"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Medrese, anne ise; anneden kaçılır mı?

Şükrü BULUT
21 Kasım 2025, Cuma
Kişinin, anlattığı meselede zamanından örnekler vermesi, fıtrattandır. Yaşadıklarımızı anlatıyoruz lâkin ekseri muhataplarımız, zamanlarımızı yaşamamış olabilirler…

Bazı annelerin, zamanımız medreselerine serzenişlerine şahit oldum. Bir kısım anneler, çocuklarını medreseye yönlendirmede sıkıntı çekiyorlarmış. Bu tespitten sonra, hayalen elli-altmış sene önceye gittim. Sayıları pek az ve şartları günümüze göre çok ağır medreselerde kalabilmek için bekleştiğimiz zamanları düşündüm… İmtihanlar, referanslar veya araya giren hatırşinaslarla kabul edilirdi, talebeler… Tıpkı Horhor gibi…

Medeniyet bu denli ileri değildi. Hasırların üzerinde, ikiye katladığımız yorganların arasında yerde yattığımız zamanları, bugünümüzle mukayese eden hata eder. Her cihetiyle teknolojiye zor ulaşılıyordu. 1970’lerin başında, anneciğimin yünden hazırladığı incecik yorganımı koltuğumun altına, birkaç parça elbisemi de diğer elimdeki çantaya koyarak medreseye geldiğimde o kadar mutluydum ki… Kendimi akranlarımın yanında sınıf atlamış hissediyordum. Zira medreseliydim…

Elli altı sene sonraki sosyal değişimi bir kitapta yazacak hikâyeci var mı, acaba… Kerpiç veya kârgir binaların yerinde apartmanlar ve apartmanların geniş daireleri, bizim zamanımızda yoktu. Kilimin lüksünü; zamanımızın koltuk takımıyla tefriş edilmiş, odasındaki ihtiyaçları modernce temin edilmiş çocuklarımıza anlatmak mümkün değil. Üç-dört kişiyle paylaştığımız odalarımızda, defterimizi-kitabımızı koyacak yeri zaten aramıyorduk. Odalarımızdaki askılıklar, elbiselerimiz için yeterliydi. Diğerlerini bavulda tutardık. Evimizden daha sıcak, neşeli ve rahat bulduğumuz medreseden, bir hatamızdan dolayı müdebbirce evimize gönderilmemek için, büyük gayretler gösterirdik.

Anneler; serzenişlerini zamana mı, medreseye mi, müdebbire mi veya hepten cemaate mi yapacaklarını şaşırmış görünüyorlar. Belki de “hepsine yapmalı” diyeceksiniz… Veya medreseyi oluşturan unsurların, insanların, şartların ve ritüellerin; meşveretlerin teşrih masalarına yatırılmaları gerekiyor. Ebeveyn de konuşmalı, çocuklar da… Müdebbirler de anlatmalı, medrese sahipleri de… Medreseler yaşadıkları zamana göre yeniden dile gelmeliler. Zamanın ruhuna, medenî şekline ve ferdin –belva-i umumiden de olsa– alıştığı şartlara muvafık medreselerden çocuklarımızın fıtraten uzak durmayacakları kanaatindeyiz.

Bir nokta daha var: Annelerin şefkati. Veya bu şefkatin, zamana mutabık tatbiki… Ebeveynin terbiye etmediği çocukları zaman terbiye edeceğine göre, annelerin şu noktada müteyakkız davranmaları gerekiyor: Şefkatini fıtrata muvafık kullanıp kullanmadığını, rahatına düşkünce hayata başlamış çocuklarımızın, tiryakiliklerini medresede devam ettirme arzularına anne şefkâtini alet etmeleri, yani anne şefkatlerinin istismarları… 

Fıtrattaki bu önemli noktayı çobanlar, muallimlerden iyi bilebilirler. Kuzunun melemesine, oğlağın dalgalı sesine, dananın annesine böğürmesine, tayların kişnemelerine hangi anneler dayanabilirler ki… Nihayet anne, annedir. Zeki ve arzularına meyilli çocukların da, nefislerine ağır gelen medreseden annelerine nasıl sesleneceklerini tahmin edebiliyoruz. Çoğu kez, medresedeki çocuklar şartlardan şikâyet etmeden önce, tahrik edilmiş şefkâtler harekete geçer. 

Medresenin yerini tutsaydı anne ocağı; Gavs-ı Geylânî, İmam-ı Rabbanî, Nakş-i Bend, Gazalî, Şafiî, İbni Arabî (kuddise sirruhum) gibi büyük zatlar; şefkatli kucakları hiç terk ederler miydi? İslâm’ın yükselişine, medeniyetine, cihadına, ilmine, fazilet ve teknolojisine faydalı olmuş ulemanın kahir ekseriyeti; bilmecburiye medreseyi anneye tercih ederek, gurbete düşmüşler. Çocuklarımıza istikbalin perdelerini akıllarına hikmetle aralayarak anlattığımızda, yavrucaklar medresenin ve gurbetin önemini anlıyorlar ve sıkıntılardan şikâyetçi olmuyorlar… 

Âhirzaman’ın özelliği, insanın ve eşyanın mahiyetlerinin tahribi olmalı. Zahiren medreselerimizi, Cihan Harbi’nden ve neticesinden yararlanan Kemalizm kapattı. Hâlbuki kurt gövdeye çoktan dadanmış; çürüme içten dışa doğru gelişiyordu. Bunun sebepleri arasında Kemalizm’in Sosyal Marksizm’le planladığı ihtilâlleri, Sivil Marksistlerin dönüşüm perdesinde geliştirdikleri diğer projeleri de sayabiliriz. Biz ise annelerdeki ve medreselerdeki menfî değişimi konuşalım…

Okunma Sayısı: 1728
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Munise

    24.11.2025 00:12:36

    Medrese ile anne ilişkisini, çok yönlü olarak ilginç buluyorum. Devamını diliyoruz yazarımızdan.

