"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman, hürriyet ve demokrasi denklemi

Hüseyin Şahinoğlu
02 Ocak 2020, Perşembe
İlahiyatçı, sosyolog ve siyaset bilimcilerin inançtan siyasete, siyasetten inanca ilişkin etraflı ve derinlikli açıklamalarına bir bütün halinde bakıldığında, iki çarpıcı denklemden söz edilebileceği görülüyor: “İman-hürriyet-demokrasi” denklemi veya zıddıyla “küfür-baskı-diktatörlük” denklemi.

Bu denklemin ilkinde iki alt denklem bulunuyor: “iman-hürriyet” ya da “inanç-özgürlük” ilişkisi ve “hürriyet-demokrasi” ilişkisi. Evet, “iman ile hürriyet” arasındaki ilişki bireysel planda imanın tanımında açıkça kendisini gösteriyor: İman, “bir kimsenin, kendi hür iradesiyle, bir Yaratıcı’nın bulunduğunu onaylaması” anlamına geliyor. Buradaki “hür irade” imanda her hangi bir baskı yahut zorlama bulunmamasını ifade ediyor. Başka bir ifadeyle fiziki veya psikolojik anlamda baskıya dayalı bir imandan bahsetmek mümkün değildir. Zira imanın tanımındaki “onaylama” ya da “tasdik” kavramı dış etki ile olmayıp bireyin tamamen kendi iç dünyasındaki “benimseme”ye işaret ediyor.

Kur’ân’da bazı âyetler birinci denklemin ilk alt denklemi olan iman-hürriyet ilişkisini çok net olarak vurguluyor. Meselâ, “dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2/256) âyeti ile “Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin” (Kehf 18/29) âyeti bunlardan sadece iki örneği teşkil ediyor. Üstad Bediuzzaman Said Nursî de bu hakikati “hürriyet imanın hassasıdır” yani özelliğidir, diyerek veciz bir şekilde ifade ediyor.

İlk denklemin ikinci alt denklemi olan “hürriyet-demokrasi” ilişkisine gelince, burada yönetimden söz edildiği için ferdîlikten toplumsallığa geçildiğini unutmamak gerekiyor. Kabaca “halk yönetimi” demek olan demokrasi tanımlarında, “hürriyet” çok önemli bir bileşen olarak karşımıza çıkıyor. Zira alan uzmanlarının ifade ettiği üzere, hürriyeti hesaba katmadan, demokrasiyi, “yönetime halkın iradesinin hakim olması”ndan ibaret görmek, işleyebilir bir demokrasiye temel teşkil etmiyor. Ferdîlerin hak ve hürlüklerini koruyan bir anayasa olmadan bir devletin demokratik bir devlet olması mümkün değildir. Çünkü halkın yönetimi kontrol edebilmesi için her şeyden önce onların hür olması gerekiyor.

O halde ilk denklemdeki “iman, hürriyet demokrasi” üçlemesindeki kavramlar fertten topluma yani imandan yönetime ilişkin seyirde, birbiriyle ilişkili, en azından birbirine ters düşmeyen kavramlar olarak açıklanabilir! Bu bağlamda iman hürriyetle, hürriyet de demokrasi ile bağlantılıdır. Nitekim adı demokrasi olmamakla birlikte, meselâ, Asr-ı Saadet ve hulefa-yı râşidîn dönemi hürriyet, adalet ve meşverete dayalı yönetim mahiyet bakımından “iman-hürriyet-demokrasi” denklemini canlı olarak aksettiriyor, diye görünüyor.

Birinci denklemdeki kavramlara kısa göndermeler yaptıktan, ikinci denklemdeki kavramları açıklamak ve birbiriyle ilişkisini izlemek kolaylaşıyor. Bu denklemin ilk alt denklemindeki “küfür-irade” ilişkisi tıpkı “iman-irade” ilişkisi gibi gayet açık görünüyor. Yani ferde bakan boyutu ile küfür de iman gibi iradî bir özellik taşıyor. Esasen kâfirin sorumlu olmasının sebebi de bu. İrade olmaksızın kul sorumlu tutulabilir mi? Fakat başka bir yönüyle küfür, nefis ve şeytanın “hevesât”ına ve istibdâdına tabi olmak anlamına geliyor. 

Çünkü insan aklı ve vicdanı, insanlık tecrübesi ve peygamberler tarihi ile kâinatın hal diliyle verdiği mesajlar imana çok büyük oranda kapı araladığı halde, bütün bunların üzerini örtüp küfre girmek nefis ve şeytanın baskılarına “esir” olmak anlamına geliyor! 

Başka bir ifadeyle kâfir insaniyetine ve vicdanına tabi olan değil nefis ve şeytanın baskısına uyan” demek oluyor. 

Bu yönüyle küfür ile istibdâd yani baskı arasındaki ilişki net olarak gözleniyor!

İkinci denklemin diğer alt denklemi olan “istibdâd-diktatörlük” ilişkisine gelince, yine alan uzanmalarının verdiği bilgiler çok açıklayıcı görünüyor. Zira istibdâd yani baskı ve tahakküm ile diktatörlük arasında doğrudan ve çok bariz bir ilişki bulunuyor. Bir yönetim şekli olarak diktatörlük, otokratik bir hükümet içinde yönetimin diktatör olan bir şahıs tarafından yönetilmesi anlamına geliyor. 

Böyle bir yönetim biçiminde fertlerin hak ve hürriyetleri sınırlandırıldığı gibi diktatör, hedefine ulaşmak ve iktidarını sürdürmek için meşrû ya da gayr-ı meşrû her türlü politikayı savunup uygulamaya koyabilir.

Okunma Sayısı: 838
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı