dinlerin serbestçe icrası ve değişik cemaatlerin mezhep anlayışlarını muhafazası devletin himayesi altındadır.)
16-Avrupa’nın dinimiz hakkındaki yanlış zanlarını yalanlayacak.
17-Hz. Muhammed’i (asm) peygamberlerin sonuncusu ve Şeriatının ebedî olduğunu tasdik edecek.
18-Medeniyeti yok edip yıkmaya çalışan dinsizliğe engel olacak.
19-Birlik ve beraberliğimizi yıkıcı plan, farklı düşünce ve görüş ayrılıklarının yol açtığı karanlıkları nurlu ve ferahlılığıyla ortadan kaldıracak.
20-Bütün âlimleri ve vaizleri milletin birlik ve mutluluğu için meşrutiyet hükümetine hadim edecek.
21-Adalette, adalet-i mahza esas alınacağından ve bu da merhameti meydana getireceği için gayr-ı müslim unsurları daha ziyade uzlaştırıp devletimize bağlayacak. Evet, onları daha ziyade uzlaştırıp bağlamak, onların güvenini diyanet noktasına dayandırmakla mümkün olur.
22-En korkak ve ami bir adamı en cesur ve has bir adam gibi gerçek terakkî hissi, fedakârlık ve vatan sevgisiyle duygulandıracak.
23-Medeniyetin tahribatçısı olan sefahet ve israf ve gayri zaruri ihtiyaçlardan bizi kurtaracak.
24-Gerçek medeniyetin yaşaması için, güzel ahlâk ve yüksek duyguların düsturlarını ders verecek.
25-Sizi, milletin vekilleri olarak temsil ettiğiniz binlerce kişinin hakkını başa kakmadan temize çıkaracak.
26-Sizi icma-ı ümmete küçük bir numune haline getirecek.
27-Gerçek niyetinizin sırrına binaen amellerinizi ibadet haline getirecek.
28-Sizi, İslâm milletlerinin manevî hayatına kasdetmekten kurtaracak.
29-Bu kadar faydaları elde etmekle birlikte acaba neyi kaybedeceksiniz?
30-Sizler bu neticeleri elde edebilmek için demokrasiyi, anayasayı ve onun ahkâmlarını Şeriat unvanıyla gösteriniz.
Akla şöyle bir soru da gelebilir ve diyebilirsiniz ki; medeniyete ait usuller ve fenlerdeki hakikatler, Kur’ân’dan acaba nasıl çıkarılacak?
(Üstad) cevaben derim ki; konularında uzman ve mütehassıs din âlimlerimizin gayretlerinin neticesinde ortak düşünceleriyle meydana çıkarılacak ve tatbik edilecek.
Hatta sorabilirsiniz, fahr olmasın o âlimlerin küçük bir parçası olmam cihetiyle derim ki; Medeniyetin gerçek güzellikleri Şeriatta daha mükemmel olarak bulunur.
Fenlerdeki ispatlanmış kesin bilgilerin hiçbiri İslâmiyetin emirlerine muhalif değildir ve İslâm’a ters düşmez. Muhalefet ve ters düşme, fenlerin ispatı yapılmamış bazı teorileri veya varsayımlarıdır.
Maalesef bazı gençlerimiz bu ispatı yapılmamış bir takım varsayımları ve teorileri papağan gibi taklit ederek kesin bilgi zannetmişler.
Ey milletvekilleri! 1868-1878’de Ahmet Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki komisyon tarafından hazırlanan medenî hukuk kitabı Mecelle sizin için güzel bir örnektir.
İslâmiyet sizden çok şeyler bekliyor. Peygamberimiz (asm) de Zaman-ı Saadetten elini kaldırmış gibi, sözlerinden ortaya çıkan mana ile, İslâm’ın kanunlarına uyun ve uygulayın diyor.
Şunu da unutmayın ki, kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat bölünerek her tarafa sirayet eder. Kanunun gücü kanun koyucunun kuvvetiyle orantılıdır. Ayet-i kerîmelerde O’nun gücünün sonsuz olduğu belirtiliyor. İlâhî kanundaki kuvvet, hukuk ilkelerinin yerine getirilmesi yönüyledir. Şeriatın büyüklüğüne inanıp itaat etmek istibdat değildir.
Dinimize göre, kişinin mükemmel bir hale gelebilmesi, ancak kendini nefsinin esiri olmaktan kurtarabilmesiyle olur. Bu da Şeriat dairesindeki hürriyetle olur. Daha da mükemmel olabilmesi ise, karşısındakine göstereceği gerçek sevgi ve itaatten geçer.
Maddî ve manevî hakiki mükemmellik ise, meşrutiyettedir. Demokrasi; farklı fikirlerin uyanmasıyla, büyüme kabiliyetini kaybeden, kargaşa ve korku üzerine kurulmuş olan istibdadın gayrısıdır. Farklı görüş ve düşünceler, rahatsız etmemelidir. Mesleklerde, yani takip edilen yollardaki farklılık ve değişik düşüncelerdeki ihtilaf, ihtilaf değildir, aksine maksat ve neticede fikir birliğidir. Şu da unutulmamalıdır ki; farklı görüş ve düşüncelerin tartışılmadan kabulü taklitçiliği netice verir.
*
ŞARKIN DAĞLARINDA BÜYÜMÜŞÜM
Üstad Hazretleri, o zamanın gazetelerinde milletvekillerine verdiği -bizim kendi ifadelerimizle özetlemeye çalıştığımız- bu harika dersinin sonunda kendisini de anlatıyor. Hiçbir kayıt altına girmediğini, hürriyet-i mutlakanın meydanı olan şarkın dağlarında büyüdüğünü, hürriyetini hiçbir şeye feda etmediğini, istibdada boyun eğmektense, hapishane ve tımarhaneye girmeyi kabul ettiğini söylüyor. Hemşehrilerine ve özelliklerine ait bir iki söz daha söyleyerek makalesine son veriyor. Diyor ki:
Ben gerçek ve tam bir hürriyetin meydanı olan şarkın dağlarında büyümüşüm, hürriyetimi hiçbir şeye ve lezzete feda etmemişim. İstibdat zamanında hürriyetin unvanı ve en müsait bir zemini hapishaneler ve akıl hastaneleridir. Ben bu gibi yerlere atılarak istibdada karşı olma adına mahkûmiyeti de deliliği de kabul etmişim. Kalbime gayb âleminden gelen bir sesle, vicdanımda çınlayan kalbimdeki İslâmiyete hizmet etme aşk ve gayretinin heyecanını dalgalandırarak, bu hareketli ve hararetli duygularımın yankılanmasını ortaya koymuş birisiyim. Böyle birinin aşırı hassasiyetinden meydana gelen ifrat ve tefritleri onun halis niyetine ve tedbirsizliğine vermek mertlik ve insaniyetin bir gereğidir.
— SON —