  • Rehanur

    22.11.2025 08:12:50

    Anne-baba ve medrese yöneticileri arasında daha açık bir diyalog kurulması gerektiğini vurguluyorsunuz. Medrese aynı zamanda bir karakter eğitim merkezi olduğu için paralel gitmeleri çok önemli hakikaten. Medreselerin iyi yetişmiş fedakarla bunu yapabileceğini de unutmamak lazım. Teşekkürler..

  • Hüseyin T

    21.11.2025 14:42:02

    [2] Diğer yandan, medreselerin de bu değişen dünyada kendini yeniden tanımlaması gerektiği kanaatindeyim. Geleneğin özünü muhafaza ederken, çağın imkanlarını ve çocukların dilini anlayan bir formata bürünmek zorundalar. Mesele, sadece fiziki konforu artırmak değil; bilakis, anlamlı bir disiplin, derin bir maneviyat ve samimi bir kardeşlik ortamını, modern zamanın ruhuna hitap edecek şekilde sunabilmektir. Unutmayalım ki, Gazali'ler ve İmam-ı Rabbani'ler, sadece zor şartlarda değil, aynı zamanda kendi çağlarının en dinamik ve canlı öğrenme ortamlarında yetiştiler.

  • Hüseyin T

    21.11.2025 14:41:31

    [1] Kiymetli hocamızın yazısını okurken, günümüz ebeveynleri olarak bazen "şefkat" adına çocuklarımızın karakter inşasını nasıl da ihmal ettiğimizi düşünmeden edemedim. Bizler, onları her zorluktan korumaya çalışırken, aslında hayatın ta kendisi olan meşakkatle mücadele etme, sabretme ve kendini aşma iradelerini zayıflatıyor olabilir miyiz? Sizin anlattığınız o bir çanta eşya ve incecik bir yorganla gelen mutluluk, aslında maddi olana değil, manevi olana duyulan iştiyakın ifadesiydi. Bugün ise bizler, çocuklarımızın odasındaki koltuk takımını düşünürken, onların ruhuna nakşedilecek o asil duruşu unutuyoruz.

  • Mükremin

    21.11.2025 14:14:45

    Medreseler kadar dini cemaatler ve hatta nur talebeleri zamanı yeniden okumalıdırlar.

  • Mustafa coban

    21.11.2025 09:03:21

    Bir hiç idik.ete kemigʻe büründük.dogduk,büyüdük.koṣtuk,yürüdük.yedik,içtik. Hepsini unuttuk.nerdeydik.ne zaman geldik.ne kadar yürüdük hepsini unuttuk.insan unutmaya yatkın yaratılmıṣ.güzel lakin bari rabbimizi,peygamberimizi ,dostlatimizi,büyüklerimizi unutmasak.vazifemizi unutmasak

  • Hakan

    21.11.2025 08:37:49

    "Fıtrattaki bu önemli noktayı çobanlar, muallimlerden iyi bilebilirler. Kuzunun melemesine, oğlağın dalgalı sesine, dananın annesine böğürmesine, tayların kişnemelerine hangi anneler dayanabilirler ki… Nihayet anne, annedir. Zeki ve arzularına meyilli çocukların da, nefislerine ağır gelen medreseden annelerine nasıl sesleneceklerini tahmin edebiliyoruz. Çoğu kez, medresedeki çocuklar şartlardan şikâyet etmeden önce, tahrik edilmiş şefkatler harekete geçer. " Kendimce teşhisi azıcık burada buldum.

  • Osman

    21.11.2025 08:31:10

    Doğrudur, medresedeki her bozulmayı Kemalizme ağlamayalım lakin, günümüzdeki haliyle kemalizm arasındaki münasebetin de ayrıca izah edilmesi gerekmez mi?

  • S.topuz

    21.11.2025 01:16:47

    "Kalbe bu ikinci hakikat ihtar edildi. Hakikat da şudur: Her bir adam eğer hanesinde dört-beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük Medrese-i Nuriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zât birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir Medrese-i Nuriye ittihaz etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazifele-ri olmadığı vakitlerde, beş-on dakika dahi olsa Risale-i Nur'u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevablarına ve şeref-lerine mazhar oldukları gibi, İhlas Risalesi'nde yazılan beş nevi ibadete de mazharolurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onla rın maişetlerini temin husu-sundaki âdi muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçe-bilir diye kalbe ihtar edildi.Ben de kardeşlerime beyan ediyo-rum. " اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى (Bâkî olan ancak O'dur. C.c.) Hasta Kardeşiniz Said Nursî Emirdağ-2 - 104

  • Cemal Özkaya

    21.11.2025 00:51:26

    Asansörü olup çalışmayan, kaloriferi olup yanmayan, çeşmesi olup suyu akmayan yerlerde kalırken mutluyduk ama bunu şimdi de olsun diyemem. Biz televizyonsuz, telefonsuz, internetsiz büyüyen son nesildik. Şimdi müdebbirsiz, internetsiz bir ortamda kalmak zor. Evlatlara bunu kabullendirmek zor. Helede cemaat düşmanlığının had safhada olduğu şu dönemde suç ne sadece annelerde ne medreselerde. Hepsine ve herşeye birden bakıp çareler üretmek lazım.

  • Abdürrezzak

    21.11.2025 00:32:41

    Anne ve medrese… Ne güzel iki mürebbiyelerdir. Tebrik ederiz ağabey.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı