"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hakk’a hizmette dört altın prensip

Hüseyin Şahinoğlu
03 Ekim 2019, Perşembe
İman nûru öyle bir manevî ışıktır ki sahibinin dört bir yanını aydınlattığı gibi, onun şahsî hayatında, aile hayatında ve toplum hayatında karşılaşabileceği bulanıklıkları yahut karanlıkları da giderir, seviyesine göre sağlıklı, tutarlı ve dengeli bir çizgi takip etmesine rehberlik yapar.

Başka bir ifadeyle tahkikî imanı elde eden bir kimse, bu iman sayesinde yaratılışı Yaratıcısı adına okur, gerek Yaratıcı ile gerekse insanlarla ve diğer varlıklarla ilişkisini “istikamet” üzere geçirir. Savrulmalardan büyük ölçüde uzak kalır. Hayatından lezzet alır, herkesle barışık yaşar, manevî bir Cennet hayatı sürer…

Tahkikî imanın gerçekliğini ve güzelliğini şahsî hayatında deneyimleyerek gören bir kimse, başkalarını da bu nûra çağırmak, onların da hak ve hakikate ulaşmalarını temin etmek, böylece huzur ve saadet içinde bulunmalarını arzu eder. Buna kısaca “Hakka hizmet”, veya “iman hakikatlerine hizmet”, ya da “hakâik-i imaniyye ve Kur’âniyye’ye hizmet” denilebilir. Çünkü “hak” ve “hakikat” gerçeğini ancak vahiyde yani Kur’ân’da bulur. Hakkı, hakikati, iman esaslarını ancak bu kâinatı Yaratan, bir nevi kavlî konuşması olan Kur’ân-ı Hakîm ile beyan eder.

Peki “Hakka hizmet” nasıl yapılır ya da yapılmalıdır, bunun hangi ilke ve prensiplerinden söz edilebilir, diye düşündüğümüzde, karşımıza misyonları bu olan peygamberler çıkmaktadır. Âyetlerde tekrarlanarak belirtildiği gibi onlar “bizim ecrimiz Allah’a aittir” (Hud 11/51; Şuara 26/109; Sebe 34/47) diyerek insanlardan kendi adlarına hiçbir talepte bulunmamış; sıdk, samimiyet ve ihlâs içinde hizmetlerini gerçekleştirmişlerdir. Hak’tan gelen hakikatleri yani mesajları önce kendi hayatlarında yansıtmış, örnek olmuş, sonra da insanları buna dâvet etmişlerdir.

Hakk’a yani iman hakikatlerine hizmet “son peygamber” Resul-i Ekrem’den (asm) sonra onun varisleri yerinde olan “âlimler” tarafından devam ettirilmiştir. İlmi ile amil olan, amelini ihlâsla temellendiren bu “şahsiyetler” peygamberlerin yolunu izleyerek insanları irşada çalışmışlardır.

Bu şahsiyetlerden birisi olan Üstad Bediuzzaman Said Nûrsi iman hakikatlerini -Allah’ın izni ve tavzifi ile- gayet kapsamlı ve derinlikli bir şekilde işlemiş, gerek asıllarda gerekse usûlde yaptığı “tecdid” dolayısıyla “mücedditlik” vasfını ortaya koymuş; içinde yaşadığımız zaman dilimin hadislerde işaret edilen “ahir zaman” olmasından dolayı da, en azından, “ahir zaman müceddidi” vasfını kazanmıştır. Onun Hakk’a hizmet konusuyla ilgili olarak dikkat çektiği onlarca belki yüzlerce prensipten söz edilebilir. Bunlar bir tarafa, bir soru vesilesiyle söylediği şu kısa paragrafta altı çizilen şu dört altın prensibi hatırlamak bir fikir uyandırmaya yetebilir:

“…Hakaik-i imaniye ve esâsât-ı Kur’âniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde, dünya muamelâtı sûretine sokulmaz. Belki, bir mevhibe-i İlâhiye olan o esrar, hâlis bir niyetle ve dünyadan ve huzûzât-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir.” (Mektubat, On Altıncı Mektup)

Görüldüğü gibi burada Üstad, hakikati “ilâhî hediye olan esrâr” şeklinde tanımlıyor ve buna hizmetle ilgili olarak ikisi olumsuz, ikisi olumlu dört altın prensipten söz ediyor. 

Ona göre bu hizmetler: a) Resmî şekilde yapılamaz. b) Ücret mukabilinde ifa edilemez. c) Halis bir niyetle yapılır. d) Nefsanî hazlardan uzak kalınarak gerçekleştirilir.

Üstad Hazretleri bu prensipleri fikrî planda zikretmekle kalmamış, hayatı boyunca kendisi de bunlara azamî derecede riayet etmiştir. Söz gelimi, O, istiğna düsturunu uygulayarak kimseden hiçbir şey almamış, resmî görev kabul etmemiş, kendisi riayet ettiği gibi talebelerine de en az on beş günde bir İhlâs Risalesi’nin okunmasını tavsiye etmiş; sürgün, çile, hapis ve sıkıntılarla dolu olan hayatında bütün nefsanî hazlardan uzak durmuştur.

Öteki sebep ve hikmetlerle birlikte, bu sırdandır ki baştan başa “ilâhî mevhibe” olan Risale-i Nûr vasıtasıyla yapılan “hakâik-i imaniye” hizmeti yüzbinlerce, belki milyonlarca kalpte makes bulmuş, onların iman ehli olmalarına vesile olmuştur. Hiç şüphe yok ki bundan sonra da yüz binlerce, milyonlarca insan bu Kur’ân tefsiri sayesinde “iman hakikatleri” ile akıl ve kalplerini buluşturarak “uluhiyete karşı ubudiyetle mukabelede bulunma” bahtiyarlığı sergileyecektir.

Umulur ki Rabbimiz, bu Kur’ân bahçesinin feyizli meyvelerinden yemeyi hepimize ziyadesiyle bahşeder, başkalarının da bu meyvelerden yemesi için öteki prensipler gibi bu dört altın presibe (ölçüye) de riayet etmeyi ihsan eder: İşi resmiyete dökmemek, ücret almamak, halis bir niyet içinde olmak, her türlü nefsanî hazdan uzak kalmak!

Hayatı bütünüyle Hakk’a hizmetle geçen ve gerek uygulamalarıyla, gerekse eserleriyle Hakk’a hizmetin ölçülerini veren Üstad Bediüzzaman Said Nursî’den, Allah ebediyyen razı olsun, diyoruz!

Azamî manada istifade ümit ve temennisiyle.

Okunma Sayısı: 612
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı